Siyaset

LEGAL KÜRT SİYASAL PARTİSİ

ALÝ K. ÝNCESU · 21.06.2006 · 1 görüntülenme

  Kürt halkı bugüne kadarki kavgasında çokça tecrubeler edindi.. Bu yüzyılın başından beri, her fırsatta, ulusal ve demokratik hakları için kesintisiz mücadeleyi farklı alan ve tarzlarda yürüttü. Kalkışlar her defasında acımasızca bastırıldı. Ancak bitirilemedi. Fırsat ve koşullar yakalandığında  yeniden ve yeniden farklı mücadele tarzlarıyla Kürt ulus özlemlerini dillendirdi. Kürtler iktidarlaşamadı, ancak yok edilmek üzere yürürlüğe koydukları projeyi bertaraf edebildiler. Uzun mücadeleler ve ağır kayıplar ile birlikte  gelinen noktada; artık “Kürtler var mıdır? Yok mudur?” tartışmasını fazlasıyla aştılar.  Artık resmi ağızlar bile ne amaçla olursa olsun, sonuçta  tüm resmi ideolojilerine rağmen  açıkça “Kürtler var” diye itiraf etti. Özal; ne gaye ile olursa olsun “bende biraz Kürt’üm… Federasyon tartışılabilinir!” dedi. Demirel;  “Kürt realitesi vardır. Bizim eskiden bu konuda eksik ve hatalarımız oldu. Bu hatalarla barış ve güveni sağlayamayız!” dedi. Recep Tayip Erdoğan; “ Kürt sorunu vardır” dedi. Tüm demokratik çevrelerde; “Kürtlerin kendi demokratik kurumlarını oluşturma arzularının yerinde bir hak olduğunu, açık kimlikli  partilerini kurmaları  ile öncelikle demokrasiye katkı sağlayacaklarına dair düşünceler beyan edildi. Özellikle  “Kürtlerin kendi ulusal demokratik kurumlarını nasıl oluşturacaklarını ve uluslararası cephede onurlu bir şekilde tabii hakları olan yerlerini nasıl alabilecekleri en yoğunluklu tartışma mesailerini aldı. Fakat Kürtlerin kendilerini tanım(lam)aları bu “var” ve “yok” arasında sulandırıldı. Türk devleti adeta kedinin fare ile oynar gibi kürt halkı ile deyim yerinde ise oynadı. Bunda Kürt siyaset sınıfının siyasal atalet ve ciddiyetsizliğinin yanı sıra ulusal özlemlere karşı tutumda da zaafiyet içinde idi. Ulusal sorun köylü politikalarla çüzülmeye çalışıldi. Oysaki her geçen gün politikadaki incelikler acımasız şiddet ile harmanlanarak bize karşı / Kürt ulus mücadelesine karşı kullanılırken, biz Kuzeyli Küt siyasal sınıfı değişmemekten direniyor ve tabularımızı büyüterek kurtuluşu araya durmanın çaresizliği yalama oluyorduk. Tüm yaşananları aşamayan politikalarımıza rağmen “uyanık olmalıyız”, “çok çalışmalıyız”, dirençli olmalıyız” nasihatlarını birbirimize yaparken geleneksel politikamızı aşma konusunda da son derece tutucu, içe dönük ve moderen olmayan cemaat kültürü ile sivil siyasette ilerlemeyi düşünüyorken bir türlü ilerleyemiyor ve bizim için gerekli siyasal sıçramayı gerçekleştiremiyorduk. Tüm devlet ricali her şeyi söylerken temel amaçları; Kürt ve Kürdistan olgusunu  Ankara merkezli düşünüşün ilerisine geçirtmemek telaşını taşıyordu. Oysa ki Kürt Ulusal Sorunu kendi doğal toprakları zemininde ve özgünlüğünden dolayı adeta haykırırcasına “BEN BİR DÜNYA SORUNUYUM” diyordu. Siyaset sınıfının bu zeminde tartışmalardan uzak durma / tutma çalışmaları da bir türlü Kurt sorununun “Kürdistan Sorunu” olduğunu ve dünya ile çözüleceğine dair gerçekliğini  maniple etme çabaları pek işe yaramıyordu. Bizler de sivil siyasetin gerekleri yerine getirme yerine; köylünün “Odunum ilahi odunum!”  