Siyaset

Küreselleşme Çağında Dünya Kupasının Ekonomi-politiği – 3

Ahmet ALÝM · 15.07.2006 · 1 görüntülenme

Futbol savaşın farklı yollardan devamı olduğuna göre, ulusal sorunun ifade edilmesinin de bir aracı haline gelmiştir. Franko İspanya’sında Real de Madrit faşist diktatör tarafından desteklenirken, FC Barcelone Katalan, Atletiko Bilbao ise Bask takımıları olarak Cumhuriyetçiler tarafından desteklenen takımlar olmuşlardır. FİFA 1998’de  Filistin futbol federasyonun üyeliğini kabul etmiş ve Filistin milli takımı yaptığı maçlardan önce propaganda yaparak ulusal mücadaleye katkı sağlamaktadır. Bundan dolayı, Kürdistan futbol federasyonun FİFA’ya üyeliği Kürtler için en büyük ulusal projelerden birisi olmak durumundadır.  Bu konuda, İsviçre’deki FİFA’ya üyelik için çalışma yapacak bir komite oluşturularak işe başlanmalı ve Kürdistan’ın 2010 dünya kupası elemelerine katılımı için şimdiden çalışmalar başlatılmalıdır.Futbol ekonomisi Dünyada Olimpiyatlardan sonra TV de en fazla izlenen olay Dünya kupasıdır. Dünya kupasının 1998’de 40 milyar, 2002’de 42,6 milyar ve 2006’da  45 milyar kişi tarafından izlendiği tahmin edilmektedir. 64 maç oynanan Dünya kupasında yalnızca final maçının yaklaşık 3 milyar kişi tarafından naklen izlenenmektedir. Zira son 10 yılda futbol erkekler ve gençler tarafından izlenen bir spor olmaktan çıkarak, kadınlar ve yaşlılar tarafından da izlenen bir spor haline gelmiştir. Bu gelişme sonucu,  FİFA’nın naklen yayın haklarında elde ettiği kazanç 1998’de 100 milyon euro iken, 2002’de 1 milyar euroya, 2006’da 1,2 milyar euroya çıkmıştır. Dünya kupası esnasında yapılan reklam harcamalarının ise 3 milyar euroyu geçtiği tahmin edilmektedir. Son dünya kupasının oynandığı Berlin’deki stadın çimleri 750 gramlık ambalajlarda 75 eurodan satışa çıkarılırken, penaltı atışlarının yapıldığı noktanın çimleri ise 4 000 eurodan satılmış ve dünya kupasına ilişkin her şey satılır hale gelmiştir. Yani futbol artık finansal anlamda çok karlı bir sektör haline dönüşmüştür. Dünya kupasısının yarattığı ekonomik büyüklük 2006 yılı itibarıyla 50 milyar dolar dolaylarındadır. Artık çok büyük paraların döndüğü futbolun kimin tarafından idare edildiği sorunuyla karşı karşıyayız. Bu anlamda ülkeler bazında futbol federasyonları, dünya ölçeğinde ise FİFA’nın kuralları koyduğu görülmektedir. Dünümüzde futbol yıldızları için uluslararası bir Pazar oluşmuştur. Yalnız, 1980’lere kadar futbolcular fazla takım değiştirmeden göreceli olarak mütevazi bir yaşam sürerken, 1980’lede başlayan süreçle FİFA’nın bu alanda aldığı kararlardan sonra, yıldız oyuncular Avrupa’nın zengin takımları tarafından transfer edilmeye başlanmıştır. Bu süreç AB içinde 1995’te Bosman kararından sonra AB içinde sınırların ortadan kaldırılmasıyla niteliksel bir değişim göstererek daha da derinleşmiştir.  