Açlık Grevlerinin Sonlamasının Sonuçları
Rojhat Badikî
·
18.11.2012 · 2 görüntülenme
Kurdistan ulusal bağımsızlık mücadelesinde, Ulusal dava ve ona önderlik edenlerin konum ve ilişkileri her zaman tartışılmıştır. 40 milyonu aşan dinamik bir nüfus, devasa ve oldukça önemli stratejik konuma sahip bir coğrafya, su ve petrol gibi öldürücü bir silah ve tüm dünyaya yayılmış bir diaspora. Nasıl oluyor da halen sömürge statüsünde debeleşiyor. Kurdistan politik arenası bu güne değin, dış koşulların olumsuz şartları diyerek, topu dış güçlere havale ederek, sorumluluklarını örtme-gizleme yoluna gitmişlerdir. Türklerin 7 düvele karşı savaşıyoruz misali ile yenilgi ve başarısızlıkları içselleştirip, Kurdistan’ın sömürge statüsünde kalmasına neden olan mücadele anlayışlarının sorgulanmasını engellemişler. Bunun ötesinde de sahip oldukları imken ve araçlarla da kendilerini tabulaştırıp her türlü tartışmanın dışında da tutarak dokunulmaz kılmışlardır.
Son dönemlerde yoğunlaşan Hewler-Bağdat çelişki ve çatışmaları, Kurdistan politik önderliğinin izledikleri politika ve stratejilerinin yanlışlığı üzerine yoğun bir tartışma süreci yaşanılmaktadır. Kurdistan’ın güneyi sahip olduğu imken ve koşullarla, bağımsızlık yönünde diğer parçalara nazaran kıyaslanamayacak kadar ilerdedir. Uluslararası alanda kabul gören meşru parlamentosu, meşru hükümeti, silahlı kuvvetleri, dış temsikcilikleri ile yarı bağımsız bir devlet konumunda bulunmaktadırlar. Federal Irak anayasasındaki hükümler ile Kürtler, Irak’ta Araplarla her alanda eşit haklara sahiptirler. Kendi eğitim sistemleri, kendi ulusal bayrakları...vs lerle Araplarla eşit statüdedirler.
Kurdistan halkının, Güney parçasında sahip olduğu bu imkanlara rağmen, durumlarının günden güne olumsuzlaşması, Bağdat’ la olan çelişki ve çatışmalarının büyümesi nasıl açıklanabilir. Saddam Hüseyin rejimi yıkılırken, ordu, polis..devlete ait ne varsa yerle bir olmuş, Arap muhalefeti bir kaç binlik milis güçleri dışında hiç bir imkanları olmamalarına rağmen Kürtler, örgütlü düzenli bir ordu ve polis gücüne sahiptiler.
Çok kısa zaman dilimi içersinde, 9 yıllık bir süreç içersinde, Güney Kurdistan’ daki kazanımlar büyük bir riskonun altına girmesinin yanında, Kurdistan’ ın diğer parçaları ile olan ilişkileri, Sömrgeci İran ve Türkiye devletlerinin çıkarları doğrultusunda şekillenme ile karşıkarşıyadır. YNK ve Mam Celal İran, PDK ve Kak Mesud Türkiye ile olan ilişkileri bağımsız ve eşit ilişkilerden ziyade bağımlı ilişikiler boyutuna gelmiştır.
Peki kim yada kimler sorumlu?
2003 yılında Saddam rejiminin yıkılması ve meşru bir referandumla % 98’ lıkle bağımsız Kurdistan yönünde oy veren bir halk mı bundan sorumlu yoksa bu halkı yöneten iktidar erki mi sorumlu? Bağdat’ ı yöneten bir konumdan, Bağdat’ tan yönetilme konumuna gelmenin sır perdesi nedir. Nasıl oluyorda, Güney Kurdistan önderliğinin olur ve onayı alınmadan karar veremeyen Bağdat, onlara danışmadan, görüş ve onayları alınmadan istedikleri yönde karar verebilme durumuna geldiler. Üstelik bizzat Güney Kurdistan bölge başkanı sayın Mesud Barzani’ nin desteği ile Başbakanlık koltuğuna oturan Maliki, Kurdistan’ ın kazanımlarını tehlikieye düşürecek adımlar atıyor.
Güney Kurdistan halkı, aydınları, muhalefeti bu durumu yoğun bir şekilde tartışmakta. Her ne kadar, Kuzeylilerin verdikleri referans yazdıkları yazılarla, durum farklı gösteriliyorsa da, gerçek olan ise Kurdistan’ın güneyinde durumun iyi olmadığı yönündedir. Güney Kurdistan’ ın aile oligarşisine( diktatörlük) doğru gittiğini, liderlerin tabu( diktatörleştikleri) ve koca bir ulusun kaderlerinin iki dudakları arasında çıkan laflara bağlandığı, lider etrafında vurguncu-talancı bir tabakanın oluştuğu, toplumsal dengelerin en alt boyuta indiği-sınıflar arasında korkunç uçurumların oluştuğu, lideri eleştirmenin suç sayıldığı, parlamentonun işlevsizleştiği, tek kişinin egemen olduğu bir toplum yapılanmasına gidildiği yönündedir.
Fiilen iki kişi tarafından yönetilen Güney Kurdistan, Bağdat tarafından günden güne sınır ve yetki alanları daraltılıp kuşatma altına alınmaktadır.
Devam decek.
Rojhat Badiki
18-11-12