Siyaset

Kürt Merkezi Milli Siyaseti Gereklidir.

Ehmedê Gûlîstanê · 27.12.2006 · 2 görüntülenme

Kürt Merkezi Milli Siyaseti Gereklidir.

Otururum birkaç arkadaşımla! Sohbet açılır. Döner dolanır. Gelip siyaset, Kürtler, Kürdistan, dünya, sosyal, kültürel sorunların içine bizi çeker. Çok normal. Pek doğal. Olması gereken şey… Ancak konuşulanlar çoğu insanımız için “bitmiş” şeyler. Konuları araştırıp, okuyarak, sorup sorgulayarak, yeni bir bakış yeni bir program ya da olanı zenginleştirip değişen dünyanın nabzını tutmak “ne gerek” diye geçiştirilir. Dikkatler; dikkatler yalama olmuş, gözler boşluğa bakıyor. Kulaklar tıkanmış. Sadece dil konuşuyor. Upuzun olmuş diller, hem de egemen ulus dilliyle Kürtlere çözüm tartışmaları.. Bir de dopdolu olan duyguların rahatlaması için hiddet en dorukta. Bu adeta bir terapi tarzı. Yaşamda her şeyi yarım kalmış, başarısız ve baskılardan usanmış ve ufku daraldıkça diline vurmuş bir hal… Bu bir ülkeyi kurtarmanın hasreti ve güçlü yurtsever duyguların  dışa vurumu  değil, konuşmak için konuşma hasretidir..Oysaki Kürtler bugün her dönemden daha ilerde, her zamandan daha çok iktidara yakın.. Her zamandan daha çok uluslar arasılaşmış ve dünyanın gözleri önünde “önemli” olduğunu daha sesli haykırıyor. Çünkü orta doğuda statuko zorlanıyor, belli oranda bozuldu bozuluyor. Tam da Kürtlere göre bir siyasal kriz…  Buna karşın, bizler özelikle biz kuzeyliler her dönemden daha strateji yoksunu ve tüm zamanlarını 20. yüzyılda çiziktirdiklerinin doğruluğunu kanıtlamanın derdindeyiz. Onun için toplanıyor vakit geçiriyoruz.  21. yüz yılda kurtarıcı devletler, kurtarıcı şahsiyetler, kurtarıcı ideolojiler, kurtarıcı derin çözümleyici lokal programlardan ziyade, bilimsel  ve ihtiyaçlardan kaynaklı reel ve gerçekçi istemleri öne çıkaran merkezi milli stratejiye akmayı hesaplayarak bir cephede, tüm sınıfları kapsayan, demokrasiyi kendi içine sindiren milli siyaseti her olgunun önüne koyan ve tek stratejisi Kürdistanlıların Kendi Kaderlerini Kendilerinin Belirleyeceği ve Kendilerini Yönetecekleri bir iktidar isteği ile hareket etmek. Bunun işlerliği için demokratik ve laik olma koşulu özelikle cephede her din, ideoloji, lider, ve farklı alanlara hitap eden parti, kültürel kurum  ve bireylerin kendi kolektif ve bireysel faaliyetlerini ve de özel yeteneklerini ortaya çıkarmalarını teşvik eden özgürlükçü ve girişimci bir yapılanma olmadan aşılmaz. Bu anlayışla yoğunlaşmak. Tüm riyakarlıklardan, uzak her şeyin şefaf ve içten, her çabanın günülülüğe ve isteğe bağlı, eskiyi sorgulayan yeniyi esas alan bir refleksle ileriye yönelmek Şu içinde bulunduğumuz anı, fırsatı boş geçirmemek, güneyi sağlama almak, kuzeyin stratejik daralmasını engellemek, doğuda sömürgeci devletin içine düştüğü tecridi iyi kullanmak, güney batıda yakalanan Kürt kitleselliğini ve Esad iktidarının içine düştüğü sıkıntı ve terörist olarak tecrit olmuşluğunu aşmasına fırsat vermemek başka türlü nasıl sağlanır? “Kürler ayakta”, “Kürtler kurtuluşa gidiyor”, Kürtler eski Kürtler değil, 21 yüz yıl Kürtlerin yıllı olacak, bunlar bir yünüyle doğru, ama hepten değil. Zira Kürtler korucu, Kürtler halk, millet, devlet kurma hakkı, kendini yönetme ve özgür olma hakkını tartışır ve büyük bir çoğunluk kendisi olmayı düşünemez ve reddeder vaziyete düşmüş ise bu olumlulukları aşmak zor. Tıpkı bir futbolcunun ofsaytta düştüğü gibi. Ama dönemi değerlendirir isek kazanırız. Yoksa Yok…Her şeyin kapımıza geleceğini beklemek