Siyaset

'Kürtlere yardım filosu'na izin verir miydiniz?

ROBERT L. POLLOCK · 03.06.2010 · 2 görüntülenme

Mavi Marmara'daki eylemcilerin İsrail askerlerini şiddet uygulayarak kışkırtmasına kimse şaşırmamalı. Türkiye düzgün bir muhalefetin de yokluğunda yıllardır Batı'dan uzaklaşıp Doğu'ya yöneliyor. İnsan merak ediyor, başka ülkeler Kürtlere yardım götürmeye kalksa Türkiye ne yapacak?İsrail özel kuvvetleri ve komandolarının, Mavi Marmara’nın güvertesine çıkma girişimleri sırasında şiddetle karşılaştıklarına şaşırdığı açıktı. Oysa şaşırmamaları gerekiyordu. Gemideki Türk ‘barış eylemcileri’nin, İsrailli askerleri Hitler’in SS’lerinin ikinci gelişine benzer birşey gibi gördüklerinden hiç şüphem yok.Türkiye’nin son yıllardaki söylemini izlemek, bir ulusun deliliğin pençesine düşmesini izlemek gibiydi. Avrupa’yla Asya arasındaki geçiş yolunun üzerinde oturan yaklaşık 80 milyon insanı düşünün. Hint-Avrupa ailesine ait bir dil konuşmuyorlar ve muhtemelen 100 binlercesinin de yabancı medyaya erişimi yok. Çoğunluğunun elde ettiği bilgiler ya İtalyan komünistlerin yanında sağcı gibi kalacağı laik bir medya, ya da hükümet etkisi altındaki (yani İslamcı) ve sayısı giderek artan yayın organları tarafından filtreleniyor. Sözgelimi, 2003’te ABD güçlerinin Irak’a kuzeyden girmesine izin verilmediğinde, bizim medyamız ‘Türkiye’yi kim kaybetti?’ tartışmasından geçilmiyordu; ancak Ankara ve İstanbul’da böyle bir içe bakışın esamisi bile okunmuyordu. Türkler bunun yerine düzenli olarak, ABD’nin Irak’ta gerçekleştirdiği söylenen hayali katliamlarla ilgili hikâyelerle besleniyordu; bu hikâyelerde sık sık Amerikan güçlerinin Yahudiler adına hareket ettiği ima ediliyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın her gün okuduğu Yeni Şafak gazetesi, Amerikalılar Fırat’a attıkları ceset miktarının mollaları balık yemeyin diye fetva çıkarmak zorunda bıraktığını yazdı. Aynı gazete sık sık ABD’nin Felluce’de kimyasal silah kullandığını iddia etti. Ve Irak’ta Amerikan askerleriyle birlikte İsrail askerlerinin de konuşlardırıldığını ve ABD güçlerinin ölü Iraklıların bağırsaklarını Amerikan ‘organ piyasası’nda satılmak üzere çıkardığını yazdı. Diğer yandan laik Hürriyet gazetesi, İsrail askerlerinin Musul’da Türk güvenlik görevlililerini öldürdüğünü öne sürerken, ABD’nin de insani yardım kisvesi altında (Müslüman) Endonezya’yı işgale başladığını yazdı. Ayrıca dönemin ABD büyükelçisi Eric Edelman, Türk medyasına ABD’nin gizli nükleer denemelerinin 2004’teki tsunamiye yol açmadığını açıklamak için telekonferans düzenlemek zorunda bile kaldı. Ankara’da dolaşan en çılgın teorilerden biri de, ABD’nin Ortadoğu’yu sömürgeleştirdiği, çünkü bilim insanlarının astreoidlerin Kuzey Amerika’ya çarpacağının farkında olduğuydu.Musul ve organların deşilmesiyle ilgili hikâyeler, kısa süre sonra Kurtlar Vadisi adlı büyük gişe yapan filmde biraraya getirildi. Kitlelerin, Avrupa’da 3. Reich’tan bu yana böylesine anti-Semitik bir tantanaya maruz kalmadığını