inadını sürdürmeye çalışıyorduk. Biz ne bir aydın örgütünü, ne bir bilimsel ve atölye çalışmasını, ne bir enstitü ya da vakıf çalışmasını gerçekleştire bilecek yeteneklere de sahip olamıyorduk. Tabi bunda devletin baskı, yok etme, yok sayma ve yıldırma politikasının sonuçlarını görmemiz gerekir, fakat biz ne kadar gereklidir dediklerimizi hayata geçireiliyorduk? Bu soruyu kör döngü içerisinde birakıyor tekrar dönmekten başka bir açılım sağlayamıyorduk. Kendi ekseninde daha hızlı dönmeyi  nerede ise maziyet sayar ve birbirimizle çekişir, dedikodu üretiğimiz kadar politika ve çıkış yolu üretmeyi düşünemedik.Bu denklem üzerinde politik tutum takınırken dönemin yeni politik yönelişleri ile Kürdistan’ı kapsayan direkt ve endirekt  etkileri hesaba katarak, Kürt halkının özlemlerini, sosyal ve politik yaklaşımlarını, yanılgılarını ortaya koyup anlaşılır kılarak mücadele tarzımızı seçmemiz gerektiği tartışma götürmezken, gereği gibi bu da yapılmadı, yapmaya fırsat da bırakılmadı... Zira mücadele tarzında; “Nasıl bir gelecek?” tasarısındaki netlik önemli idi. Bu projenin devletleşme dışındaki çözümlere kapalı olması gerektiği ‘Parçalanmış Ulus ve ülke’ olmasından kaynaklıdır. Zira devletleşme hayal ve özleminden  yoksun bırakılan uluslar, ulus değildir ve Kürtlerin bunca devletleşme projelerinden  uzak tutma/ tutulma telaşı da Kürtlerin Uluslaşma yolundaki çabalarından alıkoyma projelerinden kaynaklıdır. Bütün bu politik hattı bilince çıkaramadığımız için bugun “Kemalizm iyimidir, kötümüdür, kürt halkına iyilik mi yaptı kötülük mü?” tartışmalarına siyaset bilimindeki ar ve hayayı da aşarak en dibe düşecek kadar aşağılanmayı göze alacak kadar arsızlıklarla karşılaştığımızda da hiç suç ve vebayı kendimizde aramadık. Bir İngiliz Atasözünde; “Kendi projesi olmayanlar, başkasının projesinde  malzeme olurlar.” Kürtlerin de kendilerine has, ulusal hedefleri ve bu hedefe varmak üzere projeleri olur. Bu hedefler kısa, orta ve uzun erimli politikalarla netleşmiş vaziyette hayata geçirilir. Burada güçler dengesi, dışımızdaki güçlerin proje, gerçekleşebilir durum ve hedefleri asla gözardı edilemez.  Ancak dönüp dolaşarak 30 yıllık siyasal yaşamı  daha “Nasıl bir örgüt modeli?” sorusuna cevap bulmak üzere tüketmişisek burada “Bu kadarına da yeter?” dememek için  taş olmak gerekiyor…Tüm bu basit politik metodoloji her nedense biz Kürtler tarafından anlaşılır ve fulo durumdan çıkarılamadı. Zira Kürtler nüfusları ve coğrafik büyüklükleri itibariyle dünyada  tek bağımsızlık yoksunu ülke ve ulustur. Artık 620 BİN nüfusluk Karadağ, Avrupa’nın göbeğinde daha dün “devlet” olduğunu ilan etti ve dünyaca tanındı. Kosovada üç-beş Türk köyü devletleşmeyi önüne koyarken TC. tanıyacağına dair şimdiden imada bulunuyor. Ama her nedense Kürtlerin devletleşmesi arzusu Türk, Arap ve Fars devletleri tarafından  “kabul edilemez” bulunması da bir yere kadar “doğal!” karşılanabilinir. Ancak “Kürtlerin devlet kurması caiz değildir! Zararlıdır! Kurterin Maf Olmasına sebep olur!” vb. diyen Kürtleri bir yere