Büyük Avrupa takımlarındaki yabancı oyuncu oranı % 60’ı aşarak bazı takımlarda % 72’yi bulmaktadır. Örneğin fransız birinci ligindeki yabancı oyuncuların oranı % 38,4 iken, bu oran Olimpik Marsilya için % 63’tür ve bu takım 13 ülkeden gelen oyuncularla Fransa’nın en fazla uluslararasılaşan takımıdır. Bir show sporu haline gelmesinde yıldız oyuncuların büyük bir rolü olan futbolun çekiciliğini sürdürebilmesi için yeni yıldızlara ihtiyaç duymaktadır. Futbol kişisel yetenek gerektiren bir spor olduğundan, yıldız bir futbolcunun oğlunun aynı başarıyı göstermesi sadece tesadüfi bir durumdur. Bundan dolayı istatistiki olarak azgelişmiş ülkelerden yıldız futbolcular çıkması daha büyük bir olasılıktır. Bu oyuncular ise Avrupa’nın zengin takımları tarafından satın alınmaktadır. Çünkü kapitalist karlılık ilkelerine göre işleyen bu takımların taraftarların desteğini sürekli kılmak için başarılarını sürekli kılmaları gerekmektedir.Bu denli yaygınlaşan ve izlenen bir spor zirvesi olan Dünya kupasının organizasyonu büyük çaplı yatırım gerektirmesine rağmen aday ülkeler arasında yoğun bir rekabete konu olmaktadır. 1998’e kadar sadece Avrupa ve Amerika kıtaları tarafında düzenlenen kupaya 2002’de Güney Kore ve Japonya ev sahipliği yaparken, 2010’da Güney Afrika Cumhuriyeti ev sahipliği yapacaktır. Şu anda Güney Afrika Cumhuriyeti  stadların modenizasyonu için 400 milyon, ulaşım sistemi için 1,2 milyar dolar yatırım planlamıştır. Almanya ise sponsorların harcamaları dışında, stadlara 1,5 milyar euro, ulaşım sistemine 2,7 milyar euro harcama yapmıştır. Bu arada kupanın popülaritsi arttıkça  sponsorlarla anlaşmalar artmakta ve çok uluslu şirketler bu alana yoğun bir şekilde yatırım yapmaya başlamışlardır. 1982’de sponsorların kupa dönemindeki harcamaları 2 milyar dolar iken, 2006’da bu rakam 8’e katlanarak 16 milyar dolara çıkmıştır.Dünya kupası spor malzemeleri üreten firmalar içinde yoğun bir rekabet alanıdır. 2006’ya kadar bu pazarın lideri 2,4 milyar euroluk satış ve % 35 Pazar payıyla Adidas iken Nike %31 payla ikici ve Puma üçüncüdür. 2006 Dünya kupasına katılan 32 takımdan 12 takımın sponsorluğunu  yapan Puma, bu alanda ihtiyaçlarını karşıladığı İtalya’nın şampiyon olmasıyla bir avantaj elde etmiştir. Puma’yı 8 takımla Nike takip ederken, arkasında 6 takımla Adidas, 2 takımla Umbro ve Lotto ile 1 takımla Marathon ve Jumo gelmektedir. Spor malzemeleri üreten çok uluslu firmaları izleyen uluslararası  ONG Oxfam İnternationalın bir araştırmasına göre Nike firması her sene Brezilya takımına 13 milyon euro ödeme yaparken, Adidas Zidane’a 1,5 euro ödemektedir.  Buna karşın bu yıldız oyuncu ve takımların kullandıkları forma, ayakkabı, top vb. üreten  Asyalı işcilerin saat ücreti 47 cent, günlük ücreti 3,76 eurodur. Zidane’a ödenen ücret Asya’da çalışan 400 000 işcinin bir günlük ücretine karşılık gelmektedir. Yani bol keseden sponsorluk yapan bu firmalar, asyalı işcilerin sırtından kazandıkları milyonları dahada artırmak için yıldız takım ve oyuncuları desteklemektedir.Futbol ve ulusal sorun9 Temmuz 2006’da oynanan  18. Dünya kupasını en fazla hatırlanacak olayı, Dünya kupasının en iyi oyuncusu seçilen Zidane’nın maçın bitmesine 