Siyaset

Kürtler ne istiyor? Sempozyumunda açmazlar..

bahoz þavata · 31.01.2007 · 1 görüntülenme

 Sn. Kamber Soypak (KÜRT-KAV Yönetim Kurulu üyesi) sempozyum konuşmasında; “Vakfımıza gelen yabancı kişilerin bizden en çok öğrenmek istediği şey; “Kürtlerin ne istediğine” dairdi. Biz de bu tür sorulara yanıt vermekte güçlük çekiyorduk. Bu tür soruların cevabının bir gereksinimi olarak sempozyumu gerekli bulduk” diyerek, sempozyumun niçin yapıldığına açıklık getirmek istiyordu. Ortada tanımlamada bir boşluk vardı. En azından Kürt-Kav, bu durumu gidermek istiyordu. Yerinde bir duyarlılıktı. Fakat fikrin hayata geçirilmesinde ve uygulamasında bir çok eksiklik göze çarpıyordu. Diğer yandan toplantıdan çıkan sonuçtan hareket edersek, Kürt-Kav, “Kürtlerin ne istediğine” net bir cevap alamamıştı. Kürtlerin siyasal taleplerini farklılıkları ile birlikte yine başkalarına sunmak zorunda kalacaklardı. Bir diğer konu, toplantı için yapılan çağrılara rağmen Türkiyeli siyasal çevrelerin, yabancı elçiliklerin bu çalışmaları gözlemeyişi manidardı. Ayrıca toplantıya katılım konuşmacılarının temsili azlığı dikkate alınırsa, bazı yapıların bu toplantıda temsilinin olmayışı belli bir eksiklik olarak göze çarpıyordu. Bu tür eksikliklerin ne kadarının Kürt-Kav’ın sorumluluğunda olduğunu bilmiyorum. Bu hususta bir açıklama yapmaları gerekir sanırım.Zamanın darlığından birazda olacak, hem konuşmacıların sunumları zengin kılınmamıştı, hem dinleyicilerin çalışmaya katılımları yetersiz oldu. Temsili ve bir çok eksiliklerine rağmen bazı Kürt yapıların bu sempozyumda bir araya gelmesi, farklılıklarını ve ortak doğrularını en azından birbirlerine sunması ve öğrenmeye çalışması yapılan çalışmayı ayrıca olumluyordu. Dileriz, hala bir çok siyasi, ideolojik, örgütsel, birlik vb. sorunlarını gidermemiş Kürt çevrelerin, benzeri kurumlar vasıtası ile böylesi çalışmaları daha da katılımcı bir şekilde organize ederler. Bu ihtiyacın olduğu da, bu toplantıdan çıkan önemli bir sonuçtur.Siyasal yorum..Kaba görünümü ile toplantıda üç çizgi kendini ifade ediyordu. Türkiyeciler, İslamcılar ve Kürdistancılar. Lakin gerçekte iki çizgi vardı: Türkiyeciler ve İslamcılar. Her farklı görünümdeki yapının da kendi içinde ve aralarında nicel farklılıkları vardı. K.Kürdistan için federasyon önerisine sahip olanlar, iki ana hat arasında görünmesine rağmen mücadele perspektiflerini Türkiye’nin demokratikleşmesi zeminine yaslamaları ile daha çok Türkiyelilik akımına yakın duruyordular. Bu yapılanmaya Kürt İslamcılar da ideolojik olmasa da, siyasi olarak yakındı. Kürdistancılar adına konuşanların ise, meşruti ve siyasi mücadelenin alanını daraltarak, demokratik zemindeki mücadele alanına öncelik vererek MKKTH çerçevesinde Bağımsız Kürdistan’ı amaç edinen fikirleri ile kafalarda soru işareti yaratıyordular. Daha çok düzen içi legal haklar zemininde duran Hak-Par’ın, DTP ile olan en belirgin siyasi ayrılıkları, Kürt meselesinin ele alınış biçimi bakımından bir ayrılıktı. DTP,  Kürt sorununa, Türkiye’de köklü bir anayasa değişikliği ve özerk yerinden güçlendirilmiş yönetimler ile demokratik bir hukuk devletinin kurulup işletilmesi istemi ile bir yaklaşım gösterirken, Hak-Par’ın Federasyon projelerinin yanı sıra MKKTH çerçevesinde; özerlikten bağımsızlığa kadar esnek ama aynı zamanda Kürdistan’i duruşa çekilmesi de söylem olarak, pek bir şey ifade etmiyordu. Hak- Par’ın, DTP’den uzak