Siyaset

Kürtlerin yol haritası ne olmalı? / BAWER ÇİYAZAN

Bawer · 15.01.2007 · 2 görüntülenme

Kürtlerin yol haritası ne olmalı?40 milyonluk bir ulusun yol haritası dünya denen gezegen üstünde ne ise, Kürtlerin de o olmalı. Allah'ın bir itirazı yoksa! Kürtler bağımsız, birleşik ve demokratik bir ülkeye sahip olabilirler. Aynı dil, toprak, tarih ve kültür birliğini oluşturanlar kategorisine giren Kürtlere hiç kimse, 'devlet kurmak sizin hakkınız değil, şartları yok, biraz daha bekleyin' diyemez. Çünkü aynı dil, toprak, tarih ve kültür birliğini yaşayan ulusların devletleri vardır, sınırları çizilmiştir. Bunu yaparken de çok aceleyle, hatta iki tane dünya savaşına neden olacak kadar şiddet uygulayarak yaptılar. Onlar kendi kendilerini idare etmesini biliyorlarsa, buna hakları varsa, bu gezegenin yaratıcısı Allah'ın da bir itirazı yoksa, Kürtlerin de kendi kendilerini idare etme hakları ve bir devlet kurma hakları var demektir. Kürtlere bugüne kadar bu hakları kullandırılmamışsa, bunda Allah'ın değil, Kürtleri kuşatan diğer halkların sorumluluğu vardır!Şimdi İran, Irak, Suriye ve Türkiye tarafından yıllardır kendi toprakları üzerinde kuşatma altında tutulan Kürtler Kuzey, Güney, Doğu, Batı Kürtleri diye bölünmek isteniyor, bunu bizim bazı arkadaşlarımız da yapıyor. Bir yerde güya devletleşme koşulu varmış da, bir başka yerde de bu koşul yokmuş! Ben şahsen bu tür bir ayrımla Kürdistan siyaseti güdülmesini doğru bulmuyorum. Kürtler, kendi elleriyle kendilerini bölümlere ayırmamalı. Kürtler birdir, toprakları da bir bütündür. Bir sorun varsa, Kürdistan'ı işgal edenlerin, Kürtleri yönetimsiz bırakanların sorunudur. Olur mu, olmaz mı; zamanı mı, değil mi; bizi hoş karşılarlar mı, karşılamazlar mı? mantıklı mı, değil mi ikircikli tutumu, bizi siyaseten tatmin edecek bir tutum değildir. Söylenmesi gereken söz ve izlenmesi gereken yol şudur; "Kürtlerin nüfusu 40 milyon civarındadır, belli bir toprak parçası üzerinde yaşıyorlar, bu topraklar zamanında uyduruk ve zorba (Lozan gibi) anlaşmalarla işgal edilmiştir, Kürt halkı bu topraklar üzerinde kaderini tayin etme hakkına sahiptir, dünya bunun yolunu açmalıdır."Bizim Kürt sorununu çözüm önerimiz bu olmalıdır, formülünü ise, bugüne dek Kürtlerin emdiği sütü burnundan getirenler düşünsün. İster ülkeler işgal edilsin, ister yöneticileri bir bir Saddam gibi darağacında sallandırılsın, ama Kürtlerin hakları bir bütün olarak iade edilsin. Bu noktada savunulması gereken şey bölgeler değildir; 'Kuzey', ya da 'Güney' yanılgısına düşmemek gerekir; elbette ki Güney'deki oluşum olgunlaştırılacak, geliştirilecek ve ilan edilecektir, ama eksik tarif, eksik yorum ileride Güney'i de yeniden zor duruma düşürecektir. Kürtlerin nüfusu, toprak bütünlüğü ve kan kusarak yaşadıkları tarih sürekli gündemleştirilirse, bu aynı zamanda Kürtlerin hukuken hak taleplerinin de bir kanıtı olur. Kürtlerin Urfa'da nesli tükenmek üzere olan Kelaynak kuşlarından oluşmadığını dünyaya anlatmak gerekir. Orda koşul var, burda koşul yok söylemleri bizim söylemlerimiz olmamalı. Doğru olan, Kürt adı verilen 40 milyonluk bir nüfusun aynı toprak parçası üzerinde, muhtarsız, avukatsız, bekçisiz bir şekilde yaşaması ise, o zaman bu doğrunun gereği yapılmalıdır. Kürtler, 40 milyon dahil olmak üzere kendi yönetimlerini oluşturmalıdır. Bu 'bölücülük' değildir, bu sadece asırlardır gasp edilen bir hakkın iade edilmesi talebidir. Bu talep insan haklarına da uygundur, Allah'ın kullarına uygun gördüğü haklara da uygundur. Ne bir dindarın, ne de bir ateistin itirazının olmayacağı bir haktır bu.İtirazı olanların kimler olduğunu herkes biliyor. Onlar, sadece kendilerini yaşatmak isteyen, kendileri dışında kalan tüm insanları düşman belleyen, böyle yayan Saddam gibi, Sedat gibi, Şah gibi, Tayyip ya da Sezer gibi kişilerdir. Bizim bu kişilere, kendimizi bölerek derdimizi anlatmanın ne kadar zor olduğunu, ya da hiç mümkün olmadığını tarih çok iyi örneklerle bize göstermiştir ve gestermeye de devam ediyor.Kısacası, Kürtler kendi toprak bütünlüğünü ve ulus yapısını iyi tahlil etmedikçe, dünya kamuoyuna varlığını bir bütün olarak yansıtmadıkça Güney'de olduğu gibi kuracağı yönetimler Mehabat Cumhuriyeti'ndeki gibi kısa ömürlü olma tehlikesiyle sürekli yüzyüze olabilir. Türkiye, Kerkük'ün statüsünden söz ederken, hiç yeri yokken hak iddiasında bulunurken, biz de Diyarbakır'ı ve Kürtlerin yaşadığı 22 ili örnek verebiliriz. Suriye'nin, İran'ın Kürtler üzerindeki tahakkümünü, tahakküm altındaki illeri, yerleşim birimlerini tek tek belgeleriyle ortaya koyabiliriz. Ama biz her nedense felsefeyle uğraşmayı, içi boş sözler ve nitelemelerle uğraşmayı daha çok seveiyoruz! Doğrumuzu ya çok geç görüyoruz, ya da hiç görmüyoruz. Kendimizi yansıtmayı bir türlü beceremiyoruz.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.