4 dakika kala İtalyan oyuncu Materazzi’yi bir kafa darbesiyle yere sererek kırmızı kart görmesidir. Zidane’nın hareketi ve  nedeni sadece Fransa’da değil tüm dünyada  bir kaç gün boyunca gündemden düşmemiştir. Tüm Fransa başta Başkan Chirac olmak üzere Zidane’nın bu eylemini Fransa’nın onurunu koruyan bir hareket olduğu yönünde açıklamalar yapmışlar ve Fransa blok olarak Zidane’ı desteklemiştir. Yani Zidane’nın kendisine yapılan küfüre kafa darbesi ile cevap vermesi Fransa’nın onurunu kurtarmak adına yapılan bir eylem olduğundan Dünya kupasından daha önemli olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Bu olay futbolun bir spor olmasının yanı sıra, küreselleşmenin tehdit ettiği yerel ve ulusal kimliklerin ifade edilmesinin bir aracı haline geldiğini gösteren iyi bir örnektir. Kollektif bir spor olan futbol halkların, bölgelerin, şehirlerin ve  hatta mahallelerin kendilerini ve kimliklerini ifade etmelerinde bir araç haline gelmiştir. Zira iki takım karşılaştığında seyirci ve taraftarlar bir takımı tutarak kendilirini o takıma aidiet duygularıyla bağlayabilmektedir. Desteklenen bir kişi değil bir takımdır. Hele milli takımlar karşılaştığında kimlik  ve aidiyet duygusu daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Yine sınırların küreselleşme sürecinde iyice aşındığı ortamda futbol halklara sınırlarla ayrıldıklarını hatırlatmakta ve ulus olarak hareket etme duygusunu yaşatmaktadır. Küreselleşme ulusal kimlikleri aşındırırken futbol ise farklı bir ulus olma duygusunu güçlendirmektedir.Klasik anlamda devlet belirli bir toprak üzerinde bir ulusun kendi hükümeti tarafından idare edilmesi üçlüsüyleaçıklanmaktadır. Bizce buna milli bir futbol takımının ulus adına maçlar yapması eklenmelidir. Günümüzde ulusal bağımsızlığı ise sınırlarını korumak, para basmak ve futbol takımının uluslararası maçlar oynamasıyla tanıımlayabiliriz. Çünkü futbol bir ulusu takımı etrafında kenetleyerek ulusal duyguları harekete geçirme potansiyeline sahiptir. Örneğin Almanlar ikinci dünya savaşından bu yana ilk defa bu düzeyde ulusal duygularını ifade ederek alman olmanın şerefini hisetmişlerdir. Fransızlar Zidane’ı bir ulusal kahraman ilan ederek takımları ve Zidane’nı sonuna kadar desteklemişlerdir. İtalyanlar 1. ligdeki uluslararası futbol takımları ki, milli takımın 9 oyuncusu bu takımlardan gelmektedir, 2. ve 3. lige düşürülmelerini aldıkları Dünya kupası ile bir süreliğine unutmuşlardır. Türkiye’nin üçüncü olduğu 2002 Dünya kupasının yarattığı milliyetçi dalga hala hatıralardır ve bir çok kürt bu kupa esnasında Türkiye’yi destekleyerek bu milliyetçi dalgaya kan vermiştir.Futbol bir taraftan geniş halk kitleleri nezdinde yaygınlaşıp küreselleşemenin öncülüğünü yaparken, diğer taraftan da halklara ulusal farklılıklarını hatırlatarak milli duyguları güçlendirerek ulusal birliğe katkıda bulunmaktadır. Futbol ezilmekte olan halklar için milli mücadele etrafında halkı toparlamak için bir araçken, devletleşen halklar içinde ulusal kimliği güçlendiren bir faktördür. 