durması ise, DTP’nin, PKK kontrolünde demokratik zemini zorlaması şeklindeki duruşundan kaynaklanıyordu. Oysa bu anlayış, Hak-Par’cılara göre; Kürt meselesini terörize eden ve demokratikleşmenin önünü kapatan bir yoldu. Hak-Par, Kürt sorununda kalıcı adımların atılmasını silahların susmasına bırakan bir anlayışla gerçekleşeceğini açıkça beyan ediyordu. Bu gerekçeleri ise, sorgulanmaya muhtaçtı. Kürdistan/Kürt sorunun çözümünde siyasi mücadelenin bir biçimi olan silahlı mücadelenin reddi zaten tüm konuşmacıların ortak görüşüydü. Her ne kadar DTP sözcüsü, bu hususta; “barışçı ve demokratik zeminlerin oluşumuna engel olunuyor.” şeklindeki bir beyanı ile bu sorunu T.C.’ye attıysa da, aslında o da; silahlı mücadeleye karşı olduğunu zımnen ifade ediyordu. Konuşmacıların tamamı sınırlandırılmış meşruti haklar ve yasaları kısmen gözeten demokratik mücadeleler ile sancısız bir kurtuluş öngörüyordular! Hepsi barışçıydı! Özellikle,“Siyasi mücadeleyi silahlı mücadeleye indirgemek yanlıştır” cümlesi ve sivil meşruti pasif eylemlilikler ve ret politikaları ile oluşacak demokratik bir zeminde MKKTH çerçevesinde Bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasını öngören KUDGB sözcüsü Fuat Önen (Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubu Temsilcisi), kurtuluş argümanını tam da bu düzlemde sadece esnek meşruti bir mücadeleye çekiyordu. Meşruti mücadelenin alanına silahlı mücadelenin girmesini, günümüzde KMKM’nin geleceğini karatacak bir yol gibi tanımlayarak, tersten Hak-Par ve DTP’nin çizgisi ile buluşan bir zemine kayıyordu. Sözcünün bu yaklaşımı, KUDGB’nin siyasal tavrına ne kadar uygun düşüyordu? Bilemiyoruz!Bu yaklaşımlardan sonra ideolojik düzlemde; DDS adına A. Okumuşun ve diğer konuşmacılardan bazılarının “Kürdistan/Kürt meselesi demokratik değil siyasidir.” cümlesi havada kalıyordu. Tüm konuşmacılar demokratik zemin zorlaması içinde oluşları, aslında bu siyasi yapıları Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesine katıldığını gösteriyordu. Bazılarının kendini, Kürdistan ya da Kürt milleti adına duruşa çekmesi de bir milli ve ülkesel ayrılığı değil ya da ayrı duruşu değil, aslında Türkiyeciliği öne çıkarıyordu. Toplantıda konuşmacı olan yapıların tümü siyasal olarak demokratik taleplerin gerçekleşmesi için bir çaba içinde oldukları görülüyordu. Kürdistancı, ayrıştırıcı ya da bağımsızlıkçı duruşları ifade eden termoloji ise, her yapının kendi farklılığını biraz öne çıkarmak için altı doldurulmamış “cilalı” kavramlardı.  KUDGB,  milli birliğin oluşumu için yeni ve belli bir çaba içinde oluşu anlamlıydı. Fakat kendi yapılanmasının ne tür bir yapılanma olacağı konusunda henüz bazı açmazlarının olduğu görülüyordu. Bir milli cephe örgütlenmesi mi, bir parti mi, vs. ne olacağı henüz belli değildi. KUDGB hala kendi iç hukuki prosedürünü de ortaya çıkarmış değil. Diğer yandan daha işin başında bazı temsilcilerinin kendi düşünsel yaklaşımlarından kaynaklanan düşünceler ile mevcut oluşuma daraltılmış siyasi sınırlar tayin etmesi, yeni tartışmaların bu yapı içinde oluşacağını gösteriyordu. Bir yerde farklı ideolojik ve siyasi yapıların ortak uzlaştıkları programlar ile organize olan KUDGB, meşrutiyetinde her hakkını kullanarak, siyasi mücadele alanının da ucu açık politikaları ifade edebilir ve bu kararları kendi iç yürütme organlarının kararlarına teslim edebilirdi. Elbette bu esnekliği kaldıramayan yapıların