koymaksızın, onları mücadelede değerlendirmek zorlaşmaktadır. Reformlar her zaman “ortada” ve kitlelere ulaşacak, cephe açıp genişletmek için kullanılacak araçlardır. Bu araç Kürtler için olduğu kadar egemen sömürgeci devletler için de geçerlidir. Sorun burada kimin daha “kullanma” hünerini göstermeye kalmıştır. Bu hüneri köylü politikalarla göstermek artık mümkün değildir. Ulus olgusu moderniteye tekabül eden bir kavramdır ve modern  politikalarla gerçekleşebilir. Politika, geçmişte çıkarılacak derslerle  ve özellikle mevcut  politik veriler üzerinden yapılamaz yada günümüzün teknolojik gelişmişliği ile Kürdistan’ın  tarihsel ve güncel özgünlüğü tüm olgularıyla ortaya konulmaksızın yapılırsa yanlış ve başarısız olmaya mahkumdur. Artık köylüler köylülükten arındırılmaksızın “general” olamaz. Artık Topal Osman ya da Kahya Yaya Ağalar kast edilerek,  “köylüler siz milletin efendisisiniz” demekle moderen ulus yaratılamıyor. Onun için ulusal ve sosyal kurtuluşa erişmenin “dolanbaçlı yol” özelliği, tüm karmaşıklığa rağmen siyasal ve iktidarlaşmadaki irade, özlem ve coşkuyu komperest  bir heyecanla sürdürmekten geçer.  ABD’nin; Ortadoğu Planı’nın içinde yer alan Kürtlerin, Ortadoğu’yu yeniden biçimlendirdiği bir dönemde, Kürtlerin ulusal çıkarlarını  her şeyin üstünde tutmaları tarihi ileriye çekme politikalarıyla asla çelişmez.. Zira yaratılan Ortadoğu; Kürt eksenli bir demokrasi modeli yeni bir halklar saygınlığına hizmet edecektir. Parçasal, kısa vadeli, gruplara hatta kişilere geçici çıkar sağlayan değil, bütünsel ve Kürt ulusal politikalarının gözetilmesi halkların barış, istikrar ve geleceği için zorunlu politikalar önemlidir.Yeni süreç 7. yüzyıldan günümüze taşınan İslami dini siyasetin merkezine konan ve adeta bir kabus haline getirilen pre kapitalist döneme denk “körler kavgası”nı da geride bıraktıracağı ve modern ötesine yol aralayacağı için de bu fırsat iyi değerlendirilmelidir. Bu dönemde onurlu bir yaşamı ve gönüllü birliği demokratik zeminde kurmanın tek yolu;Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkını kayıtsız şartsız tanınmasıyla sağlanır. Onun içindir ki Kürtlerin yaşadığı coğrafyayı çatışma alanı olmaktan  çıkarıp, dostlukların inşa edileceği bir merkez olabilecek Kürdistan bugünden halkların dostuk projelerine mihmandarlık yapmaya aday bir ülke ile yüzyüze kalmak kimseye  zarar vermez. Zira Tahran, Ankara, Şam ve Bağdat siyasetin kirlettiği alanlardır ve göven verememektedir. Oralardaki geçiçi duraklamalar belki birer zorunluluktan kaynaklanabilir. Ancak elzem olarak algılanması Kürtler açısında kapana günülü kapılmayı yeğlemek olur.Günümüz koşullarında da legal demokratik siyasal alanda mücadelenin yoğunlaşacağı aşikardır. Bunu önemserken Ulusal_Ülkesel ve Devletleşmeye sırt dönersek siyaseten sırtımızdan vurulmayı peşinen kabuletmek olur. Legal mücadelenin siyasi, sosyal  ve çok yönlü  verili politikaların yeniden üretilmesi, yüksek bir bilinç ve politik düzeyi, sürekli değişim dönüşüm içinde koşullara hazır olmayı gerektirdiği anı bile kaçırma lüksüne sahip olmaması refleksini edinmekle ilerleyeceğimiz tartışma götürmezdir.  