BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
ÞÝRZAD ADÝL ELYEZÝDÝ · 02.05.2006 · 2 görüntülenme
Türkiye, Kürt sorununun yeniden alevlenmesiyle birlikte iki seçenekle karşı karşıya: Ya otoriter siyasetini devam ettirip 'hasta adam'a dönüşecek ya da demokratik bir federasyonla barış sağlayacak Türkiye'de Kürt sorunu, son zamanlarda geniş kitlelerin ayaklanmasıyla yeniden gündeme geldi. Alışık olunduğu gibi de, otoriter devlet yapısı baskın geldi. Hükümet ve ordu, meşru haklarına yönelik baskıya karşı sivil tepki veren Kürt halkına organize şiddet uyguladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümeti ve arkasındaki ordu, Kürt sorunuyla ilgili bölgede yaşanan gelişmelerin boyutunu açıkça görmezden geliyor. Zira Türkiye'nin hedef tahtasında bulunan Irak Kürdistanı'ndaki Kürtler, sıkıntılı yıllardan sonra Iraklı Araplarla kurdukları federatif birlik içinde tüm anayasal haklarından yararlanıyor. Iraklı Kürtler, başta ABD ve Britanya olmak üzere uluslararası toplumun yatırım yaptığı demokratikleşme projesinin tüm bölgedeki belkemiğini oluşturdu. Iraklı Kürtlerin bugünkü etkin rolü, bu gerçeği kanıtlıyor. Türkiye ise bu projenin yatırımcılarından değil, aksine hâlâ en katı muhaliflerinden. Oysa, demokrasi geçmişindeki pürüzlere rağmen, İran ve Suriye ile karşılaştırıldığında, Ankara'nın sağcı olmaması gerekir. Türkiye, başta Kuzey Irak olmak üzere Kürt sorunuyla ilgili bölgede yaşanan değişikliklerin boyutunu kavramalı. Kürt sorununa karşı baskıcı ve inkârcı bir yaklaşımın felaketleri artıracağını da görmeli. Abdullah Öcalan'ın 1999'dan beri tutuklu olmasına rağmen yedi yıl sonra PKK'nın tek taraflı ateşkesi bozarak yeniden ortaya çıkması, Türkiye'nin siyasetinin başarısızlığını gösteriyor. Türkiye'nin Kürt sorununu itiraf etmemesi ve adil çözüm sunmaması, sorunu daha da çözümsüz kılıyor. Terör savunması artık geçersiz Ankara'nın iki seçeneği var. Ya Suriye ve İran'la direniş cephesinde ya da daha fazla demokratikleşme aracılığıyla modernleşmenin ve küreselleşmenin içinde yer alacak. İkinci yol, Kürtlere karşı yeni bir savaşa girmek yerine, AB üyeliği çerçevesinde modern bir Türk-Kürt federasyonu yaratarak 20 milyon Kürdün sorununa demokratik ve adil çözüm bulmaktan geçiyor. Türkiye'deki yeni Kürt hareketine sivillerin katılması dikkat çekiyor; Ankara artık âdet edindiği gibi terörle savaş bahanesine sığınamayacak. Çünkü haklarına yönelik baskıya karşı, bütün bir halk ayaklanıyor. Türkiye ve Kürdistan'ı bölüşen diğer ülkelerdeki Kürt sorunu, artık iç veya bölgesel bir sorun olmaktan çıktı. Bu ülkeler hâlâ nasıl böylesine tarihi derinliğe, demografik ağırlığa ve coğrafi hacme sahip bir sorunu yalanlıyor? Bu başarısız çalışmaların en sonuncusu, Ankara'daki İran Büyükelçisi Firuz Devletabadi'nin Türkiye, Suriye ve İran'ı Irak Kürtlerine karşı eşgüdümlü çalışarak bağımsız devlet kurmalarını engellemeye çağırması oldu. Bu, geçen yüzyıla ait gerici zihniyetin ürünü, umutsuz bir çağrı.Barzani yardım teklif etti Bu ülkelerin kışkırtıcı faşizan politikalarının kurbanı olmuş Kürtler, Irak'taki modernleşme, istikrar ve kalkınmanın çıkış noktası haline gelerek bölgedeki yapıyı demokratikleşmeyle düzeltmeye çalışanların başında geliyor. Bu ülkeler ise Irak Kürdistanı'ndaki demokratik deneyime son vermeye çalışıyor. Kürt sorunun, Kürtleri haklarından mahrum bırakarak ele alınmasının faydasızlığı defalarca kanıtlandı. Türkiye'nin federatif-demokratik bir yapı içinde Kürtlerin haklarını kabul ederek soruna gerçekçi ve olumlu yaklaşması en uygun tavır olurdu. Irak'taki Kürt deneyimi, Türkiye'de sorunun çözümü için model oluşturabilir. Kuzey Irak lideri Mesud Barzani, Türkiye'ye Kürtlerin varlığını ve haklarını kabullenmesi durumunda sorunu çözmek için destek olmayı teklif etti. Bu, ancak PKK dahil tüm Kürt özgürlük hareketleriyle görüşerek mümkün. Türkiye yol ayrımında. Ya Doğu'yla ilişkisini koparmadan Batı'ya açılıp çağdaşlaşmayı baz alarak kendisiyle barışacak. Ya da yolunu kaybedecek, kişilik bölünmesi yaşayacak, Kürt halkını bastıracak ve dolayısıyla Osmanlı gibi 'hasta adam'a dönüşecek. Türkiye, demokratik, birleşik, kendisi ve dünyayla uyumlu bir devlet kurarak baskıcı bir yönetim şeklinin etkisinden çıkmakla, merkeziyetçi, askeri, bölünmüş bir devlet olarak bu etkinin altında yaşamak arasında tarihi bir tercih yapmak zorunda. Buna karşın Irak Kürdistanı'nda derinleşen Kürt gerçeği, Kürdistan'ın Türkiye, İran ve Suriye'de kalan diğer üç parçasında da kök salmaya başladı. (Londra'da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, 27 Nisan 2006)
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.