Siyaset

Kuzey Irak bağımsızlığa hazır değil

The Economist · 08.09.2007 · 2 görüntülenme

 Ekonomisini yeniden inşa etmeye ve demokrasi yönünde adım atmaya başlayan Kuzey Irak, karmaşa denizindeki bir barış adası gibi. Yine de, Iraklı Kürtler komşularıyla uzlaşıp kuşatılmışlık halinden kurtulmadan bağımsızlık yönünde adım atmamalı Irak Kürdistanı'na yaptığımız bir seyahatte burasının federal Irak'ın resmi bir parçası olduğuna dair tek bir işaret yoktu ortada. Erbil Uluslararası Havaalanı'na indiğinizde, en ufak bir Irak varlığına rastlayamıyorsunuz, burada Kürt varlığı söz konusu. Geçen aylarda Irak Kürdistanı'nda hiçbir şiddet eylemi kayda geçmedi; tek istisna, bölgenin hemen kıyısında bulunan Sincar yakınlarındaki iki köyde Yezidi mezhebinin 400 üyesinin ölümüne yol açan intihar saldırılarıydı. Tekil bir eylemdi bu da. Bunun haricinde en büyük son saldırılar mayısta gerçekleşti. Irak'ın kalanındaysa tam tersine, aynı dönemde 1000 kadar sivil ve direnişçinin yanı sıra 70 Amerikan askeri öldü. Erbil dışındaki küçük bir Amerikan diplomatik binasını koruyan bir avuç asker dışında Irak Kürdistanı'nda hiç Amerikan gücü yok. Yegâne yabancı asker varlığı, zamanının çoğununu imar faaliyetleriyle geçiren 1200 kişilik bir Güney Kore gücü. Kısacası Irak Kürdistanı karmaşa denizindeki bir barış adası. Erbil havaalanına yolu düşenler, iş kovalayan Lübnanlı bankacılar, Norveçli petrolcüler ve Dubaili tüccarlarla karşılaşıyor; artık büyük bölümü bombalarla sarsılan Bağdat'tan uzak duruyor. Erbil'den Süleymaniye'ye giderken geçtiğiniz kontrol noktalarındaki görevlilerin taktığı rozet veya nişanların tekinin üzerinde Irak kelimesi yok. Arapça pek kullanılmıyor; 25 yaş altı Kürtlerin pek azı Arapça anlıyor. Okullar ikinci dil olarak Arapça'nın yanında İngilizce eğitimi de vermeye başlamış. Hepsinin ötesinde, bayrakların son derece önem taşıdığı bir bölgede hiçbir yerde Irak bayrağı dalgalanmıyor. Haritalar meselesi, zehirli ve netameli bir mevzu. Irak Kürdistanı'nın gerçek sınırları neresi? Iraklı Kürtlerin standart haritalarındaki Kürdistan, Kürtlerin kontrol altında tuttuğu bölgenin çok ötesine uzanıyor. Kuzeybatıda, Türkiye sınırının yakınındaki Sincar'dan Zaho'ya bir yayı geçip Musul'un vaktiyle Kürtlerin yoğun yaşadığı doğu kesimini içine alıyor. Ardından Dicle'nin doğu yakasından inip tartışmalı Kerkük bölgesini kapsıyor, sonra Bağdat'ın kuzeybatısındaki Hamrin dağlarından geçip Irak başkentinin doğusundaki şeritten aşağı inerek İran yakınındaki Badreh kasabasında bitiyor. En ateşli milliyetçi Kürtler bile bu azami haritayı ciddiye almıyor. Bir neden, bu bölgelerin bir kısmında Kürdistan'da pek güvenilmeyen Arapların yoğun olarak yaşaması. Fakat çoğu Kürt büyük toprak parçaları talep ediyor. Taleplerin konusu özellikle Kerkük. Fakat talep, Saddam'ın Kürtleri sürüp Arapları yerleştirerek Kürt topraklarını Araplaştırdığı bu kentten de ibaret değil. Harita konusunda temkinliler Bugün Kürt nüfuzunun nereye dek uzandığını söylemek zor; yine de 1. Körfez Savaşı'ndan beri Kürt bölgesinin sınırlarını kabaca çizen bir 'yeşil hat' var ve Kürtler burada güvenli bir biçimde kendilerini yönetti. Fakat Amerikan işgalinin ardından nüfuzlarını genişlettiler; yeşil hattın batı ve güneyindeki, hızla değişim geçiren Kürt yoğunluklu bölgeleri kontrol noktalarıyla kuşattılar. Iraklı Kürtlerin standart haritası taktik olarak, soydaşlarının komşu ülkelerde yoğunlukta olduğu toprakları da içeren 'Büyük Kürdistan'ı çizmekten geri duruyor. Haritalar, birleşik 'Büyük Kürdistan' hayali kuranların öne sürdüğü