büyük gaflet…Dinlemek; söyleneni dinlemek, söyleneni anlamak ve doğru cevaplar vermek. Sosyolojik ve siyasal sorunları doğru  algılamak, veri ve donelerle yerinde tahlil etmek, programlamak, projelendirmek, kitleyi katma ve içinde bulunulan konjonktürü doğru okuyup güçleri doğru konuşlandırmaktan geçiyor. Tüm bunları yaparken; birey çıkışları değil, kitle, hem de % 51î kazanılmış, meşruluğunu kazanmış, karşı cepheyi daraltmış, nötr olması gerekenler natürleştirilmiş, kazanılması gerekenler kazanılmış, düşürülmesi gerekenler için sıfır satının ne vakit olgunlaşacağını kafada programlaştırmış, kitleler hazırlanmış vs. ile yol alınır. Ama Kürt muhalefetinin büyük bir kesimi özelikle aydınlarını çoğunluğu  bu mealdeki tartışmalardan uzak duruyor. Halen kişi, lider, ideoloji, lokal programlar ve ideolojik hedeflerle siyaset refleksi geri. Bunların tamamının ne getirip ne güttürdüğü ya da götüreceği de pek analiz edilmek istenmeksizin siyaset yapılır. Artık siyaset tamamen bir uzmanlaşma, profesyonelleşme, akademik alan ile birlikte yürütülecek bir şey. Kişilerden ziyade kitlelerle birlikte siyaset değerlendirildiğinde kazanılacak bir şey. Ancak ne hikmetse bu ihtiyaç ortaya çıktıkça biz egolarımızı, bireyseliklerimizi ve fevriciliklerimize daha çok asılıyoruz. Ne kötü şey..Bilimsellik denilir, siyaset sınıfımızın bilimsellikle buluşma çabaları pek zayıf hatta yok denecek düzeyde. Bilimselik de  çoğunlukla laf olsun diye söylenir. Tıpkı herkes okuyalım diye birbirine nasihatte bulunur, ancak hiçbir nasihatçının kendisi bile kitap okumaz, dilimizi öğrenelim- konuşalım yazalım deyip kırk yılda daha bir cümlecik Kürtçeyi öğrenememiş, okumamış, öğrenmemiş yapalım edelim demekten de geri kalmadığı gibi bir şey. Tamamen samimiyetsiz…Mücadelemiz milli bir strateji ile kendi kaderimizi elimize almamız gerekirliği ortada iken, sınıf, lider, ideolojik ve lokal programlar ve sonu bitmez bu eksenli tartışmalarla yılları harcayıp kendimizi heder ettik ancak. Bu kendi hattının dışına çıkma becerisini gösteremedik. Soğuk savaş döneminin siyasetine oldukça angaje olduk, sosyalist kamp, proleter devrimlerin parçası, ya da tersi güçlü kapitalist devletin olmadı süper güçlerden birinin desteğini alarak ancak bir şeyler yapılabilinir dedik, bekleyişe çekildik, tüm yenilgilerimizi dışarılara bağladık. İç ve dış, soyut ve somut, kitle konumlanışı ve milli mücadelede yer alan güçlerin altsınıflarına hapsedildikçe insan kalitesinin de düşeceğini, devrimde kendini yönetemeyen köylülerin dar görüşlülüğünün yaratacağı sıkıntı ve belaları hiç düşünemeden siyasete balans verdik iyi olmadı. Bu tehlikeli gidişatı hiç hesaplayamadık. Bir öğün dolu dolu et yiyen insani bile tartışıp onu dışlar davranışlara ya da dedikodulara girdik. Onu varlığıyla kazanma, milli mücadeleye katmayı hiç hesaplamadık. Zenginimizi düşman belledik, orta halli olanı ittik, nerede ise orta köylüleri bile “devrimin düşmanı”  ve güvenilmez  diye ittik. Devletin vurup yok ettiği   ağalarımız, şeyhlerimiz, seyitlerimiz, aristokratlarımız, mirlerimiz  olmasına  biz de “kahrolsun ağalarımız, şeylerimiz, beylerimiz, mirlerimiz, aristokratlarımız” dedik. Onları hiçbir zaman devrimin bileşeni olarak görmüyor ve “Bir avuç milli hain dışında tüm sınıf ve katmanların devrimci cephesi” söylemimizi de berhava ettik  Tüm bunları aşmanın tolu.  Kendimizi aşmaktan geçer. Nasıl mı olur. Buyurun tartışalım…

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.