BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme
Türk derin devleti, Türk derin halkı ve Türk derin aydını aylardan beri Lozanda gövde gösterisi yapma hazırlıklarını yapıyor...
Kürd, Ermeni ve Asuri jenosidlerini gerçekleştiren Türk devleti ve onun katil sürüleri, işledikleri cinayetlerin hesabını vermediklerinden, tarihin sanık sandalyesine oturtulmadıklarından dolayı yine sokaklara dökülecekler...
Çünkü, yaptıkları yanlarına kaldı. Çünkü dünyanın ileri gelen güçleri ister kapitalist, isterse sosyalist olsun, kendi ekonomik, politik ve stratejik çıkarları için katillere destek sundular ve himaye ettiler..
Çünkü dünya kamuoyu kör, sağır ve ölüm sessizliğine dalmıştı....
Birinci Dünya savaşı sona erdiği zaman tüm dünyanın gözleri önünde Ermenilere, Kürdlere ve Asurlara yönelik Pantürkist ve Turancı güçlerle 20.ci yüzyılın en büyük soykırımlarıda gerçekleştirilmişti...
Jenosidleri gerçekleştirilen kadroları cezalandırma yerine o dönemin emperyalist ve sosyalist güçleri, Pantürkist ve Turanist kadrolara yeni bir devleti, Türkiye Cumhuriyeti Devletini Lozan Antlaşmasıyla uluslararası bir statüya kavuşturarak teslim ettiler.
Savaş galibi güçler, savaş öncesi/esnası ve sonrasında Ermenilere ve Kürdlere verdikleri tüm sözleri unutarak tam bir ihanet tutumu içine girerek Kemalist devlet yapılanmasını desteklediler..
Bu yeni devletin esas siyasal ve askeri kadro yapısı, ideolojisi Ermeni soykırımından sorumlu olmasına rağmen cezasız kaldı.. Çünkü Osmanlı devlet memurlarının %85i ve subaylarının %93ü(Simpson) yeni rejimde görevlerine devam ettiler...Yeni devletin yönetici kadrosu ise zaten İTC yönetici kadrosuydu.Dönemin super güçleri Lozanda Turanist katilleri uluslararası yasallık içine çekerek, Kürdlerin yokedilmesi için gerekli ön şartları(Beşikçi)da oluşturdular..
Kemalist Türk devleti Lozan Antlaşmasıyla elde ettiği hukuki duruma dayanarak, Jön Türklerin tamamlamadıkları, Anatolia ve Kürdistanda etnik arındırma faaliyetlerini ara vermeden devam ettiler.... Artık bölgede Zozolar(Ermeniler) kalmamıştı.. Şimdi sıra Lololardaydı.
Çünkü, Türklerin Turan ülkülerinin önünde tek bir engel kalmıştı.... Bu engelde binlerce yıl boyunca kendi toprakları üzerine yaşamış ve homojen bir yapılanma oluşturan Kürdlerdi....
Aslında Kemalistler Lozanıda beklemeden daha 1920lerde Koçgiriye karşı kıyıma giriştiler. O dönem Sivas Valisi olan Ebubekir Hazım Tepeyran anılarında Türklerin vahşetini şöyle anlatıyor: Bölge sakinleri sürgün edilmekten korktuklarından dolayı evlerini, mal ve mülklerini bırakıp dağlara kaçıyorlardı. Kendi canlarını kurtarmak için dağlara sığınan insanlar, eşkiya diye damgalanıyor, evleri yakılıyor ve mülklerine el konuluyordu. Umraniye ve Zara çevresinde 76 köy, Divriği mıntıkasında 57 köy olmak üzere toplam 133 köy yerle bir edildi... Sanki düşmana karşı bir savaş yürütüldü.. Yüzlerce insan öldürüldü, mülkleri yıkıldı ve hayvanları öldürüldü.. Binlerce insan dağda soğuktan ve açlıktan öldü.........
Koçgiri hareketi esnasında, Türk sömürgeci devletinin yaptığı vahşet ve barbarlığa burada anlatmayacağım...
Benim esas amacım Lozan Antlaşmasından sonra Kemalistlerin Kürd halkına karşı giriştikleri soykırımı kısa ve ana başlıklarıyla vermektir.
Lozan Antlaşmasından (1923) 1940lara kadar Türk devleti Kürdistanı tüm dünyadan yalıtarak, dört bir yandan kuşatarak ve tüm dünya devletlerinin gözü önünde Kürdlere karşı hayatın tüm alanlarında jenosidler ve insanlığa karşı tüm suçları işledi....
Tüm devletinin Kürdlere karşı yürütüğü bu jenosid girişimi planlı ve önceden hazırlanan bir proje temelinde pratiğe aktarıldı... Türkler bu kıyımlar esnasında Kürdler arasında hiç bir ayırım yapmadı..Türk Devlet, Ağa, Şeyh, Pir, Dede ve sıradan Kürd köylüsüne kadar, işbirlikçi Kürdlerden dirinişçi ve yurtsever Kürdlere kadar herkesi ayırım yapmadan yok etmeyi amaç etmişti....
