Siyaset

KÜRDLERİN MEZHEP FARKLILIĞI SORUNU

Yusuf Bülbül · 28.05.2006 · 1 görüntülenme

1960 li yıllarda yaşlı insanlarımız şöyle derlerdi. “Esasen Şeyh Said isyanlarını bastıran Dersimin Alevi Kürdleriydi” Diyorlardı “Şeyh Said isyanları süresince Dersimin Alevi Kürdleri Şeyh Said’in askerlerini hep alınlarından vuruyorlardı” Ve peşinden hemen ekliyorlardı “aslında Dersim isyanını bastıran Sünni Kürdlerdi” Diyorlardı “Dersim isyanı sırasında Sünni Kürdler Türk ordusuna destek vererek dersim isyanını bastırdılar”Herhalde Kürd Alevilerinin, Kürdlerin birbirini öldürmelerinden mutluluk duydukları söylenemez.Her seferinde Kürd mezheplerinin birini destekliyor gibi görünüp, diğer mezhebe karşı kışkırtanın kim olduğu bilindiğine göre, Kürdler arasındaki kavgaların faturasını Alevi veya Sünni Kürdlere çıkartmak ahlaki değildir. Yukarıdaki olayları anlatan Maraş’ın ve Kayseri’nin Alevi Kürdleriydi. Sivas’ın Malatya’nın, Erzincan’ın, Erzurum’un hasılı Türkiye’deki tüm Alevi Kürdlerinin farklı düşündüğünü hiç sanmıyorum.1960 lı yıllarda Azerbaycan radyosu Kurmancı yayın yapardı. O zamanlar köylerde en fazla üç veya beş radyo bulunurdu, Alevi Kürdler Kurmancı yayının başlangıç saatini bilirdi. Yayın başlayınca radyoların başına koşarlardı. Mustafa Barzani’nin savaş zaferini ve yenilgisini dinlerlerdi. Radyo zafer haberlerini yayınladığında Barzani’nin kahramanlıkları tekrar, tekrar anlatılır “Kürdler eninde sonunda Kürdistanı kurar” derlerdi. Ve topluluklar sevinçle dağılırdı. Yenilgide ise ortalığı bir hüzün kaplar kimseden ses çıkmaz, dağılırlardı.Şimdi birileri çıkmış diyor ki, Kürd Aleviler Kemalisttir. Peki söyler misiniz 1917 yılından 1990 yılına kadar SSCB’de Leninci olmayan bir Allahın kulu var mıydı?“Kemalizm bir toplum yönetimi biçimidir” diye dayatılırsa “huzurlu yaşamak için” insanlar Kemalist olur.Çeşitli yayın organlarında yazıları yayınlanan insanların isimleri Kurmancı kelimelerden oluşuyor. Ve tamamına yakını da Kürd sorunundan söz ediyor. Kendime şu soruyu soruyorum. Yazıları yayınlanan bu insanların hepsi  Kürd sorununun çözümünden yana olamaz. Kimi insanların “aslında çözümsüzlükten yana olup ta, çözüm istiyormuş gibi görünmeleri” ayan beyan sözlerinden anlaşılıyor. Bunu yapan insanlar şunu bilmeli ki yaptıkları Kürd toplumuna ve ya Türkiye’ye hizmet değildir. Doğruyu söylemeyen abuk gerekçelerle gerçekleri çarpıtmaya çalışan insanlar sadece kendini aldatır. Kendini aldatmak ise kötülüklerin birinci sırasında olanıdır. Türkiye’de kamuoyu bilinçsizdir. Ama yazı yazan insanlar az veya çok konuları biliyorlar. Peki bildikleri halde neden doğruyu söylemeyip, bu yazıları okuyan ve konular hakkında bilgisi olmayan insanları yanıltmaya çalışıyorlar. Bunu yapacaklarına dürüstçe Kürd sorununun çözümüne karşı olduklarını söyleseler ve bunun için çeşitli gerekçeler ileri sürseler daha çok barışa hizmet etmiş olurlar.Haddini bilmez çok az insanın dışında Kürd Aleviler hiçbir zaman Sünni Kürdleri dışlamadı. Elli üç yaşındayım, on yedi yaşımdan bu yana Sünni Kürd insanların Alevi Kürd insanlarla olan diyaloglarını gördüm. Ama hiç birisinde birinin diğerini dini veya toplumsal konularda eleştirdiğini görmedim. Tam tersi Sünni Kürdlerle Alevi Kürdler yan yana gelince öz eleştiri yapmaya başlıyorlar. Gördüğüm bu diyalogların sayısını hatırlamam mümkün değil.Kürd Alevilerin Atatürkçü olmaları hususuna gelince; iyide bu bir toplum mühendisliğidir. Bunu yapan devlettir. Devlet Kürd Alevilere tek seçenekli önerme sunuyor, Ya Atatürkçü olursun, dilini