BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
bahoz þavata · 19.09.2006 · 1 görüntülenme
Aklın başladığı ve fiziki gücün tükenmeye başladığı ömür dönemi insanın en faal ve üretici olduğu zaman aralığıdır. Açıkçası insanın üretici ömrü otuz yıl kadardır. Daha sonra insanın tecrübe ve bilgisini topluma aktardığı yaşlılık süreci yaşanır. Milli politik mücadelede yer alan kuşakların da genelde bu sürece uygun yakıştıracağımız çalışmaları olmuştur. İlk Kürt milliyetçileri gençliklerinde pratik sahada istediğini bulamayınca, yaşlılığında kültürel alandaki çalışmalara ağırlık vermiştir. Bedirhanilerin politik önderlikten dil uzmanı haline gelişi serüveni, Cemilpaşazede Ekrem Beyin, Zinar Silopi’nin birer tarih uzmanı haline gelişi böyledir. Vs..1950-70 arası kuşak politik mücadeleyi yeniden imar eden ve temelleri atan bir kuşaktır. Rahmetli Musa Anter’in deyimi ile; “Biz bu işi, eksi kırk derecelerden sıfır dereceye çıkardık, siz yeni kuşaklarda artı altı dereceye çıkarırsanız ki bundan da eminim, önümüz açıktır.” Bu cümle yeterince dönemin ağırlıklı imajıdır. Dönem farkını onun “Hatıralarım” adlı eserini kaleme alırken bizzat yaşamıştım. O “Doğu Sorunu”, “Doğu” diyordu, ben, “Kürt meselesi”, “Kürdistan” diye yazıyordum. Bizim kuşak artı derecenin üstünde idi, fakat o dil alışkanlığı ile sıfırın altındaki dili kullanıyordu. Yazıları redekte ettiğinde ise, benim kullandığım bu yeni terminolojiye karşı ses çıkarmamıştı. Değişim ve gelişimin farkındaydı. Özellikle 1975-77 kuşağı sadece bir gençlik hareketi değildi. İdeolojik, politik ve pratisyen kişiliğini bir arada geliştirmek zorunda kalan üretici bir kişilikti. Lakin üretimini hedeflediği her şey yerli yerinde ve doğru şeyler mi idi, bu eleştirilebilir. İdeolojik sahada materyalist anlayış, olayları tahlil etmede bu kuşağa ileri bir düşün mantığı sundu. Bununla da kalmadı, dini kimliklerinden bu ideoloji ile uzaklaşan Kürt gençlerini ilerisi için dolaylı da olsa daha milli olan bir potaya soktu. Seksenlerde daha modern bir yapıya kavuşan bir milli hareketin temellerini sağladı. Bölgesel milli hareketler yerine teritoryal- ülkesel- milli hareketleri yarattı. Çözümleme ve bu millileşme gücü ile donanmış olan hareketlere çok şey sağladı. Hala da sağlamakta.Politik sahada üretilmesi amaçlanan hedeflerin çoğu işe yaramaz çıktı. Enternasyonel misyonlar, sınıf partisi ve sınıf kişiliği bu baptan uğraşılardı. Milletler arası ilişkilere endekslenmek adına; taktiksel yaklaşımlar yerine, ideolojik kimliğe uygun milletlerarası ya da sistemsel kamplaşmanın üzerinden politika üretmek öne çıkmıştı. Her yapı şu yada bu milletler arası düşüncenin peyki haline gelmişti. Kendini merkezileştirmek, yerini “Moskova’da yağmur yağsa Diyarbakır’da şemsiye açanlar” mı dersin, iki milyonluk Türkiye dostu Arnavutluğun peşine takılanlar mı dersin ve yine milli görevlerini terk edip üç dünya teorileri ile kendisinden hiç haberi olmayan, statükocu Çin’in peşine takılanlar mı dersin, vs. savruluşu üretildi. Haliyle bu kuşak gençliğinin savrukluğunu politik sahada yaşıyordu; bu emekler ve geçen zaman heba oldu.