1990’lı yıllarda Doğu Avrupa’da sosyalist federatif yapılar tarihi çelişkilerin ortaya çıkması sonucunda parçalanarak bir çok devletin doğmasıyla sonuçlanmıştır. Eğer futbol ölçü olarak alınsaydı, bu yapıların parçalanarak bir çok devletin kurulacağı tahmin edilebilirdi ve bu sürecin kanlı olmasının önüne geçmek olnaklı olurdu. Örneğin, 13 mart 1990’daki Dinamo Zagrep ile Belgrad’ın Kızıl Yıldız maçı sırasında iki takımın taraftarları arasında etnik kökene dayalı çatışmalar çıkmış ve Yugoslavya’nın parçalanacağını haber vermiştir. Bu süreçte SSCB 15 devlete ve 15 milli futbol takımına, Yugoslavya 5 devlet ve 5 milli takıma ve Çekoslovakya ise 2 devlet ve 2 takıma dönüşmüşlerdir. Bunlar arasında Hırvatistan 1998’de dünya üçüncüsü olmuş ve milli takım oyuncuları Hırvatistan’da ulusal kahraman olarak karşılanmışlardır. 2006 Dünya kupasında ise Ukranya grup elemelerini geçerek en iyi 16 takım arasına girmiştir. Yani bir ülkede ezilen bir halk var ise o halkın kendisini temsil ettiğini kabul ettiği takımı ulusal duygularla desteklemesi stadları yer yer etnik çatışmaların olduğu alanlar haline getirmektedir. Küçük Güney’deki Kürt ulusal mücadelesinin miladı olarak kabul edebileceğimiz Qamışlo serhıldanı, Mart 2004’teki Qamışlo’da bir Kürt futbol takımı ile Arap takımının maçı esnasında Araplar ile Kürtler çatışmalardan sonra başlamıştır. Yine Kuzey Kürdistan’da Diyarbakır spor  sömürgeci türk rejimi tarafından Kürt halkının ulusal duygularını zayıflatmak amacıyla bir araç olarak kullanılmaya çalışılmıştır. Fakat bunun ters teptiği görülünce 1. ligdeki bir Diyarbakır sporun kürt kimliğini güçlendirdiği kaygısıyla Diyarbakır spor bu sene ikinci lige düşürülmüştür. Bu arada anayasal olarak federal yapısı tescil edilen ve uluslararası  kabul gören Güney Kürdistan bir Kürdistan Milli takımı oluşturarak Dünyadaki kürtlerin etrafında toparlanabilecekleri bir yapı oluşturmuşlardır. Çünkü halk için kendilerine yakın gördükleri futbolcuları desteklemek BM’de bir büyükelçiyi desteklemekten daha somut ve heyecan vericidir. Örneğin, önümüzdeki iki yıl içinde Kürdistan futbol federasyoınu FİFA’ya üye olarak 2010 yılında Güney Afrika’da yapılacak Dünya kupası elemelerine 4 takımla katılan Asya kıtasında kalifiye olarak katıldığını varsayalım. Bu durumda, Dünyadaki tüm kürtler milli takım çevresinde kenetlenecek ve Kürt halkının ulusal birliği yönünde dev bir adım atılacaktır. Bundan dolayı, Kürdistan futbol federasyonun FİFA’ya üyeliği Kürtler için en büyük ulusal projelerden birisi olmak durumundadır.  Bu konuda, İsviçre’deki FİFA’ya üyelik için çalışma yapacak bir komite kurarak işe başlanmalı ve Kürdistan’ın 2010 dünya kupası elemelerine katılımı sağlanmalıdır.Ahmet ALİMFransa, 14 Temmuz 2006Futbol bir taraftan geniş halk kitleleri nezdinde yaygınlaşıp küreselleşemenin öncülüğünü yaparken, diğer taraftan da halklara ulusal farklılıklarını hatırlatarak milli duyguları güçlendirerek ulusal birliğe katkıda bulunmaktadır. Futbol ezilmekte olan halklar için milli mücadele etrafında halkı toparlamak için bir araçken, devletleşen halklar içinde ulusal kimliği güçlendiren bir faktördür. 