BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
mehmetmufit · 17.08.2006 · 2 görüntülenme
« Savasi kazanmak için sertligi asindirmak lazim. » Sun TzuBir ay butun yogunluguyla sürmüs olan Lübnan savasi , Birlesmis Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldigi 1701 sayili karara göre 14 Agustos pazartesi günü son buldu. Lubnan devleti, Israil ve Hizbullah’in kabul ettigi bu resolution 19 maddeden olusuyor, ama en önemlisi 3 ana noktada somutlasmaktadir.1- Catismalara karsilikli olarak derhal son verilecek ;2- Israil, iskal ettigi Lubnan topraklarindan çekilecek;3- Birlesmis Milletler’e ait 15'000 asker ve Lubnan devletinin saglayacagi 15'000 kisilik bir ordu gücü Israil’in kademeli olarak çekilecegi güney Lubnan’a yerlesecek. Böylelikle Israil’in sinir güvenligi saglanmis olacaktir.Krize bir çare bulmak gayesiyle, 26 Temmuz’da Roma’da uluslararasi konferans yapildi ve Ingiltere bunun neticesinde bir plan hazirladi. Bu plan çerçevesinde, Fransa ve ABD, sözkonusu kriz meselesinde anlasarak 11 Agustos’ta Birlesmis Milletler’in yukarida belirttigim sonuç bildirisini kabul etmesine yol açtilar.Burada, Fransa’nin bilinen oportunist ve hipokrit tutumuna deginmekte yarar var; Lubnan krizinde o bir yandan ABD ile uzlasmanin yolunu ararken, diger yandan Iran ve Suriye’ye bu krizde rol biçmekten geri kalmadi. Almanya dis isleri bakani Suriye yetkilileriyle görüsürken Fransa dis isleri bakani ise, Iran’i bölgede „stabilisateur“ (dengeleyici) olarak lanse ettti.(1) Iran’in Lubnan savasindaki azmettirici rolüne ragmen Fransa, anti-statukocu cepheye destek vermekten geri kalmamistir. Biz Kurd vatanseverleri sunu bilmeliyiz ki; ortadoguda istikrarsizligin ve statukoyu korumanin mihengi Fransa/Almanya eksenidir. Neticede Lubnan savasi bitti; Iran-Suriye-Hizbullah cephesi buyuk bir yenilgi yasadi ve dengeler Israil’in lehine yeniden duzenleniyor. Israil bu savasida kazandi. Kendi guvenligini yeniden saglamak için giristigi bu savasta o, amacina ulasti; birincisi, Lubnan’in guneyini iskal etti, Hizbullah’in askeri gücünü zayiflatmakla Iran’in Lubnan uzerindeki etkisini kirdi ve Suriye üzerindeki baskisi dahada artti. Ikincisi, bu savasla Israil, Birlesmis Milletler’e 1701 sayili resolutionunu çikartarak, yeterli sayida uluslararasi baris gucunun guney Lubnan’a yerlesmesini saglayacak ve böylece kendi sinir güvenligini gerçeklestirecek. Üçüncüsü, Lubnan ordusunun guneye yerlesmesinin ve Hizbullah’in silahsizlandirilmasinin yolunu açmis oldu. Bu tamamen Lubnan devlet otoritesinin isine gelmektedir ve 1968 yilindan beri konrolunden çikan güney Lubnan’a ilk defa uzun yillar sonra geri dönmektedir. Ates kesin yürürlüge girdigi gun televizyonlari taradim, basta Iran ve Suriye olmak üzere Lubnan Siileri Hizbullahin büyük zaferini ilan ettiler ! Iran ve Suriye’yi anlamak mümkün, çünkü onlar Hizbullah’i teselli etmek istiyorlar. Ne var ki; evi basina yikilmis, arkasinda 1100 ölü birakmis ve topraklarinin bir kismi Israil’in iskaline ugramis olan Lubnan halkinin Hizbullah’in zaferini kutlamasi sadece gülünçtü. Israil acimasizca vurdu, ama Hizbullah askeri yenilgi aldi ve güney Lubnan’in alt yapisinin yerle bir edilmesinin asil sorumlusudur. Buna ragmen, Hizbullah’in lideri olan Hasan Nasrallah, savasin bitmesini „stratejik zafer“ olarak niteleme gülünçlügüne dustu.Israil için her ne kadar kendi sinirlarinin guvenligini saglama önemli olmakla birlikte, Iran’in Lubnan’da etkisini kirmakta o kadar önemlidir. Böylece