unutup Türkçe konuşursun; ya da dünyaya geldiğine pişman olmayı kabul etmiş olursun diyor. Kaldı ki Kürd toplumunu herhangi bir insana düşman gibi göstermek de doğru değildir. Aşağıda bende tarihi ve güncel gerçekleri yazıp, yorumumu katacağım. Ama yaptığım değerlendirmeler husumet yaratma amaçlı değil, sapkın gelişmelerin(katliam, asimilasyon, işkence etme, topluca insan yakma, doğayı tahrip etme) gibi sapkın gelişmelerin yaşanmasına sebebiyet veren yanlışların düzeltilmesi için yazılan tarihi gerçekler ve güncel yazılardır. Eğer ki Kürd toplumuna “ya Atatürk’ün savunucusu olursun ya da düşmanı” ikilemi dayatılırsa, bu saatten sonra Sünni veya Alevi Kürd toplumunun seçeneğini tahmin etmek için sosyolog olmaya gerek yok. Kürd toplumu “kendilerine Kurmancı isim takan insanların” Kürdleri sürekli ikilemde bırakma oyununu oynadıklarını görüp, artık bu oyunlara alet olmamalıdır.Türkiye’de reform yapılmasından bahsediliyor. Türkiye’nin Reform anlayışı daha fazla Türkleştirme planları yapıp uygulamaktır. Egemenlik hakkı Türkiye’nin tekelinde kaldığı sürece bu anlayış her halükarda devam edecektir. Bu nedenledir ki, bu tür önermeler “olması gereken” Kürdlerin toplumsal egemenlik hakları gündemini saptırmaya yönelik çabalardır. Gündem değiştirmeye yönelik bu oyunlara alet olmak doğru değildir. Bu tür insanların kullandıkları gerekçelere örnekler.1. Kürd toplumunun egemenlik haklarının mücadelesi sürecinde Kürdlere destek veren devletlere, toplumlara ve bu toplumların örfüne, geleneğine, sıradan insanına, bilim insanlarına, uluslar arası kurum ve kuruluşlarına hakaret eden insanlar Kürd toplumunun toplumsal egemenlik mücadelesini engellemek için yapıyorlar. Bunun için Kürdlere dost gibi görünüp, ötekini eleştiriyorlar. Dikkat ediniz aynı insanlar, ötekinin yanına gittiği zaman bu kez ötekinin dostluğunu kazanmak için Kürdleri yerden yere vuracaklardır. Bunun örnekleri çoktur. Türkiye mevcut statükoyu korumak için bütün dünya devletlerine mavi boncuk dağıtmaya çalışıyor. İsraili, Arapları, Acemleri örgütleyip, Kürd toplumunu yok etmek için güçlü bir bölgesel güç yaratmaya çalışıyor. Sahte reformcuları kim takar. Uzak Doğu ve Afrika ülkelerine kendilerine destek vermeleri için başta ekonomik olmak üzere vaatlerde bulunuyor. Avrupa ve Amerika ülkelerine her dediğinizi yapacağız yeter ki Kürdleri yok etme planlarımızı destekleyin diyor. Günümüzde artık dünya devletleri Türkiye’nin oyunlarına alet olmuyor. Türkiye bu oyunlara Alet olmayanları da Türkiye düşman ilan ediyor. O halde dünya devletlerine anlamsız bir şekilde hakaret eden ve isimleri Kurmancı kelimelerden oluşan insanlar Kürd toplumunu yok etmek veya esaret altında tutmak isteyenlerdir. Eğer ki yapılan bu çirkinlikler tarihi gerçekler ışığında irdelenirse 23 Temmuz 1923 tarihinden bu yana Türkiye’de reform oyunlarının oynandığı görülecektir. Örneğin:a) Osmanlı aşiret yapılanmasının 1826-1839 ıslahat fermanı(reformu) B) Osmanlı aşireti İngiltere ile baş edemediği için ve batı illerinde Osmanlılaştırdığı insanları örgütleyemediği için Atatürk aracılığı ile 1919 yılında Kürdlere sığınmıştır. Çünkü o zamanlar “1915 yılında göç ettirilen Ermenilerin dışında” Kürdlerin bölgedeki nüfus oranları yüzde yetmişti. Geri kalan yüzde otuz ise çeşitli azınlıklardan oluşuyordu. Toplumsal yönetim Kürdlerin elindeydi. Atatürk Kürdlerden destek aldı, devleti kurdu, kurduktan sonra da Kürdleri yok etmeye başladı. Buna da devrim denildi. (bk. Fransız belgeleriyle Sevr, Lozan, Musul üçgeninde Kürdistan. Hasan