Siyaset

Küreselleşme, Sermaye Birikimi ve Demir Çelik Sektörü 2

Ahmet ALÝM · 25.07.2006 · 1 görüntülenme

Emperyalizmde küreselleşme evresine geçiş             Kapitalist ekonomik sistem doğal gelişimi içinde 20 yy’da emperyalizme evrildikten sonra, 30 yıllık bir süre içinde insanlık için çok büyük felaketler olan 2  Büyük Dünya savaşı ile 70 milyon insanın kaybına neden olmuştur. Tabii olarak bu savaşlar gelişmiş emperyalist ülkeler arasında Pazar paylaşımı nedeniyle çıkmış ve esas olarakta gelişmiş ülkelerin topraklarında geçmiştir. 1. Dünya savaşı esnasında emperyalist ülkelerin insan kaybı toplam kayıpların % 70’ini teşkil ederken, 2. Dünya savaşında bu oran % 40 olmuştur. Bu kayıpların önemli bir kısmı dönemin kalifiye ve yetişkin iş gücü erkeklerden oluşmaktaydı ve bu kayıpların ekonomi üzerinde çok olumsuz sonuçlar yaratmış olduğu açıktır. Dünyada günümüze kadar yaşanan en büyük katastrof olan 2. dünya savaşında Hitler’i birinci derecede finanse edip, karlarını maksimize etmek isteyen Krups gibi demir – çelik üreticisi firmalar savaşın çıkmasında belirleyici rol oynamışlardır. Ayrıca savaşa sahne olan ülkelerde büyük yıkımlar, 2. dünya savaşı sonrasında ABD’nin Marshall programı çerçevesinde kendi egemenliğini dünyaya empoze etmesine olanak sağlamıştır. Böylece, demir – çelik sektörüne talep sağlayan otomotiv ve beyaz eşya ürünleri ve sanayileri başta Brezilya, Arjantin, Türkiye, Güney Kore vb. ülkelere girerek demir – çelik sektörü pazarını büyüten bir faktör olmuştur.            Kapitalist birikim sürecinin de krizi denilebilecek Dünya savaşlarından önceki dönemde karlılık oranlarını en fazla yükselterek fayda sağlayan sektörler silah sanayi ile bu sektöre girdi sağlayan  demir çelik sektörü olmuştur. Savaş sonrası dönemde ekonomide motor rolu oynayan inşaat ile makine ve araç üretim sektörleridit. Bunlara girdi üreten demir çelik sektörü bu gelişme pay almıştır. Bu savaşların çıkmasının nedenlerınin başında gelen vahşi rekabeti kurallara bağlamak için, daha savaş bitmeden dünya kapitalizminin yeni merkezi ABD’de  bazı toplantılar düzenlenmiştir. Bunların en çok bilinlerinden birisi olan Bretton Woods 1944’teki görüşmelerinden İMF ve Dünya Bankasını çıkarken, 1942 Waşhington anlaşmasından sonra, 1945’teki San Fransisko toplantısı BM’yi  ortaya çıkartmıştır. Günümüzde Uluslarası Ticaret Örgütü, Dünya Çalışma Örgütü vb. bir çok kurumla desteklenen uluslarüstü kurumlar Küreselleşen dünyada ilişkileri, ABD ve merkezdeki ülkelerin çıkarları doğrultusunda düzenlemekte ve rekabeti düzenlemektedir.             2. Dünya savaşından sonra yaratılan kurumlar arasında konumuzla doğrudan ilgili olan ise bugünkü AB’nin atası olan “Avrupa Demir Çelik Birliği”dir. 18 nisan 1951’de Almanya, Fransa, Luksemburg, Belçika, Hollanda ve İtalya imzaladğı bu anlaşma ile Avrupa Demir Çelik sektörünü koordine ederek bir taraftan iki savaşta staratejik bir rol oynayan bu sektörü yıkıcı bir güç olmaktan çıkarmak iken, diğer taraftan ise Avrupa’nın ABD’ye karşı direneşini organize etmek amaçlanmıştır.             