Bu özelikleri ile politik ortamda gündeme oturma, denge ve başdöndürücü Ortadoğu koşulları içinde ister istemez karmaşık ve bazı güçlerin boy  hedefine oturtulacağımız da aşikardır. Sivil siyaset iğne ile koyu kazma kadar zor ama zorunludur. Burada hedeflenen sadece Ankara değil, asıl hedeflenen Kürt ulusal demokratik eksen üzerinde halkların özlemi olan ve kendini idare etme ettiğinin pratiğe sokulmasıdır Bunun üzerinde bir mutabakatın demokrasi ve düşünce özgürlüğü ettiğine uygun olarak sağlanması, bilince çıkarılarak içselleştirilmesidir.Ülke ve ulus sorunlarını çözmekle kalmayıp aynı zamanda çağdaş dünyaya ve insanlığın kurtuluş umudu ve dinamizmi ile bölgemizde insanlığın ve ezilen halkların umudu için tüm geriliğine ve tarihi maratonda en geride bırakılmış olmasına rağmen, acı ağuyu yutmasına duyduğu nefretle   depara kalkarak “örnek sistem” olabilme şansını elde edecektir.Güney Kürdistan’daki sistemin kısa süreli yaşamı bölge halkının ve dünyanın benimsemesi dikkate şayandır..            Statukoların kırılması, kriz üzerinden gerçekleştiğine tarih şahittir. Büyük alt üst oluşlar acı da olsa olmaksızın toplumsal değişimlerin gerçekleştirilemediğinin aksini kim söyleyebilir ki?! O açıdan eğer tüm yaşananlara rağmen içi boşaltılmış barış politikaları eğer devlete yalaka olmak ve politik Türkleşmeye hizmet etmiyorsa, Kürtler için bugün verili olumlu sonuçları olması gerekmez miydi? Dünyayı değişik yönleriyle yorumlamak ; şayet  toplumu değiştirmek üzere pratik faaliyet içine çekemiyorsa tüm tespitlerin manasızlığı da aşikar olur.İrademiz dışında  büyük tarihsel dönüşümlerin yaşanacağı (globalleşme) yaşamımıza girmiş bulunmaktadır.  İnatla “bu beni etkilemiyor” demek de bir faraziyedir. Sistemin biçimi nasıl yaşadığımızın bir aynasıdır. Kendimizi değiştirerek-geliştirerek dünyayı değiştireceğimiz  doğrudur. Ancak değişim, kendinden yabancılaşma ve başkasına benzeşmek ise asla değildir. DTP’nin “Tek vatan, eşit vatandaş” stratejisi ile birleşmek “Kürdistan’dan vazgeç Ankara’ya vatandaş ol” demektir. Bu projede kendini inkar vardır. Yabancılaşma, asimilasyon vardır. İspanya Katalonya ilişkisini bile “bölücü” diyebilecek kadar Türkiye devlet stratejisini kutsayan anlayışlara siz ne dersiniz bilemem, ancak bu benim/bizim varlığımı(zı)n inkarıdır, sömürgeci siyasetin insanımızda içselleştirilmesidir. Bu deşifre edilmeksizin Kürt ulusal mücadelesini sürdürmek zordur. Artık politikaya lokal değil, global bakmak ve kendini kendin için üretken kılmak siyaset için de gereklidir. Varın her birimiz önce kendi eksikliklerimizi, zaaflarımızı ve çirkin köylü gururumuzun yerine bilgi, bilimsel kuşkuculuğu ve kendimize dönüp gövenle yapabileceklerimiz kadar reel, dünya bizimdir diyebilecek kadar evrensel ve büyük düşünürsek değişim ve değiştirmek bizden yana olur… Yoksa kandırmaca oyununu oynamak lüksüne düşeriz. Bunu oynama da bize göre olmaz!Kürt Milli Demokratik Çalışma Gurubu’nun çıkışı iyi değerlendirilirse neden olmasın? Yukarıda yazdığım eksende düşünuyorum!

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.