Siyaset

Kuzey Kürdistan’da yeni süreç ve gösterdikleri

VEYSEL KERÝM · 16.04.2006 · 2 görüntülenme

Diyarbakır olaylarıyla beraber Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da yeni bir sürece girildiği; bu  sürecin yeni sancılara gebe olmasına rağmen buna bağlı olarak yeni açılımları ve perspektifleri beraberinde getirdiği/getireceği ortaya çıkmıştır.. T.C devleti, Newroz öncesi kendi içişleri bakanının ağzından yayınladığı Newroz gösterilerine ilişkin “hiçbir bayrak, flama ve amblemlerin vs. açılmayacağı” genelgesi, kutlamalar öncesi bölgeye yönelik yeni provokasyonların müdahalelerin habercisi niteliğindeydi. Newroz kutlamalarının bir hafta gibi uzun bir zamana yayılması kararı militarist devletin bugüne kadar görmediği ve düşünemediği bir eylem tarzıydı. Ki bu şaşkınlıklarını devletin en tepesindekilerden Erdoğan’ın bir günlük kutlamanın, bir haftaya yayılmasının kendilerince o bölgeyi ‘kaşıma’ ve hükümete ve orduya karşı eylem olarak algılayarak dışa vurdu. Devletin yaratmak istediği provokasyonlara Kürt halkı geçit vermeyerek kutlamalar; 18 Mart’ta 2. Susurluğun merkezi Şemdinli de start alıp 21 Mart’ta 700 bini aşkın kitlesel bir katılım ve coşkuyla Diyarbakır’da gerçekleşip Kürdistan’ın diğer illerinde de kitlesel katılımlarla tamamlanıp 25 Mart’ta son kutlamalar da yapılarak TC’ye ve tüm dünyaya medya aracılığıyla kendilerinin varlığını, Kürdistan’i duruşunu bir kez daha göstermişdir. Bu gösterileri içine sindiremeyen ve toplum gözünde Şemdinli iddianamesiyle deşifre olan “2. Susurluk Vakasının” ordu ayağında ki militarist ruh bir kez daha ortaya çıktı. Şemdinli sorgulamasının ucunun nereye kadar giderse gitsin arkasındayız” diyen hükümet, Van Savcısının hazırlamış olduğu iddianamenin basında çıkmasıyla kamuoyunda yapılan tartışmalar neticesinde çark ederek, söylem aynı olmasa da eylemde “bunun orduya bir darbe girişimi olduğu” savına sığınan militarist cephede saffını kaybetmemek için karşı saldırıya geçti. Orada suçüstü olmamış gibi, protesto gösterilerine katılan halkı suçlayanlar tarafına geçerek ‘orduma dokunamazsın’ söylemini dillendirerek. Ardından devletin üst kademesinde yapılan gizli görüşmede (Büyükanıt-Erdoğan görüşmesi) Kürtlere yönelik yeni saldırıların ve suçüstü yapılan Şemdinli olayının üzerinin kapatılmasının da dahil olduğu yaptırımlar kararlaştırmıştır. Görüşmenin ardından alınan kararların, hayata geçirilmesi gereken ayağının ilk girişimini Muş kırsalındaki 14 gerillayı kimyasal silahlar kullanıp katlederek startını verdiler. Ve ikinci ayağındaki Şemdinli iddianamesi de gündemden düşürülerek üzerini şimdiden tozlandırmaya bıraktılar. Birinci aşamadaki, katledilen 14 gerillanın cenazesine sahip çıkmak isteyen halk hastaneye geldiğinde, gerillaların kimyasal silah kullanılmak suretiyle katledilmiş bedenleriyle karşılaşınca bu olayı protesto etmek için kitlesel halde yürüyüşe geçmek istediler. Yapılan gösterilere devletin silahla karşılık vermesi sonucu katledilen gerilla sayısına; içlerinde 3, 6, 9 yaşında bebek cağında diyeceğimiz çocukların ve 78 yaşındaki dedelerimizin, üzerine kurşun sıkılarak ve darp edilerek öldürülmesi, kitlelerin