Dolayısıyla 4. Kontradief devresinin  genişleme devresi olan 1945 – 1973 arasındaki sürekli büyüme içinde olan gelişmiş sanayi ülkeleri 30 altın yıl olarak adlandırılan dönemi kendi aralarında savaşsız olarak sürdürmüşlerdir. Böylece Dünya sistemi içindeki merkezi rollerini kurumlaştırarak sağlama almışlardır. 1973’te petrol krizinin ateşlediği ertelenen kriz yaygınlaşmasına karşı çözüm 1979’da İngiltere’de Thatcher ve 1980’de ABD’de Reegan iktidarlarının uygulamaya ve uluslararası regülasyon kurumları ile empoze ettiklari neo liberal politikalar olmuştur. Böylece, 1950’lerde başlayan günümüzdeki küreseleşme süreci hızlanarak daha da derinleşmeye başlamıştır. Neo liberal politikalar ışığında derinleşen Küreselleşme bir taraftan merkez ülkelerle periferi ülkeler arasında bir uçurum yaratırken, diğer taraftan Dünya çapında zenginlerle yoksullar arasındaki makası daha da açmıştır.             Küreselleşme evresinde Demir Çelik Sektörü            2 Dünya Savaşında önemli rol oynayan Demir Çelik Sektörü, kapitalizmin bilgi çağında Avrupa ülkelerinde eski stratejik önemini göreceli olarak kaybetmiştir. Çünkü kapitalist ülkelerin en güçlü ve militan sendikaları metal sektöründe olmuştur. Ayrıca, ilk sanayileşen ülkelerde gelişen çevre bilinci ve Demir Çelik sektörünün çevre kirletici etkileri bu sanayileri istenmeyen sektörler haline getirmiştir. Üstelik Demir Çelik sektörü azgelişmiş ülke ekonomilerini kontrol etmekte kullanılan bir sanayi olmaktan çıkarak banallaşmıştır. Bundan dolayı, daha önce üretici olarak önemsiz bir yere sahip olan ülkelerin demir çelik üretimi ve tüketiminde önemli bir yere geldiği görülmektedir. Demir çelik sektörü 1950’lere kadar sınırlı bir büyüme gösterirken, 1950’den sonra 1970’lere kadar sürekli genişleyen ekonomiyle birlikte bu sektörde ciddi bir büyüme sürecine girmiştir. Bu dönemde, orta düzeyde gelişmiş Brezilya,  Türkiye, Güney Kore vb. ülkelerin sektöre yatırım yaptıkları görülmektedir. 1990’lı yıllara kadar inişli çıkışlı bir grafik çizen demir çelik sektörü 1992’den itibaren sürekli bir büyüme sürecine girmiştir. 1992’de yıllık 720 milyon ton olan üretim günümüzde 1 milyar tona çıkmıştır. Bu kadar sürede  % 40 düzeyinde bir artış gösteren sektörde Çin en büyük üretici haline gelerek bu artışın % 30’un yalnız başına sağlamıştır. Çin’in yanı sıra Brezilya,  Türkiye, Güney Kore vb. ülkelerde günümüzdeki başlıca üreticiler arasına girmişlerdir. Demir Çelik Üretimi ve Tüketiminin gelişimiAB’nin atası olan “Avrupa Demir Çelik Birliği” üye ülkelerden Almanya ve Fransa en önemli üreticiler olarak ön plana çıkmaktadır. Avrupa ülkeleri demir çelik endüstrilerini reorganize ederek verimli olmayan birimleri kapatırken, bazılarınıda birleştirerek karlı şirketler haline getirmişlerdir. Böylece, AB üyesi ülkelerin 1992’de 144 milyon ton olan üretimi 2002’de 160 milyon tona çıkmıştır. ABD ise aynı dönemde üretimini 84 milyon tondan 92 milyon tona çıkarabilmiştir. SSCB’nin dağılması sonucu, Batı