Örgütsel sahada özellikle Marksist anlayış ile yaratılmaya çalışılan örgütçülüğün Kürt kimliği ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Feodal kültürel kimliğinden hala sıyrılamamış yığınlara oldukça modern olan sınıf örgütlülüğü ve militan kişilik verilmeye çalışılıyordu. Militan kişiliğe bir diyeceğim yok. Kürtler bu kişiliğe oldukça müsaitlerdi. Fakat sınıf kişiliği onlar için sadece yoksulluk olarak algılanıyordu. Zaten yoksullardı, o halde bu işi fazlada sorgulamak gerekmiyordu! Lakin modern olandan da yoksundu bu kuşaklar: hukuk, demokrasi, modern yaşam tarzı, cinsi yaklaşımları ve bilgileri savundukları düşünceye göre oldukça çapraşıktı. Pratikte bölgecilik, dini kimlikleri kullanma, hemşehricilik, çetecilik, ahlakiyatçılık vs almış başını gitmişti. Her yerde bir “sosyalist ezberci bir Şehmuz “bulmak mümkündü. Hiçbir yapı milli kader ortaklığının yarattığı ruh haleti ile gelen bu geri yapılaşmanın önüne geçememişti. Çoğu yapılarda - bizim gelenek dahi- ailevi akrabalıklar ile birer” oligarşi” yaratmıştı. Yapılan kongreleri tayin eden faktörler bunlardı. Modern demokrasinin gereği olan ne bir zemin, nede bu sürece politik olarak müdahalede bulunacak uğraşı vardı. Haliyle gizli örgütlemenin de yarattığı imkanlar ile kendi tabanından bu oligarşik Kürt örgüt önderlikleri saklanabiliyordu. Oligarşik yapıların hemen tamamı da kendi ataletini ve pasifikasyonunu yapılarına yansıtıyorlardı. Bizim geleneğin oligarşisi de diğer yapılardan hiçte geri kalır yanı yoktu. Ne yazık ki, geriye dönüp baktığımızda Kuzeyli Kürtlerin şansına hiç iyi bir oligarşi oluşmamıştı.Oligarşik yapılanmadan uzaklaşan, diktatöryel de olsa oluşan yeni yapı, bu tip örgütlenmelerin arasından 1980 lerde sıyrılmaya başladı. PKK bu tip bir oluşumdu. Lakin o da, yirminci yüzyılın geciken genç milli hareketlerin 1950 lere kadar ürettiği diktatöryel kişilikli yeni bir efendiyi yüzyılın sonunda Kuzeyli Kürtler adına yaratmıştı. Her sömürülen biraz efendisine benzer. Kuzeyli Kürtler oldukça efendilerini örnek alıyordu. Apo’nun kendini Atatürk’e benzetmesi de herhalde tesadüf olmasa gerekir.Benzer oligarşik yapıya sahip olmasına rağmen Barzani ve Talabani, Güneyliler için iyi bir şanstı. Bu önderlikler militan gelenekten hiç kopmadılar. Sözlerinin arkasında durdular. Oligarşik yapılarından uzaklaşan politikaları ve eylemlilikleri üretmeye başladılar. Ellerindeki imkanlara rağmen diktatörlüğü yeğleme yerine daha paylaşımcı demokratik önderliği üretme yolunda girişimlerde bulunmaya devam ettiler. Onları Kuzeylilerden ayıran en önemli faktör farklı mücadele gelenekleri idi. Pratik sahanın olgun insanları olmalarıydı. Oysa Kuzeyliler, milli mücadelede pratik sahanın hem gençleri hem de şımarık çocuğunu yeşertecek koşullara sahipti.75-77 Kuzeyli milli kuşak orta yaşını çoktan aştı. Yaşıtları aynı zamanda dünyanın her yerinde devletleri yönetiyor. Ama onlar hala iktidarlarına ulaşamamış, yaşlanma dönemine oldukça yakın sayılırlar. Sahne seyircisi konumuna düşmüş biz yaşlı kuşağı bir kenara korsak aşağıdan gelen 90 kuşağını bizden sıyrılan yeni diktatör kişilik büyüttü. Bu gün bu gençlerin aldığı gıda Konfederalizm,Üniter devlet, Türk-Kürt kardeşliği, milliyetçilik karşıtlığı bir ideoloji. Anti sömürgecilik, Bağımsızlık vs. çoktan terkedilmiş, bu kuşağın bilmediği öğretiler. Acaba milli mücadelede zamanımızda yaratılan artılar bizler yaşlanırken yeni kuşaklarla yeniden eksiye mi dönecek? Siyaseten bu gerileme gözler önünde. Milli mesele "grup hakları" çerçevesine günümüzde indirgendi. Hayatın akışını durduramayacağımıza göre.Gelecekte bu kuşağın olduğuna göre, yeni kuşağın gelecekteki önderliğinde vay halimize...! Evet.. evet, K. Kürdistan nereye..?
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.