Siyaset

KÜRT VİCDANI ARANIYOR..

Kenan Fani Doðan · 09.09.2006 · 2 görüntülenme

Bundan önceki yazımda türklerin vicdan sözcüğünün arkasına vicdansızlıklarını saklamakta olduklarına dair yazmıştım. Bir askerleri öldüğü zaman asker analarının feryatlarını nümayişe dönüştürenlerin kürd analarının birden fazla evlatlarını sorgusuz infazlarda yitirmeleri önündeki suskunlukları, haklı olarak vicdan sözcüğünü ve sözcüğü kullananların vicdandan ne ölçüde nasiplendiklerini sorgulamamıza neden olmuştu. Kürd analarının ızdırapları sadece birden fazla evladını kaybetmekle mi sınırlıydı? Elbetteki hayır! Bizim analarımızın çoğunun babası değilse dedesi, kardeşi değilse amcası aynı vahşetin kurbanı olmuşlardı. Cesetlerinden kafaları koparılan, kulaklarından tesbihler yapılan filinta evlatlarının uğradıkları ekstradan vahşet ise cabası.. Çoğuna bir mezar yeri bile çok görülmüştü. Kürdistan dağlarının her karışı aynı zamanda kahramanlarımızın aziz naaşlarına ait meçhul mezarları saklamaktadır. Tabii üzerlerinde binbir vahşet denedikten sonra topluca istif olundukları çukurlara mezar demek kabilse eğer.. Acılar bununla da bitmez. Yurtsever bir yakını olduğu için geceyarıları evleri basılan, yakınları teslim olsun diye rehin alınıp nezarethanelere konulan, işkence edilen, çırılçıplak soyundurulup dikenler üzerinde yürütülen, tecavüze uğrayan, kayınpederinin penisine ip bağlanarak ipin ucu zorla eline tutuşturulan bizim analarımızdır. Nazım'ın dediği gibi anamız, avradımız, yarimiz, değildirler.. Kalemiz, korunağımız, sebeb-i vücudumuzdurlar, tek kelime ile mukaddesatımızdırlar. Korunmalarını, savunulmalarını başkalarından bekleyemeyiz. Hele türklerden, hele avrupalılardan hiç bekleyemeyiz. Kurdun kuzuyu yedikten sonra sahibiyle oturup ağlamasını inandırıcı bulmayacağımız gibi, kendi evlatlarının sistemli bir şekilde, sırf arta kalanlara gözdağı vermek için katledilmelerine 'kuzuların sessizliği'yle seyirci kalmayı yeğleyen kürt politika erbabının kayıtsızlığını da kabullenemeyiz.. Daha önce de yazmıştım. Bir milletin başına gelebilecek felaketlerin en ağırı yaşamı boyunca demokrat olmayanların demokratlığı bolca zikretme ve kimseye bırakmama hastalığıdır. Demokrasi, bir yaşam biçimidir, bir kültürdür. İstemekle hemencecik demokrat olunmaz, yaşayarak sindirilir ve ancak uzun tecrübelerle olunur. Demokrasiyi ve demokratlığı, politika yapabilmek için bolca zikredilen sözcüklere indirme eğilimi bir handikap olan eski siyasi biçimlenmemizi kıramadığımız için kürd aydınları arasında hala egemen durumda. Çoğumuz demokrasiyi ve dolayısıyla demokrat olmayı seçilmeye ve çoğulculuğa indirgiyoruz. Oysa bunlar, aynı zamanda bir yaşam tarzı olan demokrasinin sadece estetiğidir. Esası gözetmeyen yaklaşım tarzı, bir çoğumuzun, demokrasinin ırzına geçmek olan türk parlamentosunda yer almanın ne denli yanlış ve kişiliksiz bir davranış olduğunu bile idrak edememesi sonucunu doğuruyor. Aynı sakat anlayış, türk sömürgecilerine demokratlık atfeden ve bu "demokrat" muhatapla masaya oturup siyasi çözüm sağlanabileceği sanan yanlışı besliyor. Demokrasinin özü, insanı ve insan olmaktan doğan hakları temel alır. En başta yaşama hakkını esas alır. Kendi insanının insanca yaşama hakkını, herşeyden önce varolma hakkını en başta ele almakta azce düşen siyasi tarzın demokrasiyle de demokratlıkla da ilgisi yoktur. İnsanlığın vazgeçilmez haklarının başında gelen yaşama hakkını gözetemeyenlerle siyasi çözüm bir yana uygarca bir diyalog dahi mümkün değildir. Kürdistan vatanperverleri, Ülkemiz işgal altında. Tarihi geçmişimize baktığımız zaman karşımıza soykırımlarla kontrol edilebilmiş Kürdistan gerçeği dikilmektedir. Tarihin farklı dönemlerinde binlerce köyümüzün yakılmış, yıkılmış olması gerçeğiyle karşıkarşıyayız. Öyleki aynı köyün yalnızca cumhuriyet döneminde dafaatle yakılıp-yıkıldığı hepimizin bildiğimiz bir olgudur. Birçok milletin nüfusunu onlarca kez aşan sayıda kürt sürgün yaşamındadır. Muhatap olduğumuz sömürgeci yönetimler cezaevlerini ve karakollarını kürtleri düşünerek inşa etmiş olup, milletimizin mazlum fertleri için hazırda tutmaktadırlar. Açlık, işkence, adaletsizlik, baskı, insan soyunun tanık olabileceği en ileri düzeyiyle Kürdistan'ın insanlarını kıskacına almış vaziyette. Şifre buyurmuş bir paşa... artık kürdlerin linç edilmesi dönemidir. Eğer vatanperperlik sizin için bir kıymet ifade ediyorsa, bilesinizki vatanperverliğin özü de topraklarımız