üzere, Türkiye'nin güneydoğusundan Suriye'nin kuzeyine, oradan Akdeniz'e uzanan, güneydoğuya doğru bir dilim şeklinde ilerleyip Kürtlere Basra üzerinden İran Körfezi'yle bağ kurma imkânı veren fantastik şekilde geniş bir bölge üzerinde hak talep etmiyor. Böyle bir harita fazla ileriye gitmek anlamına geliyor. Fakat her Iraklı Kürt için, Irak anayasasının 140. maddesi tüm siyasi tartışmalarda tekrarlanan bir nakarat. Bu madde, nüfus sayımının ve iyimser bir tavırla 'normalleşme' diye anılan nüfus mübadelesinin ardından yeni bir referandum düzenlenmesini ve Kerkük ve 'diğer tartışmalı bölgeler'deki halkın Irak'ın Arap yönetimindeki parçasında yaşamaya devam etmekle Kürdistan'a katılmak arasında seçim yapmasını öngörüyor. Bir diğer seçenekse, halkın Kerkük örneğindeki gibi, özel bir statüyle yönetilen bir bölgede yaşaması. Temmuzda tamamlanması planlanan söz konusu nüfus sayımı yeni başladı. Kürt siyasetçilerin çoğu, referandumun 31 Aralık'a dek yapılmasını öngören maddenin uygulanacağında ısrarlı. Özel konuşmalardaysa çoğu bunun gerçekleşmeyeceğini kabul ediyor. En büyük korkularıysa ucu açık bir ertelemenin, dünyanın petrol rezevlerinin yüzde 5'inin bulunduğu Kerkük'ün kayıp gitmesine yol açması. Referandumda halkın isteğinin kent kent mi, yoksa bölge çapında mı belirleneceğine karar verilmedi. Kürtler resmi olarak tüm bölgeden yana. Aslında çoğu bölgeyi kısım kısım ele almanın daha akılcı olduğunun farkında; böylece Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı bölgeleri içerip, Sünni Arapların yoğun yaşadığı bölgelerde Kürdistan'ı işlemez hale getirmesinden kaçınabileceklerini düşünüyorlar. Kürtler en azından Saddam'ın hileyle ele geçirdiği eski Kürt bölgelerini kapsayan geniş toprakları geri almak niyetinde. Fakat Bağdat'ın tanıdığı Irak Kürdistanı'nın karşılık geldiği istikrarlı bölge Kerkük'ü kapsamıyor ve bugün kent bir dizi dahili kontrol noktasıyla Kürdistan'ın geri kalanından yalıtılmış durumda. Bununla birlikte nüfus sayısına oranlandığında Kerkük'teki şiddet olayları artık Bağdat'tan daha sık. Kürtlerin nüfuz alanı Kerkük bölgesinin üçte ikisini kapsıyor görünse de, durumu belirsiz olan çok sayıda bölge var. Kürtler Kerkük'ün doğusundaki Çamçemal, Kifri ve Kalar kasabalarını kontrol ediyor ve İran yakınındaki Hanikin'e uzanıyor. Fakat Türkmenlerin yaşadığı Tuz Kurmatu ve Arap yoğunluklu Dubus gibi kasabalar, Kürtlerin Kerkük bölgesinin güney yarısına yayılmasına direniyor. Petrol önemli, fakat hayati değil: Kürdistan federal bir Irak'ın parçası olarak kalırsa, Irak'ın petrol zengini olmayan kısımlarındaki Araplar, Kerkük'ü Kürtler yönetse de yönetmese de, petrol gelirlerinden adil bir pay alacak. Kürtler halihazırda çalışan kuyulardan elde edilen petrol gelirinin yüzde 17'sini almayı kabul etti. Çoğunluğunu orta boyutlu ve bağımsız küçük şirketlerin oluşturduğu birçok petrol şirketi Bölgesel Kürt Yönetimi'yle anlaşma imzaladı ve pazarlık halindeki 10'dan fazla şirket de Bağdat'tan yeşil ışık bekliyor. Kürtler ihracat izni verebileceklerini söylüyor, Bağdatlı yetkililerse buna katılmıyor. İşin önemli yanı, Kürtlerin ihracat için mevcut boru hatlarını kontrol etmemesi. Bu yüzden de Türk sınırına ulaşmadan hemen önce ulusal boru hattına katılacak kendi 'yan' boru hatlarını inşa etmek istiyorlar. Birçok Batılı firma bu işe talip. Türkiye'yle ilişkiler kilit önemde Dürüstçe söylemek gerekirse, Kürtler kuşatılmış bir ülke sıfatıyla ekonomik bağımsızlık kazanmaya çalışıyor: Çok zor bir iş bu. 1991'den 2003'e dek Kürtlerin ekonomisi kaçakçılık, komşularla küçük çaplı ticaret, dış