öfkesini Diyarbakır’ın her sokağına her caddesine ve her mahallesine taşıdı/taşırdı. Tarihinde bu tür katliamlarla çoğu kez karşılaşmış bu halk, elde taşlarıyla akıllarında ki Kürdistan bilinciyle kendi evlatlarını katleden sömürgeci devlete karşı sokak çatışmalarına dönüşen SERHILDAN ile cevap verdi. Bu olaylar ve eylem tarzı Kürdistan’ın diğer illerine de sıçrayarak devlete karşı bugüne kadar yapılmamış bir eylem tarzını da beraberinde ortaya çıkardı. Ötekileşmiş ve “sözde vatandaş” olmuş bu halk, sokaklara dökülerek artık bu toprakların Kürdistan olduğunu, sömürgeci işgal ordusunun bir an önce buralardan çekilmesi gerektiğini medya aracılığıyla dünyaya ilk kez bir halk olarak Kürdistan genelinde dile getirmiştir. Artık gelinen süreç Kürdistan’da eskinin tekrarının olamayacağı ve çözümün acil olduğunu bu militarist devlete, yönetenlerine ve girmek istediği birlik ülkelerine bir kez daha sesli bir şekilde iletilmiştir. İşin devlet tarafındaki gelişmeleri de; Kürt sorunun da gelinen bu aşamada hiçte çözüm üretecek tarafta olmadığının aksine şiddeti tırmandıracak farklı araçlar ve girişimler içerisinde olduğunun, birinci aşamadaki şiddet ayağının ve tedbirlerin arttırılması için devlet tüm imkan ve olanaklarını seferber ederek var olan operasyonların yanında bölgede diğer illerden de getirdiği askeri teçhizat ve mühimmatları yığarak yapılacak olan daha büyük çaplı operasyonlar için hazırlıklarına hiç ara vermeksizin devam etmesidir. Ayrıca devlet bu hazırlıklarını sadece kendi cephesinde değil aynı zamanda, Kuzey Irak’ta gelişen ve Kürt devletinin diğer parçalarında yaşayan Kürtler üzerindeki etkisini bertaraf etmek için göstermelikte olsa AB için çıkarılan yasaları uygulamayarak şiddetin dozajını daha da arttırmak suretiyle son dönemlerde ABD tarafından sıkıştırılan İran’la 07 04 2006 tarihinde İran’ın Ankara Büyükelçisi Firuz Devletabadi ile gizli görüşmeler yaparak (son ki yılda Ankara, Van, Tahran ve Urmiye’de onlarca kez görüştüğü) yapılacak büyük operasyonların diğer sac ayaklarını da oturtmaya çalışmaktadır. Yapılan bu görüşmede kendi sınırlarındaki güvenlik önlemlerinin arttırılmasını ve yakalanan gerillaların teslim edilmesini kararlaştırmışlardır. Sömürgeci devletin uzun zamana yayılacağı düşünülen operasyonlarının diğer sac ayağındaki hazırlığı ise; uydudan 60 santimetre büyüklüğünde ki nesnelerin hareketlerini rapor edebilecek kabiliyete sahip uyduyu, yaklaşık 200 Bin Dolarlık bir maliyet harcayarak uzaya göndererek ilk istihbarat uydusunu hayata geçirme gayreti içerisine girerek, gerilla birliklerinin yerlerini öğrenme ve nokta operasyonları gerçekleştirebileceği hesaplarına girerek, Kürtlere karşı militarist yaklaşımın devamlılığından yana olduğunu ve bu sorunun şiddetle bitirileceği kararının hayata geçirilmesi hazırlılarını uzun zamana yayılan bir program çerçevesinde ele alarak, bunu hızlı bir şekilde yürütmeye karar vermesidir. Ardından yaklaşan seçimler için hazırlıklarına hız veren hükümet. Hitap ettiği taban açısından, Kürtlere sağlanacak hakların ülkeyi bölecek kaygısına katılarak milliyetçi ve militarist söylemlerin dozajını arttırarak kendi tabanını