Iran’in, Arap- Israil çatisma ve sorunlarina karismasini ve taraf olmasini engellemek istemistir. Hizbullah’a karsi savasin genis manada stratejik hedefinin bu oldugu anlasilmaktadir. Bu savasin doguracagi sonuçlar Iran’in Lubnan ve Filistin sorununa iliskin yerini belirleyecektir. Hizbullah’in yenilgisinin Iran’in yenilgisi oldugunu görmek gerekiyor. Hizbullah’i 1980’de Iran kurmustur ve bu gune kadar onu finanse ederek her bakimdan beslemistir; askeri malzeme ve egitim disinda senede 100 milyon dolar yardim vermektedir.(2) Bu gerçek bilindigi taktirde Hizbullah ve Iran’in muazzam baglantisida görulmus olunacaktir. Bu bakima, Hizbullah’in realitesi sadece Lubnan’la sinirli degildir, o Iran’in dogrudan bir kolu ve Ortadogudaki Sii kusaginin önemli bir bileskeni konumundadir. 1980’li yillarin baslarinda, Hizbullah tarafindan Lubnan’da kaçirilip esir alinan batili rehinelerin serbest birakilmalarini Iran, Irak’a karsi savasta ABD’den askeri malzeme alma karsiliginda pazarlik konusu yapmistir. ABD’deki „Irangate“ skandalina bu olay neden olmustu.(3) Hizbullah, aldigi yardimlar karsiliginda gerekli oldugu zaman Iran’a büyük hizmetlerde bulunmustur. Iran, Suriye’yi de yanina alarak ortadoguda kaos politikasini yapmakla ve Lubnan’da Hizbullah, Filistin’de ise Hamas’a arka çikmakla Israil’le Filistin arasindaki her turlu uzlasma ve anlasmayi torpillemistir. Böylece Israil-Arap çatismasi üzerinde sürekli etki yapmakla Israil’in kendisine yönelik muhtemel askeri saldirilari önünde engel olusturmus olmaktadir. Iran’in Israil üzerinde kurdugu bu baski onun bölgede nukleer silaha sahip büyük bir güç olma planinin vaz geçilmez parçasidir.Diger bütün Arap devletleri ve hatta Filistin’deki FKÖ otoritesi, Iran’in Arap-Israil çeliski ve çatismalarina karismasini istemediklerinden Israil’in Hizbullah’i vurmasina sessiz kalmislardir.(4) Ortadogu Araplari bir çok etkenden dolayi ezeli beri, hangi biçimler alirsa alsin, Iran’in hegemonyaci politikasina hep karsi olmuslardir. Iran’la Araplar arasindaki bu çatisma Kurdistan’in çikarlarina isleyebilir. Bu çeliski, Kurdistan federal devletinin milli çikarlar esas alinarak olusturacagi politikalar sayesinde Kurdistan’in isine gelebilir. Fakat bu son derece hassas ve ince politikalari gerektiriyor, çünkü ne ortadogudaki çeliski ve çatismalar nede Iran ile Arap devletleri arasindaki çeliskiler her zaman Kurdistan’in çikarina olmayabilir. O bakima, sonderece dikkatli olmak zorunlulugu vardir. Yeni biçimler almis olan Kurdistan’in jeopolitigi „dusmanimin dusmani dostumdur“ espirisine göre hareket etmeye elverisli degildir. Bu mantik ve espiriye göre hareket etmek Kurdistan’in her zaman çikarina olmayabilir. Dengeler ve politikalar her zaman çok dikkatlice gözlenmek zorundadir. Bu bakima bir çok arkadasin yaptigi gibi, Hizbullah ve Iran, Kurdistan’in dusmanlaridirlar o halde Israil’le „kader birligi“ yapilmalidir gibisinden bir mantikla hareket edilemez. Böylesi bir mantikta siyaset yoktur. Hiç kusku yok ki, Israil Kurdistan’in düsmani degildir ama onun arkasinda siraya girmekte ne kadar Kurdistan’in çikarlariyla uyusum içinde olabilir ? Lubnan savasi gündemimize, degisik biçimleriyle Kurdistan- Israil tartismalarini ilisiklendirdi. Görüsler ve fikirler, degisik boyutlarda ve kapsamda sergilenmeye çalisilmaktadir. Bir takim arkadaslar, soruna Arap miliyetçiligine ve islami entegrizme duydugu tepkilerden hareketle görüsler ileri sürmektedirler ; bazilari ise hala Türk solunun etkileriyle