yardımlar ve BM'nin yolsuzluk dolu gıda karşılığı petrol programından alınan paya dayanıyordu. Son yıllarda kendi ekonomilerini yaratmak yönünde muazzam bir gayret gösterdiler. Fakat neredeyse sıfırdan başlıyorlar. Saddam tarımı fiilen yok etti. Planlama bakanı Osman Şıvani'ye göre, tarımla uğraşan Kürtlerin oranı yüzde 60'tan yüzde 10'a düştü. Bankacılık, sigorta ve posta hizmeti de yok ve son birkaç yılda Kürtlerin bütçesi üzerinde hiçbir kamuoyu denetimi yapılmadı. Ticaret yasası göstermelik. İstatistiki veriler yok. Şıvani, Kürdistan'ın gayri safi hasılasının ne kadar olduğunu bilmediğini gayet rahat kabul ediyor. Gerçek bir vergi sisteminin de esamisi okunmuyor. Teoride gelir vergisinin yüzde 3 ila 10'u maaşlardan elde ediliyor. "Fakat kimse vergi ödemiyor" diyor Şıvani. Fakat işler doğru yönde ilerlemeye de başlıyor. 1992'den bu yana beş kez seçilen parlamento Kürdistan'ın kendi petrol yasalarıyla ilgili hararetli tartışmalar yürütüyor. Fakat Bağdat'taki zayıf merkezi hükümetin bir türlü neticelendiremediği petrol yasalarıyla belli bir düzeyde uyumlu olmak da zorundalar. Bir başka devasa sorun, 1991'den bu yana hasım iki yönetim tarafından idare edilmesi. Dohuk ve Erbil'de Kürdistan Demokrat Partisi'ni oluşturan Barzani ailesi nesillerdir rakipsiz. Süleymaniye bölgesiniyse Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtsever Birliği yönetiyor; orada da adeta bir aile şirketi var. İki parti de büyük oranda aşirete dayanıyor; iktidar, para ve toprak, aile üyelerince tepeden dağıtılıyor. Talabani federal Irak'ın devlet başkanıyken Mesud Barzani Kürdistan'ın başkanı. Yıl sonunda Talabani'nin ekibinden birinin Kürdistan başbakanlığını devralacağı söyleniyor. Bunun sorunsuz gerçekleşeceğinden kimse emin değil. 'Demokrasi cenneti mahiyetinde Irak Kürdistanı' kavramı da çok uzak. İki grup fiilen kamusal faaliyeti kontrol ediyor, buna şimdiye dek pek baskı yapılmayan medya da dahil. Ciddi muhalefet ayrımsız sindirilmiş durumda, muhaliflerin kutsal Kürdistan davasına ihanet ettiği suçlaması yaygın. Dürüstlükleri takdir gören İslamcılar üçüncü güç; şu an için küçükler, fakat pusuda bekliyorlar. Kürdistan gelişecekse, bir Batı tarzı demokrasi olmasa da, politikası daha şeffaf hale gelmeli. Ancak gerek demokrasi gerekse birlik konularında ilerleme de var. Parlamento canlı tartışmalara sahne oluyor. Bölge için hazırlanan bir anayasa, Hıristiyanlar, Yezidiler ve diğer azınlıkları da kapsayan bir dizi hak öngörüyor. Irak'ın kalanıyla kıyaslandığında Kürdistan birçok alanda ilerleme kaydediyor. Fakat bu, başarılı ve müreffeh bir ulus olarak hayatta kalacağı anlamına gelmiyor. Neticede Iraklı Kürtler başlıca üç şeye dayanıyor: Peşmerge olarak bilinen sıkı savaşçılarına, komşularına (bilhassa da Türklere) ve dağlarına (asırlardır söylenegeldiği üzere, 'Kürtlerin yegâne dostu'). Peşmergeler disiplin, moral ve motivasyon bakımından Irak'ın belki de en iyi savaşçı güçleri. Kürtlerin komşularıyla ilişkileri de kritik önemde. 75 milyonluk nüfusunun 14 milyonunu Kürtlerin teşkil ettiği Türkiye sık sık Irak Kürdistanı'nı işgal ve Kerkük'e el uzatmaları halinde Kürtleri bozguna uğratma tehditlerinde bulunuyor. Tehditlerin bir nedeni de, Iraklı Kürtlerin PKK'yı kovması veya etkisizleştirmesi talebini yerine getirmemesi. Iraklı Kürtler PKK'yı baş ağrısı olarak görüyor, fakat etnik kardeşlerinin kanını dökmeleri de küçük ihtimal. Bunun yerine Türklerin PKK'yla masaya oturması gerektiğini savunuyorlar. Iraklı Kürt liderler, Türkiye'nin Kuzey Irak dahilinde, hatta belki ABD'nin de