ve milliyetçi tabanı da kendine çekme mantığıyla şiddeti dillendiren ifadelere ve tehditler savuran militarist söylemlere hız verdi. Tempo dergisinin yapmış olduğu anketlerde de en milliyetçi lider seçilen Erdoğan bu tavrının ardına sığınarak, Kürtlerden gelebilecek oyların kendilerine akmayacağı kanısıyla Türklerin milliyetçi duygularının kabardığı histerikleri dillendirmeye devam ederek gelecek seçimlere yatırım yapma gayreti içerisine girişti. Kendi bünyesindeki Kürt kökenli milletvekillerinin bölgenin sorunlarını ve çözüm önerilerinde belirtmiş olduğu işkencenin varlığını ve genel af taleplerine bile tahammül edemeyecek kadar sertleşerek terör örgütünün ve “DTP’nin söylemleri ve istekleridir” diye karşı çıkıp milliyetçi tabana mesajlarını vermeye devam ettirerek. Son olarak ta rafa kaldırılan terörle mücadele yasasını (Kürt kırma yasası da diyebiliriz) yeniden gündeme getirerek Kürtlerin, insani ve demokratik haklarının önüne daha baskıcı bir yaptırım koşullarının hayata geçirilmesi için start verdi.. Bu noktadan sonra Kürtlerin ne yapması ve nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusunda Diyarbakır örneği bizlere büyük imkanlar ve olanaklar vermektedir. Yaşanan süreçte Kürt halkı doğru tavrını sergileyerek onun öncüsü olmaya aday örgüt ve partilere de ders çıkarmaları tarihsel misyonlarını yapmaları acısından acil ve büyük bir imkan sunmuştur. Yaratılması gerekenlerin başında Kürt halkının bağımsızlıkçı yanını önüne çıkaran ayrı bir ulus ve devlet kurma hakkını savunan ve bunun için de tüm Kürdistan’i halkı barındıran bir yapılanmanın acil olarak hayata geçirilmesidir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken, halkın güveninin sarsılmamasıdır, önemli olan şeyin eski birlik çalışmalarına benzemeyen kendi başına yeni bir alternatif olduğunu bu halka anlatabileceği yeni kadrolarla bu işe başlamasıdır. ‘Yani yanlış adımlarla doğru işin yapılamayacağını’ gören doğru insanlarla yol almasını bilen bir birik çalışmasını yaparak halka PKK’nin yapmak istediği Türkleştirme politikasını ve manipülasyonlarını boşa çıkaracak karşı duruşu sergileyebilecek yeni bir yapılanmanın ulusal anlamda yaratılmasıdır.Bunun içinde yanlış adamlarla doğru iş yapılamayacağını bilmek gerektiğini unutmadan. Bunu pratikte de gösterecek kadrolar gerekiyor. Bundan ötürü, mevcut potansiyelleri doğru hedefler doğrultusunda harekete geçirmeyi becerememiş, bugün bile başarının önünde bir engel işlevi gören bir örgütsel mirasın oluşmasında temel rol oynamış, ayrıca defalarca denenmiş olanların arındırıldığı bir kadroyla bu yeni sürece damgasını vuracak yeni genç kadroların öncülüğünde  bu olumsuz özelliklerinin etkisini, son derece sınırlayabilecek bir anlayışla hareket edecek birlik çalışmaları hızlandırılarak bu sürece ve geleceğe damgasını vurabilecek yeni bir birlik çalışmasına başlanılmalıdır.Ve böylesi bir birliğin yaratılmadı sürece bizler burada sadece izlemek ve yapılmak istenen PKK ve devlet öncülüğündeki manipülasyonlara sadece değerlendirmeler/eleştiriler yapmak dışında bir şeylere vesile olamayacağımızı görmektir. 

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.