üzerinde yaşayan insanlarımızı temel almaktan ve savunmaktan ibarettir. İnsandan ve haklarından münezzeh bir vatan, vatan değildir. Üzerinde yaşayanların insan olmaktan doğan haklarını yeterince savunamayan, hepsinden önce varolma hakkını yükseltemeyen bir vatanperverlik eksik ve hastalıklı bir vatanperverliktir. Tek-tek fertlerinin yaşama haklarını genel olarak milletinin yaşama hakkının savunusuyla birleştirip, milli taleplerinin vazgeçilmezleri olarak kabul ettirmeye çaba göstermek şöyle dursun, milletinin uğratıldığı katliamlarda yekvücut olarak sesini yükseltemeyenlerin siyasette başarı şansları olmayacağı gibi milleti kurtuluşa götürmelerinin de olanağı yoktur. Enfal sanıklarının yargılanması sürecindeyiz. Tarihin önceki dönemlerinde husule gelmiş soykırımlara cansiperane 'insancıllık' yönelten türk entellektüelleri Enfal üzerine bir tek satır yazı yazmadılar. Ne Enfal gerçekleştirilirken ne de bugün Enfal suçlularının yargılanması nedeniyle Enfal'in sözünü dahi etmediler. Oysa bizim bugün maruz kalınanlarla birlikte onlarca Enfal'e maruz kalmaklığımız söz konusudur. Dikkatle izlendiklerinin farkında olmasalar 'iyi olmuştu' diyeceklerinden kuşkum yok. Milletimizin savunusunu, yine milletimizi bitirmek için ortaklaşa oyun tezgahlayanların insafına bırakmak ciğeri kediye teslim etmeye benziyor. Başka millete mensup herhangi bir gazetecinin tutuklanmasını yada ülkelerine iltica etmiş herhangi bir arap teröristin tutuklanmasını en boyutlu şekliyle insan hakları düzeyinde dile getiren ama kürtlerin yüzbinlerle katledilmelerine kulaklarını tıkayan Avrupa ülkelerinin ikiyüzlü niteliğine de yaslanamayız. İş başa düşüyor.. Bugünlerde Barzani'ye pekte ihtiyacı olmadığı desteğin bildirileri takdim olunuyor. Barzani'nin ihtiyacı olmamasına rağmen' destek mesajlarına bizler adına bir sorumluluğun yansıyan idraki olması nedeniyle değer veriyorum. Unutulmamalıdırki Barzani Nemîr de dahil olmak üzere, Güney'li cefakarlarımızın büyüklükleri, kürt insanının, kürt kadınlarının, kürt çocuklarının yaşamına kendi yaşamlarını ortaya koyarak değer vermelerinden ve onları sakınmak için yarattıkları fedakarlıklardan ileri geliyor. Özellikle Kuzeyli kürtlerin, kendi alanlarında süregelmiş sokak infazları-tecavüzler döneminin yerini kürt çocuklarının kurşunlanmasına, kürt garibanlarının linç edilmesine bıraktığı bir dönemde birinci sorumlulukları öncelikle kendi çocuklarınadır. Kürt vatanperverleri, kardeşlerim, Katledilenler bizim evlatlarımızdır. Bizlerden yurtseverlik adına değil, birçoğunuzun ana yada baba olması adına da değil, hepsinden önce insan olmanız adına, milletten ve yakınlıktan olmasa dahi insan soyunu sahiplenmek adına çocuklarımızın yaşam haklarını gerektiğinde yaşamlarımızı ortaya koyarak savunmamız bekleniyor. Ülkemizi topyekun savunmamızın yolu yaşamımızın biricik amacı olan ve olması gereken çocuklarımızı savunmaktan geçiyor. Çocuklarını savunamayanların ne Barzani'yi savunabileceklerine inanmak mümkündür ne de ülkemiz için fedakarlık üretebileceklerine inanılır. Barzani'den önce savunmasız Kuzeyli kürt çocuklarının bizlere ihtiyacı var. Savunulmasına yürekten katıldığım, Barzani ismiyle simgelenen Güney'in savunulmasının yolu da kadınlarımızın, çocuklarımızın, topyekun milletimizin yaşama hakkının savunulmasından geçiyor. Hakkını teslim etmek gerekirki bu savunmasız, tüyü bitmemiş evlatlarımız fedakarlıkta ve vatan sevgisinde hepimizden önde yürüyorlar. Hasankeyf'i savunan bildiriler sitelerde imzaya açılıyor. Unutulmasınki Hasankeyf tarihi dokusuyla önemli kentlerimizden biri olarak çocuklarımızın gelecekte kimliklerini ve geçmişlerini dayandırabilmeleri adına anlam taşıyor. Hasankeyf'in hemen yanıbaşında Sason'dan sürülmüş Mizgin gibi evlatlarımızın kurşunlanmasına sessiz ve kayıtsız kalmakla insanını sahiplenemediğimiz bir Hasankeyf acaba hangi geleceğimiz için anlam taşıyor? Eğer çocuklarımız için değilse Kürdistan kimler için isteniyor? Gençlerimiz linç edilmek isteniyor, kadınlarımız kurşunlanıyor, çocuklarımız kurşunlanıyor, geleceğimiz kurşunlanıyor. Dur demenin, dur diyebilmek için herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesinin zamanıdır. Kürt çocukları sahipsiz ve savunmasız. Acımasız cellatlar hergün birini aramızdan alıyor. Kürdün kürtten başka hiç kimsesi yok. Bu çocuklar, bu kadınlar bizimdir diyecek kürt vicdanı aranıyor...

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.