Siyaset

Lübnan tezkeresi ve düşündürdükleri

bahoz þavata · 05.09.2006 · 1 görüntülenme

Kürt meselesi ile Kürdistan meselesi aynı şey değildir. Milletlerarası ve devletler arası camiada da aynı şeyler değildir. Bizce de özellikleri ve alanları bakımından siyasal pozisyon farklılıkları olan bu meseleler sosyal ve tarihsel niteliği bakımından aynılaşır. Fakat milli meselenin ele alınışı Kürdistan meselesi olarak ele alınmadıkça mesele reformize edilmiş etnik bir kategoride ele alınan bir mesele haline getirilir. Nitekim gerek bizlerin gerekse dışımızdaki devletlerin meseleyi ele alış tarzı oldukça önemlidir.Günümüzde dışarıda mesele hala Kürt meselesi olarak ele alınırken, içte de bu duruma yakın genel duruş sergilenmekte. Kürdistan meselesi ise, hala öne çıkarılmış durumda değildir. Üstelik mesele etnik bir mesele olarak ele alınırken, ülkemizin her parçasında bu duruşlar da kendi içinde merdivenlerin basamakları gibi en alt basmaklardan daha yüksek basmaklara çıkan farklılıklar içermekte. Talepleri ve fiilen yaşanan siyasal konumda bu duruma uygun siyasal duruş arz etmektedir.Meseleyi etnik bir mesele olarak bakan milletler arası ilişkiler ile ortaya çıkan dış siyasal zorlamalar da ülkemizin her parçasında farklılıklar arz eder. Her parçada farklı milletler arası dış siyasal zorlamaların bu çelişik konumu, bizleri değişik milli politikalara yönlendirmiştir.Güneyde bağımsızlığa yaklaşan milli politikalar öne çıkarken Kuzeyde, Doğuda ve G.Batıda daha reformist; milli tanıma, federal haklar, bireysel haklar, doğal haklar vs. gibi politikalar öne çıkmaya başlamıştır. Bu durum bizlerin tercihi olmaktan çok, dış dayatmalar ve parçalar arasında tarihsel konumlanışların farklılıkları sebebiyle her parçada ilerleyen veya geriye çekildiğimiz milli politik pozisyonlardır. Yakın zamanda ABD; batılı devletler ve İsrail’in, Kürdistan meselesi yerine Kürt meselesine yakınlık duyan politikaları öne çıkmıştı. Lakin ABD ve İsrail dahil batılıların bağımsız bir Kürdistan devletine hala sıcak bakmadıkları resmi beyanlarından görülüyordu. Güneyde oluşan Kürt federal devleti bağımsız devlet olma sürecini zorlarken bu doğrultuda dış desteğini hala bulamadığını ve bu koşulların henüz oluşmadığını ayrıca kendileri de dile getiriyorlardı. (Son bayrak krizinde de bu durum netleşmiş görüldü. Irak Enfal bayrağı yerine Kürdistan bayrağının yanı sıra Irak federasyonunu ön gören Irak bayrağının resmi temsili zorlanıyor.) Kuzeyde, Doğuda ve Güneybatıda  milli mesele ekseri daha da geri talepler ile oluşmuş durumda.İç ve dış etmenlerle şekillenen fiilen yaşanan bu politik tutumlara bakıldığında meselelerimiz genelde bir Kürdistan meselesi olarak değil, Kürt meselesi olarak ele alınmakta. Haliyle Kürtler adına bu durum kuşkuya neden olmaktadır. Milli hakların bakiliği ülkesel bir yapı ile oluşturulmadıkça; Kürdistan meselesi olarak ele alınmadıkça hiçbir şeyin emniyeti olamaz. Bu durumu bilince çıkarmak gerekir. ***Lübnan krizi ile birlikte ABD Dışişleri Bakanı sayın Consalide Rice’nin “Ortadoğu’nun yeniden haritası çizilecek.” derken, bölge ülkelerinde yaratmış olduğu infial; Kürtler tarafından memnuniyetle karşılanırken bölgenin statükocu devletlerince tepki