Siyaset

Kürtler ya da Çeçenler zulme uğramıyor mu?

Seumas Milne · 02.03.2008 · 2 görüntülenme

ABD ve AB'deki 'liberal müdahaleciler' Kosova'nın BM onayı almayan bağımsızlığına destek vererek, Kürtler veya Çeçenler gibi diğer ayrılıkçılara yeşil ışık yaktı. Uluslararası düzen emperyal iktidar yerine kurala dayanacaksa, liberal müdahaleciliğin yarattığı haksızlıklar önlenmeli Irak'taki facia ve Afganistan'daki kanlı başarısızlığın, Batılı siyasetçilerin, demokrasi ve insan hakları adına diğer halkların ülkelerini işgal etme yönündeki heyecanını söndürmüş olması beklenirdi. Ancak bunun yerine Felluce ve Samarra'daki ölüm tarlalarıyla iyice gözden düşen liberal müdahalecilik fikrini onarmak için kararlı bir girişime dair emareler mevcut. İlk olarak kendini müdahaleciliğe adayan Bernard Kouchner Fransa dışişleri bakanlığına getirildi. Sonrasında, sözüm ona gönülsüz bir savaşçi olan Britanya Başbakanı Gordon Brown geçtiğimiz yılın sonundaki bir konuşmasında Batı'nın devletlerin sınırlarının ötesinde müdahalede bulunma hakkını teyit etti. Britanya Dışişleri Bakanı David Miliband bu ay içinde Irak ve Afganistan'daki 'hataların', dünya çapinda demokrasiyi, 'ekonomik özgürlükleri' ve insani durumu güçlendirmek için barışçıl biçimde ya da güç kullanarak müdahalede bulunma yönündeki ahlaki dürtüyü zayıflatmaması gerektiğini öne sürdü. Diğer yandan ABD'de Demokrat Parti'nin başkan adaylığı için yarışan her iki isim de bilindik liberal müdahalecileri dış politika danışmanları olarak kadrolarına dahil etti; Barack Obama akademisyen Samantha Power'ı, Hillary Clinton'sa 1990'lı yıllardaki yönetimin emektarları Richard Holbrooke ve Madeleine Albright'ı danışman tayin etti. Kosova'da küçük Guantanamo var Görünen o ki, müdahalecilik yandaşları yeniden iş başinda. Şimdilerde Kosova'nın bağımsızlık ilan etmesiyse, söz konusu şahıslara hayal kırıklığı yaşayan kişileri, 1990'larda çogu Batılı liberalin tahayyüllerine hâkim olan davaya çekmek için altında toplayabilecekleri bir bayrak sunuyor. 2002'deki rezil Irak savaşi dosyasını hazırlayan dışişleri bakanlığındaki akıl hocalarından John Williams, geçen hafta Kosova savaşinın kendisini Irak mevzusunda da dönemin Britanya Başbakanı Tony Blair'in yanında yer almaya inandırdığını belirtip, Irak yüzünden gelecekteki Kosovalar imkânsız hale gelirse, bunun bir 'trajedi' olacağını öne sürdü. The Independent daha da ileri giderek, Kosova'nın yeni statüsünün 'liberal müdahaleciliğin bir zaferi' olduğunu ilan etti. Kosova'daki korkunç hikâyeden bir zafer çikarmak epey zor. BM izni olmadan başlatılan ve çok kere uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirilen 1999'daki NATO bombardımanları bölgedeki zulüm ve etnik temizliği durduracaktı ama aksine bunların katmerlenmesine yol açtı. Sırpların güvenli çekilmesini ancak Rusların baskısıyla gerçekleştirebildi, Priştine'nin neredeyse tüm Sırp nüfusunu da içerecek biçimde Sırplara ve Çingenelere karşi kitlesel bir karşi etnik temizliğe yol açtı. BM idaresi kılıfındaki dokuz yıllık NATO işgalinden sonra suç cenneti Kosova artık hiç olmadığı kadar etnik bölünmüşlük içinde, işsizlik oranı yüzde 50'lerde ve AB insan hakları temsilcisinin 'Guantanamo'nun küçük bir çesidi' diye tanımladığı Amerikan üssüne evsahipliği yapmakta. BM Güvenlik Konseyi'ne meydan okuyarak ilan edilen ve Rusya'yla Çin'in yanı sıra İspanya gibi AB ülkelerinin de karşi çiktigi bağımsızlık dalavereden ibaret ve Kosova NATO birliklerinin denetimindeki AB mandası olarak kalmayı sürdürecek. Müzakere etmeden, BM çerçevesi dışına çikarak Sırbistan'dan tek taraflı kopuşu