Kemalistlerle girdiği uşaklık ilişkisinin karşılığını idamla bulan Cemilê Çetonun son anda söylediği Ji min re nebêjin Cemîlê Çeto, bêjin kerê de keto sözü büyük tarihsel öneme sahiptir..
Türk barbarları, Kürdistanı Kürdlerden arındırmak için 1926-1927 yılları arasında Elazığ, Hınıs, Varto, Solhan, Bingol, Genç, Diyarbakir vb... bölgelerini; 1928de Kozluk, Sason, Pervari vb... bölgelerini; 1928 ve 1930 arası Ağrı bölgesini; 1937 ve 1940 arası Dersim mıntıkasını seçti ve Kürdistanı ateş ve demirle susturdu, kıyımlar gerçekleştirdi...
Kürd halkı tek başına, çaresiz, imkansız, dostsuz ve silahsız Türk barbarlarının vahşetiyle karşı karşıya kalmıştı.. Buna karşılık, o dönemin kapitalist ve sosyalist güçleri Türklere, Kürdleri yok etmek için her türlü destek ve imkanı sundular.
Şêx Said dirinişi esnasında Türk devleti 80 bin kişilik ordusunu bölgeye sürdü.....40 ile 250 bin Kürdü(Poulton) yok etti...
Aralarında kadın ve çocuklarında bulunduğu binlerce suçsuz ve gunahsız Kürd köylüsü imha edildi(Dr. Qasimlo)
Kürdistanda o dönem tam bir felaket yaşandı...
Sadece 1925 ve 1928 yılları arasında Kürdlerin mecburi iskanı esnasında Anadolunun soğuk ortamında uzun ve yorucu göç nedeniyle açlıktan....... 200 bin Kürd yaşamını yitirdi(Mc Dowall)
O dönemin İngiltere Büyük Elçisi Sir George Clerk yaşananların durum tespitini şöyle yapıyor: Türk Hükümeti 1915 yılında Ermenileri yok etmek için uyguladığı ve başarılı olduğu politikasını Kürdlere karşı uyguluyor....(akt.Mc Dowall)
Türkleştirme ve soykırım faaliyetleri hiç bir norm yada kural tanımıyordu... 100 binlerce Kürd soykırımdan geçirildi, yerleşim yerleri yerle bir edildi ve yakıldı (S. Üstüngelden akt.Qasimlo)
1924 ve 1938 yılları arasında Türklerin Kürdleri yok etmek için giriştiği kıyımlara karşı onlarca Kürd direnişi oldu ve hepsi kıyımla sonuçlandı... Nerede ve Kürdlere ait ne varsa yok ediliyordu... Kürdlerin önünü kesmek için Vanda 100 cıvarında aydını bağlıyıp torbalara konarak göle attılar(L. Rambout)
Türk Devletinin çıkardığı mecburi iskan kanunu, kurduğu İstiklal Mahkemeleri, Takriri Sükün kanunu, oluşturduğu Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve çıkardığı soy isim kanunu ve kısaca akla gelebilecek her şey Kürdleri yok etmek için pratiğe aktarıldı..
Tüm devlet kurumları ve kadroları açık bir şekilde Kürdleri yok etmeden söy ediyorlardı... İ. İnönu Türkleşmeyenleri ve Türklüğe muhalefet edenleri yok edeceğiz, M. Esad Bozkurt Türk kanını taşımayanlar ancak Türklere köle ve uşak olabilirler diyordu..
Rüştü Arasda aynı bazda düşüncelerini dile getirerek: Ya türkleşecekler yada yok olacaklar diye Kürdlerin tek bir seçenek koyuyodu..
Rüştü Aras Türk Dışişler Bakanı olarak Kürdistan Kürdsüzleştirme ve zenginliklikler dolu alana Türkleri yerleştirme çabalarını sonuna kadar götüreceklerini o dönem Irak Kommiseri Michael Dobbs açıyor ve Kürdlerin sınırlarda olmasının tehlikeli olduğunu söylüyor..(M. Dobbs)
Daha fazla uzatmadan diye bilirimki, Lozan Antlaşması Kürd soykırımının uluslararası güvenceye kavuşması ve Kürd halkının tarihte ve bugünkü coğrafyada yok etme antlaşmasıydı... Çünkü Kürdler Lozan millet olarak, ülke olarak yok sayıldılar...
Lozandan sonra Kürdlere karşı kıyıma dünyada tek bir tepki geliyor.. O da
30 Ağustos 1930da Sosyalist internasyal( Sosyal Demokrat Partilerin birliği) kürdlere karşı katliamlar yapıyor yönündeki çağrıdır...
Bugün Lozan taraftarları yine sokaklara dökülüyor.... Amaçları açık ve ortadır... Jön Türkler ve Kemalistlerin yarı kalan Kürd kıyımını, Kürdistanı Kürdsüzleştirme politikasını sonuca götürmektir..
Türk Devletinin ve onun derin kollarının planlarını boşa çıkarmak için, Uchy Sarayında Türk katillerinin ve onların destekleyicilerin yargılanması için, Lozan Antlaşmasının hükümsüzlüğü için ..... sessimizi birleştirelim!!!!!!!
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.