Siyaset

Küreselleşme, Sermaye Birikimi ve Demir Çelik Sektörü 3

Ahmet ALÝM · 29.09.2006 · 1 görüntülenme

Küreselleşme evresininde kapitalist firma            27 ocak 2006’da, Lakshmi Mittal’ın Arcelor’u almak için başlattığı girişim 5 ay süren tartışmalardan sonra demir çelik sektörünün 1 ve 2 numaralarının evliliği ile sonuçlanmış ve yeni kuralan şirket Arcelor-Mittal olarak adlandırılmıştır. Çok uluslu şirket birleşmelenin bir kural haline geldiği küreselleşen dünya ekonomisinde, Arcelor-Mittal evliliği ekonomide korumacılık ve ekonomik milliyetçilik tartışmalarını gündeme getirdiğinden neo-liberal politikalar ve küreselleşmenin sorgulanması açısından ilgi çekici bir örnektir. Yıllık üretimi 1 milyar tonu geçen demir çelik sektörü hammadde aldığı demir madeni ile ürün sattığı otomotiv, beyaz eşya, makina vb. sektörlere göre daha rekabetçi bir yapıdadır. Arcelor-Mittal birleşmesinden önce bu şırketlerin toplam üretimdeki payları % 5’ler civarında iken, birleşmeden sonra % 10’a çıkmış ve bu durumda ölçek ekonomisine daha rahat ulaşabileceği açıktır. Demir çelik sektörü ileri ve geri besleme ilişkisi içinde olduğu sektörlerin hiç birisinde bu denli bir atomizasyon yoktur. Ayrıca demir çelik ürünleri daha çok üretildikleri alanlarda tüketilmekte olup, bu eğilim son dönemde Çin’in dünyanın atölyesi olmasıyla değişme eğilimine girmiştir.. 1992’de dünya üretiminin % 25’i ihraç edilirken, bu oran 2000 yılında % 35’e çıkmıştır. Dış ticarete en fazla konu olan ürünler ise katma değeri yüksek olan ve yüksek teknoloji gerektiren yassı ürünlerdir. Son yıllarda istikrarlı bir büyüme süreci yaşayan demir çelik sektörünün gelişimini Arcelor ve Mittal özelinde incelenmesi, ekonomideki küreselleşmeyi derinleştiren çok uluslu şirketlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.            Sanayi devrimi sürecinde kilit sektörlerden biri olan demir çelik sektörü bugünkü gelişmiş ülke sanyilerinin temeli olmuştur. Sanayi devriminin İngiltere’den sonra ilk dalgası içinde yer alan Fransa ve Belçika gibi ülkeler önemli demir çelik üreticileri haline gelmiştir. 1951’de oluşturulan ve AB’nin atası olan Avrupa kömür ve demir birliği 30 yılda 2 dünya  savaşında milyonlarca insanın ölümüne yol açan Fransa ile Almanya arasındaki rekabeti kontrol altına almayı amaçlamaktadır. Kömür ve demir birliği anlaşması Almanya, Fransa, Lüksemburg, Belçika, Hollanda ve İtalya arasında imzalanmıştır. Doğal olarak bu rekabetin en keskin şekliyle yaşandığı kömür ve demir sektörlerin seçilmiş olması bir tesadüf değildir. Yarım asırdan fazla süren süreç sonunda AB’nin oluşturulması sürecinde önemli mesafeler alınmasına rağmen, halen Avrupa Birliği devleti hedefine çok mesafe olduğu açıktır. Yani Kömür ve demir birliği süreci ile başlayan süreç bugün 25 devletten olan bir ekonomik birliğe dönüşmüştür.             Bu ülkelerden İtalya ve Hollanda kömür ve demir sektörlerinde daha az iddialı olmaları nedeniyle sektörün sorunlarından uzak kalmışlardır. Kapitalizmin gelişimi sonucunda bu sanayilerin çevre kirletici etkileri ve çevre kirlenmesinin yoğunlaşması sonucu başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa ülkelerinde çevre bilincinin gelişimine paralel olarak Yeşil hareketler önem kazanmıştır. Bunun sonucu, 1960’lı yıllardan itibaren kömür ve demir-çelik üretim birimleri Güney Kore, Türkiye, Brezilya vb. yarı çevre ülkelere aktarılmaya başlanmıştır. 