da olacağı muhakkaktır. Bu yaklaşım da tersten bu yapının örgütlenme alanın daraltır. Lakin Bağımsız bir Kürdistan siyasal oluşumunu hedefleyen bir yapının kendini böylesi bir dünyada zor araç ve mücadele biçimlerinden ayrı tutması tek kelime ile böylesi yüce amaçları bakımından samimi olmadığını gösterir. Bizim önerimiz KUDGB’ne  demokratik zeminde bir çatı-cephe yapılanması olarak Kürdistan’i yapıların ortak taleplerini ve ihtiyaçlarını projelendiren bir zeminde siyasi bir mücadeleyi örgütlemesidir. En azından demokratik zeminde olmayan milli cephe oluşumuna katkıda bulunmuş olur. Bu alandaki örgütsel siyasi boşluğu doldurmuş olur. Böylece farklı siyasi düşünüş konumunda olan Kürt yapı ve zevatların ancak ortak talepleri, ortak bir organizasyonda giderilebilir. Bu KMKM’nin de yararınadır.Fakat işin ilginç yanı bu sempozyumun dinleyicilerden de gelen ve bu toplantıda mevcut bulunan siyasi yapıların milli ortak taleplerine uygun düşen önerilere de başta KUDGB dahil, hiçbir konuşmacı yanıt vermedi. Bu durum, konuşmacıların, gelen talepler karşısında kendilerini mesul görmemeleri olarak ta görülebilir. Diğer yandan tüm Kürt yapıların bu yıl için; 1.Kerkük meselesinde, 2. Kürtçe’nin kamu alanında, eğitim ve öğretimde resmi dil olması için mevcut Kürt yapıları ile ortak bir proje oluşturmasının koşulları varken, fakat ortak çalışma doğrultusunda herhangi bir çalışmalarının olmadığını beyan etmeleri dikkatlerden kaçmadı. Anlaşılan Kürt yapıları, hala milli birliği geliştirmeyi düşünmüyordu! Zaten bu şartlar altında konuşmacılardan gelen Kürt yapılar arası “Barış Konferansı” çağrısı da,  toplantının atmosferine zaten uygun düşmüyordu.Sempozyumu sunan konuşmacılar arasında ikinci çizgiyi ideolojik ve siyasi olarak ayrı duruşu ile İslamcı kesimden, ümmetçi İslam düzeninde MKKTH ile Kürt meselesi bakışı ile Özgür-Der temsilcisi Serdar Bülent Yılmaz (Özgür Der Diyarbakır Şube Başkanı); dillendirdi. Bir zamanlar bizlerin Sosyalist enternasyonallerden medetlendiğimiz siyasi duruşlarımızın olduğu bir dünyanın İslami versiyonunu sunuyordu konuşmacı. Tarihsel, konjönktürel ve reel politik argümanlar yerine, Kutsal kitabımızın en yüce kavim haklarını içeren ayetinin gölgesinde Kürdistan sorununa çözüm önerileri getiriyordu. Bu alanda bizden de geçmişe göre daha geri konumdaydılar. Dini olarak ideolojik ayrık bir duruşları vardı. Lakin siyasi olarak daha çok ümmetçi yapıların bir Kürt seksiyoner örgütlenmesi konumlarını aşmamışlardı. Diğer yandan diğer Kürt yapıların bu oluşumlara karşı düşünsel alanda bilgi donanımına sahip olmadıkları görülüyordu. Mazlum-Der Diyarbakır temsilcisi Nesip Yıldırım’ın (Mazlum Der GYK Üyesi); insan hakları çerçevesinde konuya yaklaşımı demokratik duruştu. Özelde düşüncelerinde Kürdistan/Kürt meselesi için bir çözüm önerisi yoktu. Toplantıda G. Kürdistan ve BBDK savunusu adına konuşmacılar olsa idi, bu çalışmalar daha  renkli olabilirdi. Bu eksiklik oldukça göze batıyordu.Her konuşmacı Kerkük meselesini, Hewler merkeziyetinin öneminden ya da T.C.’nin G.Kürdistan’a bağımlılık içinde yönelimlerinden bahsediyor, diğer yandan K. Kürdistan meselesinin Güneyde gelişen KFH’i oluşumdan ayrı ele alınamayacağı gerçeğine vurgu yapıyordu. Ayrıca Kürdistan meselesinin iç içeliği önemli bir gerçek iken, Güneyli bir sözcünün bu toplantıda olması anlamlı olurdu.Yine gerçekten Türkiyeliliği ret eden, BBDK’ın oluşumu için