Siyaset

Kuzey Kürdistan Nereye?

bahoz þavata · 13.09.2006 · 1 görüntülenme

DTP’nin açıklaması ile yeniden ateşkes-barış görüşmeleri ya da talepleri öne çıkmaya başladı. Bu sürece özellikle ABD’nin “PKK koordinatörü” ataması, “Lübnan Tezkeresi” sonrası ve yaklaşan genel seçimlerden önce gelinmesi dikkate değer bir durum. Tarafların konuya ciddi olmayan yaklaşımlarından anlaşılacağı gibi var olan duruşlardan keskin bir dönüşüm beklentisinin ötesinde konuya geçici taktiksel bir yaklaşım öne çıkıyor. Bence geçici bu yaklaşımlar yerine konunun muhatabı olan biz Kürtlerin gelinen yeri sorgulamamız gerekmez mi? Yıllardır sömürgeci sistemden kurtulmak için birçok mücadele aracına başvuruldu. Siyasal talepler en ileri taleplerden en geri taleplere kadar zorlandı. Bir çok ideoloji denendi. Bir çok sınıf Kürt milli mücadelesine önderlik etti. 1976’lardan günümüze kadar işleyen bu süreç bir çok bakımdan sorgulandı. Çözümsüzlükler karşısında yeniden yeniden politikalar oluşturulmaya çalışıldı. Sonuç, hiçte istenilir bir yere varılmadığını gösteriyor. 1984 lerden itibaren Kuzey Kürdistan milli mücadelesine öncülük yapan PKK hareketi bu sürecin ana muhatabı oldu. Diğer Kürt yapılanmaları bu işin dışında kaldı. Hala da bu yapıların önümüzdeki sürece yeni bir bakış ve mücadele perspektifini önermenin dışında yapabilecekleri pek fazla bir şey görünmüyor.Konuyu ele alışta PKK’ nin başarısızlıklarını veya diğer Kürt yapılarının silik pozisyonlarını yorumlamak yerine, genelde milli mücadelede başarısızlıklara temel olan meselelere değinmek daha da yerinde bir bakış olur, sanırım. Öyleyse konunun sorgulanması sürece müdahalede bulunan Kürdistan’lı milli güçler açısından değil, Kürdistan’lılara dayatılmış ve onların mecbur bırakılmış oldukları milletler arası sömürgeci sistem ve bu yapının ülkenin parçaları üzerindeki kontrolü ve denetimi üzerine olmalı. Özelde de, K. Kürdistan’ı bu bakımdan sorgulamak gerekir.Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi; Kürdistan’ın her parçası farklı siyasi, jeopolitik ve stratejik konumlara sahiptir. Bu gerçek, öncelikle dikkate alınması gerekir. Kuzey ile diğer parçalar arasındaki farklılıklar sadece coğrafik alan farklılığı değildir. Tarihi dayatmalarla kaderleri bile farklı çizilmiştir. Lozan Antlaşması, Kars Antlaşması, Tahran Antlaşması, Türkiye’nin 1950 sonrası NATO’ya katılımı, 1959 CENTO, 1963’ te yine Türkiye’nin AB’ye katılım sözleşmesi, 1975 Cezayir Antlaşması, 1979 İran Devrimi, 1988 İran-Irak Savaşı, 1990 larda sosyalist kampın çökmesi, 1991 Körfez Krizi vs. bir dizi antlaşma ve büyük olaylar ile dünyadaki değişimler Kürdistan’ın her parçasının kaderini yönlendiren önemli ideolojik, siyasi değişimleri yaratmıştır. Haliyle ne Ankara, ne Tahran, ne Bağdat ve ne de Şam dünya ile bağlantılarında birbirlerine ne benzerler nede onların kontrolü dahilindeki Kürt halkı birbirlerine benzer. Her parça insanı farklı şekillenmiştir. Siyasal kombinezonlarını bir kenara bırakırsak, sosyal, iktisadi ve gelişmişlik konumları dahi birbiri ile aynı değildir. O halde Kuzeyi diğer parçalardan kısmen soyutlayarak değerlendirmelerimizi öne çıkarırsak daha doğru bir tahlil yapmış olacağız. Buna göre bazı başlıklar ile Kuzey Kürdistan’ı ve Türkiye’yi tanımlarsak; geçmişten bu güne şu durum tespitleri özellikle öne çıkar:Türkiye; -Lozan Antlaşması, Kars Antlaşması vb. antlaşmalar vasıtası ile milletler arası camiada hakim olduğu siyasal idari coğrafyası üzerinde yaşayan Kürdistan'ın bir paçasında da egemenlik koşullarını kendine sağlamıştır, Türkiye her milletler arası hukuki platformlarda