Yıldız. Doz yayınları.) c) 1961 ve 1981 anayasaları reform amaçlı Türkleştirme anayasalarıdır. D) günümüzde yeni “esaret altında tutma reformu” amaçlı anayasalar hazırlanmaktadır.2. Tarihi çarpıtanlar: Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 yılında Samsuna gitmesi bir planın sonuçlarıdır. Bu plan Türkiye’nin tarih kitaplarına yazdığı şekliyle gelişmemiştir. Bu planı yapan Viladimir İliç Lenin’dir. Lenin 1918 yılında İstanbul’u işgal edip Osmanlıyı teslim alan İngiltere’ye karşı bu planı organize etmiştir. Çünkü boğazların(İstanbul ve Çanakkale) İngiltere’nin güdümünde olan bir yapılanmanın(devlet oluşumunun) elinde kalması SSCB’nin denizden dünya ile olan bağlarını kesecek nitelikteydi. Osmanlı aşiret devletinin varlığını sürdürmesi İngiltere’ye bağımlılıkla sonuçlanacaktı. Bu sorunu bertaraf etmek için Lenin Cumhuriyet devleti kurma fikrinden hareketle Atatürk’ün başkanlığında bir heyeti Kürdlerin bir heyetiyle “eşit egemenlik haklarına dayalı bir devletin oluşturulması için müzakereler yapmak üzere” Samsun’da buluşturdu. Kürd heyetini ise Lenin oluşturdu. Lenin Kürd kökenli bir yüzbaşının başkanlığında bir heyet kurdu. Bu heyet, Atatürk’le eş zamanlı olarak 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsuna gelerek Atatürk’ün heyetiyle buluştu. Bir ay süresince Atatürk başkanlığındaki heyetle Kürd yüzbaşının başkanlık ettiği heyet müzakereler yaptı, o zamanlar beylik şeklinde varlıklarını sürdüren(günümüzde devlet deniliyor) Kürdlere mektuplar gönderildi. Eşit haklara dayalı bir Kürd Türk devletinin kurulacağı karara bağlandı. Kürd beylikleri bu öneriyi kabul ettiler. Bunun üzerine bir dizi konferans kararlaştırıldı. Amasya, Erzurum ve Sivas’ta konferanslar yapıldı. Ve 1920 yılında Meclis oluşturuldu. Atatürk bu trajik oyunu Lozan anlaşmasına kadar oynadı. Başka bir deyimle Atatürk 19 Mayıs 1919 yılından Lozan anlaşmasının imzalandığı güne kadar(24 Temmuz 1923) Kürd ulusunu oyaladı, hatta o kadar hoşgörülü davrandı ki 1922 yılında İstiyorlarsa Kürdlerin kendi devletlerini kurabileceklerini dahi teklif etti. Bunun için girişimler başlattı. Ama perde arkasında İstanbul’daki Kürdler vasıtasıyla bu girişimi engellemeyi de başardı. Diğer taraftan Lenin’in planları İngiltere’ye anlatarak “İngiltere’ye Lenin’in planlarını uygulamayacağını söyleyip, yeter ki İngiltere Lozan’da Kürdlerin haklarını anlaşmaya koymasın” şartına bağladı, bu vesileyle kendisinin de Komünizme değil, İngiltere’nin(batının) dererlerine bağlı bir devlet oluşturacağına dair garanti verdi, bunun içinde (Muhasır medeniyetlerin takipçisi olacağız, onlar gibi yükseleceğiz) dedi. İngiltere ise bu oyunu kabullendi, Kürdleri yok saydı. Lozan anlaşması imzalandıktan sonra Atatürk 180 derece dönüş yaptı. Ve herkesin bildiği gibi Kürd diye bir toplum yoktur, olmayan bir toplumunda hakları söz konusu olamaz dedi. Dedi ama bunu Kürdlerin yüzüne karşı açıkça söylemedi. Askeri strateji merkezlerinde planlar, oyunlar tertipleyip yürürlüğe koyup, uydurma yasalarla ve etik dışı eylemlerle asimilasyon ve yok etme senaryolarını uygulamaya koydu. 