1990’lı yıllarda Doğu Avrupa’da sosyalist federatif yapılar tarihi çelişkilerin ortaya çıkması sonucunda parçalanarak bir çok devletin doğmasıyla sonuçlanmıştır. Eğer futbol ölçü olarak alınsaydı, bu yapıların parçalanarak bir çok devletin kurulacağı tahmin edilebilirdi ve bu sürecin kanlı olmasının önüne geçmek olnaklı olurdu. Örneğin, 13 mart 1990’daki Dinamo Zagrep ile Belgrad’ın Kızıl Yıldız maçı sırasında iki takımın taraftarları arasında etnik kökene dayalı çatışmalar çıkmış ve Yugoslavya’nın parçalanacağını haber vermiştir. Bu süreçte SSCB 15 devlete ve 15 milli futbol takımına, Yugoslavya 5 devlet ve 5 milli takıma ve Çekoslovakya ise 2 devlet ve 2 takıma dönüşmüşlerdir. Bunlar arasında Hırvatistan 1998’de dünya üçüncüsü olmuş ve milli takım oyuncuları Hırvatistan’da ulusal kahraman olarak karşılanmışlardır. 2006 Dünya kupasında ise Ukranya grup elemelerini geçerek en iyi 16 takım arasına girmiştir. Yani bir ülkede ezilen bir halk var ise o halkın kendisini temsil ettiğini kabul ettiği takımı ulusal duygularla desteklemesi stadları yer yer etnik çatışmaların olduğu alanlar haline getirmektedir. 9 Temmuz 2006’da oynanan  18. Dünya kupasını en fazla hatırlanacak olayı, Dünya kupasının en iyi oyuncusu seçilen Zidane’nın maçın bitmesine 4 dakika kala İtalyan oyuncu Materazzi’yi bir kafa darbesiyle yere sererek kırmızı kart görmesidir. Zidane’nın hareketi ve  nedeni sadece Fransa’da değil tüm dünyada  bir kaç gün boyunca gündemden düşmemiştir. Tüm Fransa başta Başkan Chirac olmak üzere Zidane’nın bu eylemini Fransa’nın onurunu koruyan bir hareket olduğu yönünde açıklamalar yapmışlar ve Fransa blok olarak Zidane’ı desteklemiştir. Yani Zidane’nın kendisine yapılan küfüre kafa darbesi ile cevap vermesi Fransa’nın onurunu kurtarmak adına yapılan bir eylem olduğundan Dünya kupasından daha önemli olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Bu olay futbolun bir spor olmasının yanı sıra, küreselleşmenin tehdit ettiği yerel ve ulusal kimliklerin ifade edilmesinin bir aracı haline geldiğini gösteren iyi bir örnektir. Kollektif bir spor olan futbol halkların, bölgelerin, şehirlerin ve  hatta mahallelerin kendilerini ve kimliklerini ifade etmelerinde bir araç haline gelmiştir. Zira iki takım karşılaştığında seyirci ve taraftarlar bir takımı tutarak kendilirini o takıma aidiet duygularıyla bağlayabilmektedir. Desteklenen bir kişi değil bir takımdır. Hele milli takımlar karşılaştığında kimlik  ve aidiyet duygusu daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Yine sınırların küreselleşme sürecinde iyice aşındığı ortamda futbol halklara sınırlarla ayrıldıklarını hatırlatmakta ve ulus olarak hareket etme duygusunu yaşatmaktadır. Küreselleşme ulusal kimlikleri aşındırırken futbol ise farklı bir ulus olma duygusunu güçlendirmektedir.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.