hareket etmekte ve Israil’e yogun elestiriler yöneltmektedirler. Tabi, ortada bir savas var ve savasan taraflarin karsilikli olarak isledikleri suçlar soz konusudur. Görüs ileri suren iki taraftada politik yan zayif kalmaktadir ; tartismamiz sinirlari içinde öncelikle siyasi yaklasim esas alinmalidir. Sorun insan haklari bakimindan degerlendirildiginde ne Israil nede Hizbullah savunulamaz. Esasen, birini digerine karsi savunup savunmama tartismamizin konusu degildir ve boyle bir mecburiyette olamaz. Hadisenin esasi, Kurdistan’in çikarlari temelinde sorunu ele almadir ; Kurdistan ulusal kurtulus hareketi ve güneydeki Kurdistan federe devletinin, bölgedeki güçler dengesinin yeniden konumlanisina ve biçimlendirilmesine yol açacagindan dolayi bu savasla dogrudan iliskisi vardir. Ayni zamanda Kurdistan’i yikmak isteyen bir takim güçler bu savasin içinde bulunmaktadirlar ; Iran, Suriye ve onlarin uzantisi Hizbullah. Bölgede, nükleer silaha kavusarak büyük bir güç olmak isteyen ve hegemonyaci politikaya sahip olan Iran, Arap milliyetçiliginin « ileri » karakolu olan Suriye Baas rejimi ve nihayet bu iki gücün silahli kolu olan Lubnan Hizbullahi, uluslararasi hukukça hukumranlik haklarina sahip olan Israil’e karsi surekli bir savas içindedirler. Ama ayni zamanda bu güçler Kurdistan’da en ufak hak kazanimina bile karsidirlar. Bundan dolayi Kurd vatanseverlerinin dogal olarak tepkisini çekmektedirler, baska turlu de olamazdi zaten. Bir çoklarimiz bunlarin yerle bir olmasini istemekteyiz. Kurdistan’in dusmanlarinin yok olmasini istemek kadar dogal ne olabilir ki ? Ancak ; mesele bu kadar basit degildir ve göründügünden daha karmasik oldugunu görmek gerekiyor. Israil kendisini savunmaktadir. Bu anlasilir bir durumdur ama mesele burada bitmiyor ; Kurd milleti, içinde bulundugu siyasi, ekonomik, dini ve jeografik atmosferden kendisini soyutlama hatasina düsemez. Bundan dolayi, Israil’in politik yaklasim ve hesap olmadan « ucuz » savunulmasini dogru görmüyorum. Araplarin davasini yada Iran’in hegemonyaci çikarlarini savunmak Kurdlere düsmez. Geçmis tarihimizde yapilan hatalara düsmek tek kelimeyle bönlük olur. Ne var ki ; Musevi halkina ve Israil’e karsi yapilan haksizliklar kabul edilmez olmakla birlikle Kurdistan ulusal kurtulus hareketi ve özel olarakta güney Kurdistan federal devletinin çikarlari gözetilmeksizin Israil’in her sart ve kosulda savunulmasida dogru degildir. Kaldiki, Kurd milletinin en zor dönemlerinde Israil ve uluslararasi Yahudi lobisi Kurdlerin yaninda yer almamistir. Onlar kendi çikarlari geregi hareket etmislerdir, Kurdlerinde böyle davranmalari son derece anlasilir bir durumdur. « Yazgi birligi », « kader ortakligi » gibi politikadan uzak söylevlerle hiç kimsenin Kurdlerden Israil’e iliskin bir sey istemeye hakkinin olmadigini düsünüyorum. Iki ülke ve halk arasinda, Kurdistan’in jeopolitik konumunu göz önünde bulundurmaksizin « yazgi birligi »ni empoze etmeye kalkismak son derece büyük ihtiyadi gerektirir. Kurdistan, Israil’le ayni konuma ve sartlara sahip olmadigindan bu tarzda bir « yazgi birligine » hazir degildir. Ama ortadogunun degisim ve dönüsüm yasamasina paralel olarak Israil’e iliskin Kurd politikasida zamanla olusacaktir. Aceleye etmeye gerek yoktur. 17.08.06Mehmet MUFIT________________________________________(1) Le Monde, 16 Agustos 06(2) Le Monde, 2 Agustos 06(3) Le Figaro, 10 Agustos 06(4) Le Monde Diplomatique, Agustos 06 sayisi
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.