cesaretlendiren ABD, Britanya ve Fransa, Abhazya'dan Kürdistan'a kadar diğer ayrılıkçı hareketlere de yeşil ışık yakmış oluyorlar. Sırp idaresi altında zulüm gördüğünden Kosova'nın başkaları için emsal teşkil etmediği iddiası saçma. Kürtler ya da Çeçenler zulme uğramıyor mu? Aradaki fark iktidardan ve kimin kimi desteklediğinden kaynaklanıyor, adaletten değil. Elbette Kosovalıların kendi kaderini tayin hakkı var ama bunu NATO sömürgesi olarak Balkanlar'daki diğer milletlerin aleyhine biçimde elde edemezler; Kosova'nın bağımsızlığının Bosna ve Makedonya'daki etkisi afet boyutlarına varabilir. Uzun süredir Kosova ve Bosna'daki Müslümanlara yönelik Amerikan desteğinin, ABD'nin iyi niyetinin bir kanıtı olduğunu görmeye çagrilan İslam dünyasında da, bahsettiğimiz ayrılıkçı bölgenin önemi kaybolmadı. Fakat İslam ülkeleri içinde burayı tanıma konusunda belirgin bir yavaşlık söz konusu. Ürdün'de yayımlanan Düstur gazetesinde bu hafta çikan yazısında Yaser ez Za'attra, "Rusya'yı kuşatmak Bush'u Kosova'nın bağımsızlığını desteklemeye sevk eden ana nedendi. Rusya'yla Çin'in yükselişi ABD'ye karşi denge oluşturuyor ve kesinlikle bu Müslümanların çikarina. Kosova'nın yanında Çeçenya, hatta Çin'de çekingen davranmak Müslümanların yararına olmaz" diyordu. Liberal müdahaleciliği onarmak bir yana, Kosova deneyimi bunun göbeğindeki can alıcı kusurları gözler önüne seriyor. İç savaşta taraf tutarak, BM'yi baypas ederek ve söz konusu davada hem yargıç hem jüri gibi davranak Batılı güçler insani krizi daha da azdırdı, feci bir işgal mirası bıraktı ve geri plandaki çatismayi çözmekte başarısız oldu. 1999'da NATO bombardımanlarının en yoğun gerçekleştiği günlerde, Blair kendi 'uluslararası toplum doktrini'nin parçası olarak müdahaleyi gerektiren beş kıstas belirlemişti; liberal müdahaleciler için getirilen bu rehber, onları takip eden Washington'daki yeni muhafazakârlarca çok beğenildi. Buna göre Irak'ta bu beşinden ancak birinin mevcut olduğu öne sürülebilir. ABD'ye de yaptırım uygulanmalı Dahası ABD ve Britanya sadece yalanlar üzerine bir saldırı başlatmadı; aynı zamanda Irak ve Afganistan'daki yüzbinlerce ölümden ve milyonlarca mülteciden sorumlu ki, eski Yugoslavya'da 1990'larda gerçekleşenler söz konusu insani krizin yanında devede kulak kalıyor. Bunun yanında işkence, adam kaçırma ve mahkemeye çikartmadan kitlesel tevkiflerden de sorumlular. 2004'te Amara yakınlarındaki Ebu Naci kampında Iraklı mahkûmların Britanyalı askerlerce dövülmesi, öldürülmesi ve sakat bırakılmasına dair son iddialar bu yöndeki bir dizi olayın sadece en uç örnegi ki, bu olaylar arasında Basra'daki nezarette Baha Musa'nın ölene kadar dövülmesinin cezasız kalması da var. Kendi insan hakları ve uluslararası hukuk ihlalleri nedeniyle herhangi bir yaptırıma maruz kalmayacaklarını bilerek hareket eden dünyanın en güçlü ülkeleri olmaları gibi aşikâr bir neden ötürü, Irak'ın işgalcilerine karşi en ufak bir insani müdahale ihtimali bile bulunmuyor. Fakat tam da genel kabul gören bu gerçek, insani müdahale için çok taraflı samimi bir temel olasılığının altını oyuyor. ABD'nin BM'ye dikte etme yetisi zayıflarken, tek taraflı liberal müdahaleciliği canlandırma baskılarının artması şaşirtıcı değil. Ancak kurallar üzerinde yükselen herhangi bir uluslararası ilişkiler sisteminin zayıfa olduğu kadar güçlüye de, düşmanlara olduğu kadar müttefiklere de uygulanması gerekir. Aksi halde, bu bir kurallar sistemi olmaktan çikar ve emperyal iktidarı uygulayan, kabul görmeyecek bir sistem halini alır. (28 Şubat 2008)

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.