işbirliğiyle, PKK'ya saldırmasını görmezden gelebilirler belki. Fakat birçok sıradan Kürt bundan dolayı infiale kapılacaktır. Bununla birlikte Kürt hükümeti tavrını yumuşattıkça ve Türkiye'de ılımlı İslamcı hükümetin Kürt kentlerinde de başarı kazanıp iktidara gelmesinden bu yana Türklerle Iraklı Kürtler arasındaki ilişkiler iyiye gidiyor. Türkiye Iraklı Kürtlerin en büyük ekonomik ortağı. Türkiye ve Irak Kürdistanı uzlaşabilirse, ki bu hiç olmadığı kadar mümkün, bu Iraklı Kürtlerin ayakta kalma şansını artırır. Irak'taki Sünni Araplar ve büyük bölümü Sünni olan komşular, özerk bir Kürdistan'a bile kuşkuyla bakmayı sürdürüyor. Kürtlerin Arap birliğini tehdit ettiğini düşünüyorlar. Kürtlerin Irak bayrağı dalgalandırmamasını öfkeyle karşılıyor ve onları İsrail ve Siyonistlerin beşinci kolu olmakta suçluyorlar. Kürt yetkililer, bölgeyi ziyaret eden Arap gazetecilerin hep bu iki meseleyi yazdığını belirtiyor. Peşmerge lideri Cafer, "Şovenist Araplar bize ikinci İsrail diyor" diye konuşup, Kürtlerle İsrail'in askeri veya istihbarat alanında bağlantısı olduğu iddiasını reddediyor. "Keşke olsaydı," demeyi de ihmal etmiyor. Kürt liderler ABD'nin Irak'ta kalması veya çekilse bile Irak Kürdistanı'nda üs kurması konusunda net. "Irak'taki en büyük üslerini burada kurmalarını istiyoruz" diyor Cafer. Fakat Amerikalılar bugüne dek Kürtleri kucaklamakta temkinli davrandı, Sünnilerle Şiileri uzlaştırmaya odaklandı. Kürtlerin Başbakanı Neçirvan Barzani, "Biz Amerikalıları seviyoruz, ama onlar bizi sevmiyor" diyor. Türkler ekonomik baskı kozunu kullanır Kürtler azami bir özerklikle tatmin olabilir mi? 2005'te düzenlenen gayriresmi bir referandum halkın yüzde 98'inin tam bağımsızlık istediğini ortaya koydu. Fakat üst düzey Kürt yetkililerin neredeyse tümü azami özerkliği kabul edeceğini söylüyor. Kerkük'ün alınmasının da büyük anlamı var; fakat kentin özel statüyle yönetilmesini sağlayacak bir anlaşma da Kürtleri ikna edebilir. Peki hem Kürt hem Iraklı hissetmek mümkün mü? Irak'taki Kürt yönetiminde bakanlık yapmış bir tarihçi bu konuda net. "Mümkün değil" diyor. Duraksadıktan sonra ekliyor: "Irak gerçekten demokratik olursa belki." Barzani aşiretinin müstakbel lideri Mesrur Barzani 'üç devletli çözüm' öneriyor. Bu, Irak'ın günün birinde üç parçaya bölünmesi anlamına geliyor. Iraklı Kürtlerin çoğu için, kendilerinin de rahatça yaşayabilecekleri nazik, federal, Arap yönetiminde bir Irak saçma bir fikir. Osmanlı'nın çöküşünden sonra Kürtler kendi ülkelerine kavuşacakmış gibi görünüyordu ama büyük güçlerin ihanetine uğradılar. Bugünse hiç yaşamadıkları kadar uzun zamandır yarı-bağımsız bir altın çağ yaşıyorlar. Arap, Türk veya İran baskısıyla geçen önceki döneme dönme riskine niye girsinler? Kürtler akıllıysa, bağımsızlığa doğru ilerlemezler. Kuşatılmışlık ve tek bir dostane komşuya sahip olmamak, devlet kurmak için son derece umutsuz bir reçete. Kürtlerin nihayetinde dayandığı dış güçler, bilhassa da Türkiye ve ABD, onların ayrılmasına izin vermez. Türkler askeri olarak ezmeseler bile, ekonomik açıdan Kürtleri çökertebilir; Türkler ve Araplarla ilişkilerin daha çok önem taşıdığına kanaat getiren ABD Kürtlere sırtını dönebilir. Fakat Iraklı Kürtler gelecek beş-10 yılda sınırlarını güvenlik altına alabilir, ekonomilerini işler hale getirebilir ve asgari bir özgürlük ortamı inşa edebilirse, dünyanın Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını görmezden gelmesi imkânsızlaşır. En azından bunu başarma şansları var. (Başyazı, 6 Eylül 2007)Radikal'den

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.