ile karşılandı. Tam da bu duruma tepki gösteren Türk kamuoyunun tavrına karşılık Ak Parti Hükümetinin, ABD eksenli politikası daha da etkin hale getirilmesi çalışmaları öne çıktı. Tepkisellik yerini teslimiyete mi bıraktı? İsraillerin, Lübnan’daki istemlerinin karşılanması için “Lübnan Tezkeresi”  TBMM de kabul gördü. Yine bir hafta önce TC-ABD ilişkileri neticesinde PKK’nın Güneydeki yapılanmasının tasfiyesi için ABD, “PKK Koordinatörünü” atadı. Bu durum oldukça  düşündürücüydü.(Bilindiği gibi Güneye askeri hareket için TC askeri hazırlıklarını tamamlamış, hatta sınırı aşarak güneyde otuz kilometrelik bir derinlikteki alanı işgal etmiş durumdaydı. Fakat TC, Kandil operasyonu için beklemedeydi.) Anlaşılan Ortadoğu’da yeniden çizilecek haritada Kürtler için yakın zamanda yeni bir şey yok gibi! İsrail’i güvence altına alacak, İran yanlısı yapıların geriletilmesi neticesinde ABD ve bölgedeki Sünni devletleri rahatlatacak politikalar öne çıkmaya başladı. Farzı mahal, acaba TC, şu tehdidi ABD ve İsrail’den gördü mü?; “Ey TC, eğer sürece dahil olmazsan Kürtler ile olan ilişkilerimizi daha da sıkılaştırırız!” Ya da TC, bu durumu böyle mi algıladı? İkincisi daha akla yatkın. “Irak Tezkeresine” yol vermeyen TC, Güneydeki Kürt federal devletinin oluşumunu bu tezkereye olumsuz yanıt vermesine bağlayan yorumları daha çok öne çıkarmıştı. Ayrıca bu tezkere sonrası Irak’a yaptığı askeri hareketleri yapamaz hale gelmiş, yine Kerkük meselesi nedeniyle politik olarak atıl hale gelmişti. Eski Genel Kurmay Başkanı Özkök’ün adını vermese de; “ İran’nın Nükler silah geliştirme stratejisini TC’ye stratejik tehdit olarak algılayan” beyanı ve Hükümetin Türk Cumhurbaşkanı ile Irak Cumhurbaşkanı Talabani’in görüşmesi talebine, Türk Cumhurbaşkanının reddi cevabı ve yine TC Cumhurbaşkanının Irak tezkeresine karşı oluşu beyanları oldukça önemliydi. Ak Parti Hükümetinin tutumu ve diğer siyasal partilerin ve Türk Cumhurbaşkanı arasında yaşanan bu ayrı duruşlar oldukça ilginçti. Yine yeni Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt’ın Lübnan Tezkeresi konusunda “daha etraflı değerlendirme yapılmalı” sözleri anlamlıydı. Bu yorum ve yaklaşımlardan Lübnan tezkeresi ile birlikte yeniden ABD ve İsrail’in dümen suyuna giren TC’nin amacı: bir yandan Lübnan’da kendi işine gelen İran yanlısı Şii hareketi Hizbullahın geriletilmesi ve örtük olarak ele alsada; Kürt meselesinde bir takım kazanımlara yeniden kavuşmak isteğiydi. Bunların ne kadar karşılanacağını göreceğiz. Lakin biz Kürtler için hala en önemli sorun daha can alıcı olarak öne çıkıyor. ABD ve İsrail ile Kürtler ne kadar stratejik bir ortak? Bunun çerçevesi şimdilik etnik haklar düzeyinde bir dayanışma olarak görülüyor. Bu da pek sağlıklı olmasa gerek. O nedenle meselemizin hangi düzeyde kavrandığını gözden uzak tutmamak gerek. İlerdeki yazımda ABD, İsrail ve Batılı devletlerce TC’nin, Kürtlere nazaran daha çok tercih edebileceğine ilişkin yazılarım olacak. Milletler arası aleyhimize olan bu ilişkiyi bozacak gelişmeler olası mı? Bu önümüzdeki ABD, İsrail ve AB’nin Türkiye ile olan ilişkilerinde ortaya çıkacak. Şimdiden bir şey söyleyemeyiz.  

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.