söylemek abartılı olmaz. Başbakan Erdoğan’la 2006’da bir söyleşi yaptığımda, kendisi bu anlatıdan utanmıyordu:Erdoğan: “Bu filmi yapanların haberleri temel aldığına inanıyorum... , Ebu Garip hapishanesini... Bunu televizyondan izledik ve şimdi de dünya medyasında Guantanamo’yu izliyoruz ve tabii ki bu film bu etkilerin altında hazırlanmıy olabilir.”Ben: “Çok sayıda Türk’ün ABD’ye böyle baktığına, bizin Irak’a gidip insanları öldürüp organlarını alan insanlar olduğumuzu düşündüğüne inanıyor musunuz?”Erdoğan: “Böyle şeyler oluyor. Irak’ta olmuyorsa da, başka ülkelerde oluyor.”“Nasıl şeyler? İnsanları organlarını almak için öldürmek gibi mi?” Erdoğan: “Öldürüldüklerini söylemiyorum... Bunu bir para kazanma yöntemi olarak kullanan yoksul insanlar var.”Başbakanın kurgusal bir kan banyosunu kınayamaması karşısında şaşırıp kalmıştım. Şaşırmamalıydım. Erdoğan ve partisi, en başından beri ABD ve İsrail nefretini kışkırtıyor. İsrail’le Mısır’ın Gazze’ye uyguladığı ablukaya meydan okuyan geminin, Erdoğan’ın cesaretlendirmesi olmasa bile onayıyla gerçekleştiğinden kuşkum yok. Erdoğan’ın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin ABD, NATO ve AB gibi Batılı kanatla bağını gevşetip, Doğu’da kendi etki alanını yaratması gerektiği yönündeki felsefenin de mimarı. Türkiye’nin kısa süre önce İran’ın uranyum zenginleştirmesine yardımcı olacak anlaşmayı yapması sürpriz değil.Ne yazık ki, yolsuz laik partilerin Erdoğan’a yenilmesinden bu yana Türkiye güvenilir bir muhalefete sahip olamadı. CHP, CIA’in ayak oyunlarıyla ilgili sürekli ağzına geleni söyleyen liderini yeni değiştirdi ve hükümet hazineleri dünyanın her yerinde çökerken devlet harcamalarını genişletmek isteyen birisini lider seçti. Dahası Türkler, ayan beyan ortadaki iki yüzlülüklerini görmezden gelmeyi sürdürüyor. Türklere, başka ülkeler Kürt azınlığa destek için bir ‘yardım’ konvoyu düzenlese ne düşüneceklerini sorsanız, size boş baş bakarlar. İyi lider kızıştırmaz, yatıştırırBununla birlikte, Erdoğan Gazze’deki Hamas yönetiminin meşruiyetini tanıyan ilk dünya liderlerinden biriydi. Ve şimdi de İsrail’i Hamas’ın lehine olacak şekilde tahrik ettikten sonra tonunu daha da sertleştiriyor. ‘İnsanlığın vicdanı’nı şoke edenin İsrail olduğunu söylüyor. Davutoğlu ABD’ye meydan okuyor: “Bizimle topyekün dayanışma bekliyoruz. Türkiye’yle İsrail arasında bir tercih gibi görünmemeli bu. Doğruyla yanlış arasında bir tercih olmalı.” Lütfen. İyi liderler, böyle durumlarda gerilimi düşürmek için çalışırlar, tırmandırmak için değil. Hiçbir Amerikalı bu adamların gerçek niyetleri hakkındaki kandırmacaya kapılmamalı: Bunlar, hem kendi ülkelerinin hem de genel olarak Ortadoğu’nun en kötü unsurlarına hitap eden demogoji uzmanları.“Batı yanlısı Türkiye’yi kim kaybetti?” sorusunun yanıtı çok açık, Türklerin kendileri. Şimdi ortaya çıkan soru, Türklerin gelecekte bölge barışına daha ne kadar zarar vereceğiyle ilgili. (3 Haziran 2010)

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.