bu haklarını kullanmaya devam etmektedir,-NATO’ya girerek askeri bağıtlarını oluşturmuştur, bu konumunu Kürtler üzerinde de kullanmaktadır,-AB’ye girme yolunda önemli mesafeler katlederek, ekonomik, siyasi ve askeri stratejik ortaklığını güçlendirme yolundadır,-AB ve NATO’nun bağıt devleti olarak bölgedeki ABD başta olmak üzere, AB topluluğunun ve bölge devleti olan İsrail’in bölgesel stratejik ittifaklarını gerçekleştirmektedir,-Karadeniz Devletleri ve Rusya ile olan ilişkileri karşılıklı uzlaşır antlaşmalar ve dayanışmalar ile yürütmektedir,-Kendisi gibi Kürdistan’ı aralarında paylaşan bölge devletleri- Suriye ve İran- ya da Irak’ta olduğu gibi geleneksel sömürgeci geleneği sürdürmek isteyen yapılar ile ortaklaşa davranış sergilemektedir.-İçeride laik ve çok partili sisteme entegre olmuş bir yapıya ulaşılmış, merkezi sömürgeci ekonomi güçlendirilerek bu yapılaşmaları Türk milleti adına kullanarak Kürtlerin Türkleştirilmesi, Kürdistan ekonomisinin Türkiye ekonomisine entegrasyonu yönünden kullanarak önemli mesafeler kat etmiştir,-İktisadi ve siyasi olarak Batılı devletlere bağımlılık içinde ithal ikameci liberal ekonomiye geçiş tamamlanmak üzeredir,-İktisadi Krizler, Kürt milli hareketi ( İçeride PKK, dışarıda G. Kürdistan Bölge Devleti) ve Kıbrıs dışında başını ağrıtan sorunu bulunmamaktadır. Vs.Kuzey Kürdistan;-Kürtler, sömürgeci sisteme karşı siyasal, askeri dayatmalarına rağmen fiilen etnik kimlikleri ya da kökenleri ile ancak bireysel kültürel kimlik tanınım hakkını edinmişlerdir, milli tanınmaya kavuşmamışlardır,-Bu konumlarına rağmen %65 birincil dil olarak Türkçe’yi kullanmaktadır, Kürtçe lisanı K. Kürdistan’da ikincil dil konumuna düşmüştür ve Kürdistan ekonomisi sömürgeci ekonomik sisteme %90 entegre olmuştur ve yine halkın % 80’ni Türk Partilerinde kendini siyasal olarak temsil ettirmektedir,-Kürtler etnik temelde de olsa milli haklarını kullanmayı demokratik yollardan ifade edememektedir,-Herhangi bir milletler arası ittifakı bulunmamaktadır, etnik düzlemde:bireysel ve grup hakkı olarak belli bir milletler arası desteğe sahiptir. Bu destek ise, Kürt Milli mücadelesini reformize etmeyi ve sömürgeci sistemden kopuşu engellemeye yönelik olarak kullanılmaktadır. ABD ve Batılı devletlerin bölgesel ve Kuzey Kürdistan’daki sömürgeci sistemden kazanımlarının örgütlülüğü Ankara üzerinden gerçekleştiği ve T.C. Devleti ile ittifak sözleşmeleri bulunduğu için milletler arası kıskacı Kürtlere sürekli yaşatmaktadır, Kuzey Kürdistan yukarıda saydığımız nedenlerden ötürü ABD ve Batlı devletlerin yeni bölgesel projeleri-GOP- için siyasal konumunda değişiklik için ön görülen bir alan değildir,-Kürtler, yerel seçimler sonucu elde edilen yerel yönetimlerin önemli bir kısmını elinde bulundurmasına rağmen bu yapılar milli mücadelenin sivil iktidar aygıtı olacak bir kurumlaşmayı ve mücadeleyi organize edememiştir,-Güney Kürdistan Bölgesel Devleti henüz siyasal güvenceye kavuşmadığı için Kuzey Kürdistan milli mücadelesi istediği desteği bu yeni oluşumdan bulamadığı gibi, tersinden Güneyin kendi çıkarları için Kuzeydeki milli hareketi maniple etmesi dahi söz konusudur,-K. Kürdistan halkı bağımsızlık savaşımından çok, aslında otuz yıldır milli kimliğini ve milli tarihini kabul ettirmenin savaşını yaşamaktadır. Bu savaşım da sona ermemiştir,- Gelinen yerde Kürdistan sorunu değil, Kürt sorunu milletler arası bir sorun olarak gündemdedir.Kuzey Kürdistan nereye? Sorusunun karşılığını bu durum tespitleri üzerinden yorumlamaya ikinci makalede devam edeceğiz. Sevgilerimle..

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.