2000’lere gelindiğinde, AB’yi oluşturan devletlerde kömür üretimi sıfıra yaklaşırken demir-çelik sektörü reo-organizasyonla yaşatılmak noktasına gelmiştir. Arcelor : AB’nin dünya firmasıGüçlü ve köklü bir sanayiye sahip Almanya’da sektör ülke içinde yeniden yapılanmasını gerçekleştirirken, Fransa ve komşu ülkeler farklı bir yol izleyerek dünyanın en büyük demir-çelik üreticisi haline gelen Arcelor’u 2002’de yaratmışlardır. AB’nin sağlamış olduğu olanakları değerlendiren Belçika-Lüksemburg’un Arbed, İspanya’nın Aceralia ve Fransa’nın Usinor firmaları 2002’de bir araya getirilerek demir-çelik sektörün en büyük firması olan Arcelor bir Lüksemburg firması olarak yaratılmıştır. Kapitalizmin beşiğinde yaratılan bu firma ile Avrupa sanayi devriminde belirleyici rol oynayan bir sanayide üstünlüğü elinde tutma kararlılığını ifade etmiş ve devamında ABD ile demir-çelik ticaretinde ciddi gerginlikler yaşamıştır. Kapitalizm küreselleşmede altın çağını yaşadığı bu dönemde yaratılan ve AB’yi sembolize eden bu firmanın payları Avrupa borsalarında piyasaya sürülmüş ve Arcelor’un % 86,5’i borsalarda işlem görür hale gelmiştir.Geriye kalan % 13,5 payın en büyük bölümüne % 5,6 ile Lüksemburg devleti sahiptir. Yani kurumsal olarak çelik bir çekirdeği olmayan Arcelor borsada işlem gören ve klasik bir patronu olmayan liberal kapitalizmin ideal şirketlerinden birisini temsil etmektedir. Liberal ekonomistlerin kapitalizmin sermayeyi tabana yaydığını iddia ettikleri bu sistemde, şirket yönetimi ve bürokrasisi şirketin gelişimini sağladığında şirketin borsadaki payları değer kazanmaktadır. Arcelor örneğini ele alırsak, Mittal ile birleşmeden önce yıllık 51 milyon ton demir-çelik üreten firmanın cirosu 30,2 milyar dolar olup, net karı 2,3 milyar dolardır. Arcelor kurulduğu 2002’den 2006’ya gelinceye kadar, 3 yılda 10 000 işçiyi işten çıkarmıştır. Avrupa Birliğinin 4 ülkesi tarafından yaratılan Arcelor 60 ülkede faaliyet göstermekte olup, 94 000 işcisinin  51 000’nini 4 kurucu ülke Fransa, İspanya, Belçika ve Lüksemburg’ta istihdam etmektedir. Arcelor’un şirket merkezi Avrupa’nın başkentlerinden birisi olan Lüksemburg’tadır. AB kurulduğundan beri, birçok ülkenin girişimiyle birliği temsil eden firmalar oluşturulmak istenmiştir. Bu alanda başarılı olan iki firma EADS (Airbus) ile Arcelor olmuştur. Zaten Arcelor Airbus’te kullanılan demir çelik ürünlerini üretmekte olup, üretiminin % 77,5’unu AB ülkelerine satmaktadır. Bundan dolayıda, Arcelor’un Mittal ile birleşmesine karşı çıkanların argümanlarından biriside Mittal’ı alt kalitede bir parfüm olarak tanımlarken, Arcelor’u Christian Dior’la tanımlamışlardır. Yani gelişmiş kapitalizmin ürünü olan, yüksek katma değer üreten ve sosyal bir modeli temsil eden bir firmanın, geri bir kapitalizmi temsil eden ve 3. dünya kökenli birisine ait bir firma tarafından satın alınmasına karşı çıkmışlardır. Arcelor’un borsa değeri Mittal’ın teklifinden önce 26 ocak 2006’da 14,2 milyar dolar iken, teklif yapıldığı gün 4,1 milyar dolar artışla 18,3 milyar dolara uluşmıştır. Böylece Arcelor’un ortaklarının, Arcelor hisseleri % 25 artış sağlamıştır. 5 ay süren pazarlıklar sonucu Arcelor’un Mittal’a maliyeti 25 milyar euroya (30 milyar dolara) ulaşmış ve Arcelor’un borsa değeri 5 ayda 2 katını aşmıştır. Bu artıştan faydalananlar ise Arcelor’un hissedarları olmuştur.3. Demir-Çeliğin yükselen yıldızı: Mittal27 ocak 2006’da, Arcelor’dan daha fazla üretim yapmasına rağmen, cirosu daha küçük olan Mittal Steel adına Arcelor’u alma girişimini başlatan bu firmanın sahibi Lakshmi Mittal bu tarihten sonra Avrupa ülkelerinin gündemini işgal etmiştir. 1950 yılında Hindistan’ın Rajastan eyaletinde bir demir fabrikasının patronu olarak dünyaya  gelen Lakshmi Mittal, 1976’da ülkesini terk ederek Endonezya’da demir-çelik alanında kendi işini kurduktan sonra, 30 yılda dünyanın 5. zengini olarak Londra’da yaşayan Hintli bir işadamına dönüşmüştür. Hindistan’da uygulanan devletçi ekonominin kontrol mekanizmalarından kaçarak, Endonezya’da ilk demir-çelik tesisini babasından aldığı sermaye ile kuran Lakshmi Mittal’ın önlenemeyen yükselişi 1976’da başlamıştır. 