Avrupa’dan sonra dünyanın ikinci büyük üreticisi olmaktan çıkan SSCB’yi oluşturan BDT ülkelerin üretimleri 1990’ların başında 120 milyon ton dolaylarında iken, 1998’de 74 milyon tona düşmüş ve 2002’de 100 milyon tona çıkmıştır. Bu tarihlerde Rusya’nın üretimi sırasıyla 67 milyon, 44 milyon ve 59 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Buna karşın Çin’in üretimi 1992’de 81 milyon ton, 1996’da 101 milyon ton, 1999’da 124 milyon ton iken 2002’de 182 milyon tona ulaşmıştır.  Bu süreçte sektörde yaşanan büyük değişim sonucu Çin dünya üretimindeki payını % 10’lardan % 20’ye çıkararak en büyük üretici haline gelmiştir. Bu süreçte diğer bölgelerin marjinal olan üretimlerinde kayda değer bir gelişme olmamıştır.Bu dönemin tüketim durumuna baktığımızda, AB ülkeleri ve diğer Avrupa ülkeleri sürekli olarak tükettiklerinden fazla üretmekte olup 1990’ların sonunda ABD’ye ihracat konusunda sorunlarla karşılaşmışlardır. SSCB’nin dağılmasından sonra, bölgenin tüketiminde trajik bir düşüş yaşanmış ve  BDT’nin tüketimi 1992’de 77 milyon tondan, 1998’de 21 milyon tona düşmüş ve 2002’de 32 milyon tona çıkmıştır. Rusya’ya gelince aynı yıllarda tüketim 46 milyon ton, 15 milyon ton ve 25 milyon ton olarak gerçekleşmiş ve bu bölgenin üretimi tüketiminin 3 katı düzeyinde kalmıştır. Kuzey Amerika’nın tüketimi 1992’de 103 milyon ton iken 1998’de 150 milyon tona çıkmış ve 2002’de 131 milyon tona inmiştir. ABD aynı yıllarda 84 milyon, 120 milyon ve 102 milyon ton demir – çelik ürünü tüketmiştir. Üretimini astronomik ölçülerde artıran Çin 1992’de 70 milyon ton tüketime sahip iken, 1996’da 105 milyon, 1999’da 131 milyon ve 2002’de 195 milyon tonla en büyük tüketici olup, ihtiyacının bir kısmını ithal etmektedir. Diğer ülkelerin üretimleriyle tüketimleri genelde birbirini karşılamaktadır. Yalnız demir - çelik ürünleri kullanım alanlarına göre değiştiğinden, gelişmiş ülkeler katma değeri yüksek olan yassı ve paslanmaz ürünlerde uzmanlaşırken diğer ülkeler katma değer oranı düşük fazla işgücü gerektiren ürünlerde uzmanlaşmaktadır. Bu durum gelişmiş ülkelerdeki firmaların yüksek teknolojiyi kontrol etmeleriyle devam ettirilmektedir. Dolayısıyla bu teknolojileri kullanmak isteyen diğer ülkelerin firmaları gelişmiş ülkelerin firmalarına bağlı olmak durumunda ve bu ülkelere kayanak aktarmak zorundadır. Bu durumu aşmak isteyen Mittal firması şirket merkezi olarak Hollanda’yı seçmiştir. Böylece idare ve işletme düzeyinde Gelişmiş ülkelerin firmalarıyla aynı kulvarda yarışma olanağı elde etmiştir. Neticede, gelişmiş ülkelerin üretim miktarlarında önemli bir gelişme olmamasına rağmen, bu dönemde sektördeki firmalarda yeniden yapılanma işbirliği, füzyon ve birleşmeler dikkati çekmektedir. Bu yeniden yapılanma sürecinde son altı aydır demir – çelik sektörü ve bir ülkeyi ilgilendiren konu ise Hint kökenli Lakshmi Mittal’ın Arcelor’u alma girişimleri olmuştur.Devam edecek...Ahmet ALİM                                  Fransa,  25.07.2006

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.