667 sayılı yasayla Kürdlere Aleviliği yasakladı, Sünniliği ise devletin tekeline aldı. “Diyanet İşleri Başkanlığı” adlı bir örgütlenme ile devletin himayesine aldı. Başka bir deyimle Sünniliği devlet dini haline getirdi. Buna da “laiklik” dedi. Asimilasyon planları yapıp, uyguladı(bk. Tarihçilerin Kutubu Halil İnalcık kitabı), Sadabat paktı anlaşmalarını planlayıp, uygulamaya koyup, bölge ülkelerini Türkiye gibi yapmalarını sağladı. Devam eden süreçte ise bu çirkin planları katlayarak soykırım haline dönüştürdü. Peki bu yaptırımların “bırakınız kardeşliği” insani akıl ve mantığa yakışır bir tarafı var mıdır? Bu çirkinlikler insani gelişmeyi engellemektir. İnsanı insan olmaktan çıkarıp, yaratık bir topluluk oluşturmaktır. Sadece on beş yılda Ordu 4600 Kürd köyünü boşaltıyor, Rum ve Ermenilere yapılanların dışında insanlık tarihinde böyle bir olay olmadı? Ordu doğudaki insanları göç ettiriyor. İnsanlar gelip, batı illerine yerleşiyorlar. Plan yapıp bu kez halkı Türk ırkçılığı ile örgütleyip, Kürdlerin üzerine salıyor. Kürdler bu kez batı illerinde sürgün ediliyor. Son İzmir Kemalpaşa olayları ve batı illerindeki milyonlarca işsiz Kürd gençleri sadece herkes tarafından bilinen birkaç örnektir. İngiltere dünyanın en emperyal ülkesi bilinir, ama Britanya’da 130 000 kilometre kare toprak parçası üzerinde dört toplum toplumsal egemenlik haklarını kullanmaktadır.(Kuzey İrlanda, Galler, İskoçya ve İngiltere) onlar arasında da kavgalar yaşandı, insanlar boş yere öldü ama hiç biri diğer toplumu yok etmeyi düşünmedi. Yukarıda yazdığım tarihi gerçekleri çoğu insan biliyor, Mihri Belli 19 Mayıs 1919 olayını televizyonda açıkladı. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Başta İran ve Araplar olmak üzere Rusya, İngiltere ve Fransa bu gerçekleri dünya kamuoyuna açıklamalıdır. Açıklamalıdır ki artık Orta Doğuya barış gelsin. Kürdler asimile edilip, yok edilmekten kurtulsun, Kürdlerin binlerce yıldan bu yana yaşattığı Kürd Aleviliğinin yaşatılması için Kürdler önlem alsın. Kürd Aleviliğinin yok olmasını engelleyebilecek tek güç Kürdlerin birlikte mücadele etmesine bağlıdır. Bunun için ilk görev Sünni Kürdlere düşmektedir, çünkü dünyada sözü dinlenen, güçlü olan ve bilinçli olan Sünni Kürdlerdir. Yakın tarihi kasıtlı olarak çarpıtıp, Alevi Kürdlerle Sünni Kürdlerin ayrı birer toplum gibi gösterenler “İsimleri Kurmancı da olsa” Kürdleri bölmek isteyenlerdir. 3. Realist toplum yönetim biçimi demokrasidir. Sosyal haklar(sosyalizm) demokrasi ile idare edilen toplumların uygulamak zorunda oldukları adalet, eğitim, sağlık ve ekonomi gibi politikalardır. Sosyal hakları(kimisi sosyalizm diyor) demokrasinin içinden çıkartmaya kalktığınız zaman demokrasiden söz edilemez. Onun içindir ki Demokrasinin uygulanmaya başlandığı olay 1215 yılındaki Manga Karta sözleşmesi olduğu ortak kabul gören bir görüştür. Sosyal haklar demokrasinin olmasa olmaz kuralıdır. Demokrasi ile ilgili görüşlerimi Sümer dili makalesinde Sokrates’in diyaloglarını yorumlarken açıkladım. Kürd toplumu egemenlik haklarına kavuşmadan toplum yönetim şeklini (devlet yönetimini) tartıştırmak düpedüz hileli bir oyundur. Bu oyunları ikide bir güncelleştirmeye çalışanlar, iyi niyetli insanlar değildir. Adlarının Kurmancı kelimelerden oluşması bir şey değiştirmez. Onların amaçları Kürdleri olması gereken hedeflerden saptırmaktır. Şu an için Kürd toplumunun devlet yönetim şeklini tartışma keyfiyeti(lüksü) yoktur. On milyonlarca insan kendisine ait olmayan bir devlette yaptırıma yönelik tek bir söz söyleme hakkına sahip değilken “devlet yönetim biçiminden söz etmek” hileli oyun değildir de nedir? Toplum egemenlik haklarını kazandıktan sonra elbet Kürd toplumu farklı görüşlerdeki insanlarına örgütlenme hakkı tanıyacaktır. Bu konuda hiç kimse şüpheye düşmemelidir. Şayet Kürd toplumu tek, tek veya gurup, gurup bu tartışmayı yaparsa baltayı kendi ayağına vurur. 28 May. 06Yusuf Bülbül

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.