meşrutiyetinde her türlü meştuti mücadele biçimine açık olan ve milli ortaklıklar üzerine milli çatı/cephe yapılarının oluşumundan yana olan siyasi bir Kürt yapı temsilcisi de bu toplantıda olmalıydı. En azından geleneksel Kürt yapılarından milli, ideolojik ve siyasi argüman farklılığı ile bu tartışmaları ve sunumları daha da zenginleştirirdi.Toplantıda dinleyiciler, kısmen bu açıklığı kapatmaya çalıştı. Fakat yeterli değildi. Dinleyicilere ayrılan sürede kısıtlı idi.Sonuç..Kürtleri azınlık olarak kavrayan yapılardan Kürdistan’i hareket görünümleri ile aslında Türkiyecilik siyasetinin parçası olan Kürt reformistlerinin kendilerini sunduğu bir sempozyum gerçekleşmiştir. Kürt reformizminin siyasal talepleri için oluşumunu zorladıkları demokratik zeminin yaratılması uğrunda yürütülen mücadele tarzı ve söylem farklılıklarının hiçbir önemi yoktur. Nitekim bu yapıların temsili gücünü mücadele biçimleri belirlemektedir. Aynı zamanda siyasal taleplerin aynılığı, ayrılıklarını ve temsili güçlerini de anlamsızlaştırmaktadır. Nitekim DTP, en samimi yaklaşımı ile bu reformist duruşu pratik sahada da temsil etmektedir. Bu mücadele alanında doldurulacak ikinci bir boşluk olmadığı gibi, ikinci temsillere de ihtiyaç bulunmamaktadır.Bu durumda, birleşik bağımsızlıkçı Kürdistancı bir siyasi alanın boşluğu her bakımdan hissedilmektedir. Bu boşluğun doldurulması KMKM’ne önemli bir katkıyı da beraberinde getirecektir.Güncel olarak; Kürdistan’i ve Kürt yapıların ortak taleplerine de uygun düşen milli çatı/cephe örgütlenmesine ihtiyaç vardır. K. Kürdistan’lı devrimci ve reformist yapıların bu tür yapılar ile şu alt ortak projeleri gerçekleştirmesi ve gündemine acil olarak alması gerekir:1.T.C. Devletinin GKFD ve özelde Kerkük meselesine dair yönelen tehdit ve saldırılarına karşı savunma projesi,2.Olası Kürtlere yönelik linç-soykırımcı saldırılara karşı devrimci demokratik dayanışma projesi,3.Kürt dilinin kamuda, eğitim ve öğretimde resmi dil haline getirilmesi projesi.Bu çalışmaların ön hazırlıklarının yapılması elzemdir. Bu sempozyumda da görüldüğü gibi Kürt yapılar, ayrı konumları içinde hareket etmeyi seçenek haline getirmiştir. KUDÇG bu yapılardan daha ayrı bir konumdadır. Milli dayanışmaların birliksel oluşumunu kendine siyasi misyon etmiştir. Bu yapının siyasal farklılığı, mevcut yukarda saydığımız alt ortak projeler noktasında ayrı bir duruşu sergilemektedir. Bu kompozisyon dikkate alınmalı, diğer ortak davranış ve birlik istemeyen Kürt yapıların iknası yoluna gidilmelidir. Bu çalışmalar, ssiyasi ayrılıklara ve süre duran “iç-hesaplarla” oluşmuş ayrılıklara heba edilmemelidir. Kürt milli mücadelesi savunma konseptini milletinin güncel olarak yaşadığı sıkıntılardan ve ülkesinin acil sorunlarından ayrı ele alınıp yürütemez. Nitekim Kürtlere yönelik linç/soykırımcı saldırılara karşı Kürdistan’lı ve Türkiyeli bütün devrimci ve demokratik güçler ile işbirliğine gidilmelidir.Kürt diline yönelik çalışmalar stratejik olduğu kadar günceldir de.. Stratejiktir; Kürdistan’i duruşun olmazsa olmaz ifadesidir, günceldir; asimilasyonun önüne geçmemiz gerekir. Her üç alanda da milletler arası eksen ile buluşacak şartlar bulunduğu gibi, içerde de dayanışmaların ve birlikteliklerin düşünsel ve kurumsal araçları bulunmaktadır.Dilerim, bu talepler, tüm duyarlı kesimlerden gerekli karşılığı bulur. Sevgilerimle.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.