1980’lerin sonunda Karaibler’de zordaki demir – çelik firmasını aldıktan sonra, burada edindiği bilgiler sonucu Kanada ve Meksika’da başka şirketler alarak uluslararası boyutta bir şirkete dönüşmüştür. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktının dağılmasından sonra Romanya, Çek Cumhuriyeti ve Polonya’da özelleştirilen  tesisleri çok uygun fiyatlarla alarak uluslararası düzeyde başarılı şirket yönetimiyle büyüme sürecini derinleştirilmiştir. Bu şirketler absorbe edildikten sonra, 1997’da Alman Thyssen’in Duisburg’taki tesisini alan, Mittal AB’nin merkezinde demir-çelik sektürine giriş yapmış ve büyümesine 1999’da fransız Unimetal firmasını alarak devam etmiştir. Böylece sessiz ve derinden bir gelişme gösteren Mittal, 2004 yılında ABD’in büyük üreticilerinden International Steel Group’u 21 milyar dolara alınca sektörun en büyük firması haline gelince dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu tarihten sonra groubunu reo organize eden Mittal, Hollanda’da Mittal Steel’i kurarak tüm faaliyetlerini buradan idare etmeye başlamıştır. 2 yıllık yeniden yapılanma sürecinden sonra, Arcelor’dan daha fazla üretim yapmasına rağmen cirosu daha az olan  Mittal Steel ile Arcelor’u satın alarak Mittal artık bir çok orta çaplı devletten daha güçlü bir şirketin sahibi olmuştur. Mittal’ın spektakuler gelişimi kapitalizmin eşitsiz gelişim ile genişleyen yeniden üretim yasalarının ne kadar doğru olduğunu göstermiştir. Bu örnek, Küreselleşen bir dünya ekonomisinde bu yasaların daha etkili ve çarpıcı bir şekilde işlediğinin de göstergesidir. Bu birleşmeden çıkan başka bir sonuç ise, gelişen kapitalizmin sermayeyi tabana yaydıdığı tezinin ne kadar dayanaksız olduğudur. Sermayesinin % 86,5’u borsada işlem gören ve borsa değeri Mittal’dan 7 milyar euro fazla olan Arcelor, sermayesinin  88’i Lakshmi Mittal ait olan Mittal Steel tarafından yutulmuştur. Yani sermaye bir elde yoğunlaşınca daha etkili kullanılmakta ve dağılan sermaye belli bir büyüklüğe eriştikten sonra bir şekilde kapitalizmin doğasına uygun bir şekilde tekrar belli ellerde yoğunlaşmaktadır. Diğer bir sonuç ise Mittal ile Arcelor demir-çelik sektöründe farklı alanlardaki üretimleriyla tamamlayıcı firmalar olduklarından, ilgili Avrupa ülkelerinde devletler tarafından yürüyülen ekonomik milliyetçilik kampanyalarına rağmen Mittal projesini Arcelor’un yönetim kurulu ve hisse sahiplerine kabul ettirerek kapitalist mantığa uygun olanı hayata geçirmiştir.SonuçSonuçta yıllık 120 milyon ton üretimi ve 60 milyar euro cırosu ve 335 000 çalışanı ile Dünyanın en büyük demir-çelik firmasının % 43’üne sahip olan Mittal Arcelor-Mittal’ın yönetimini ele geçirmiştir. Dünyanın en ücra bölgelerinden birinden başlayan süreç kapitalist dünyanın en önemli demir-çelik firmalarının kontrolunu ele geçirdikten sonra gelişimini sürdürmek için Hindistan vb. ülkelere dönmekte teredüt göstermeyecektir. Çünkü genişleyen yeniden üretimm sağlamak için bakir pazarlara açılmak gerekmektedir. Kapitalist gelişim küreselleşmenin başat olmasına kadar geçen süreçte az gelişmiş ülke kapitalistlerine kompradorlaşmayı dayatırken, günümüzde azgelişmiş ülkelerin kapitalistleri emperyalist ülkelerin kapitalistleriyle yarışbilir hale gelmiştir. Dolayısıyla dün av konumunda olanlar bugün  avcı konumuna gelmişler ve onlar da artık kapitalizmin tarihini yazmaya başlamıştır.Ahmet ALİM                                  Fransa,  28.09.2006

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.