BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Mikail Canpolat · 11.04.2007 · 2 görüntülenme
Kürdistan Başkanı Kek Mesud’un Türk devletinin tüm kurum ve kuruluşlarıyla yürütüĝü anti Kürd kampanyalarına karşı en ölçülü bir şekilde verdiĝi cevap Türklerin „sinirine“ dokunmuşa benziyor..Onun için hepsi bir aĝızdan Kek Mesud’a ve onun şahsında Kürdlere saldırıyorlar..Türk devletinin yetkili/yetkisiz kesimlerinden, siyasal partilerine ve basınına kadar hepsi bir aĝızdan Kürdistan başkanı Kek Mesud’u „saldırgan“, „rijit“ ve „haddini aşan“ vs.. ilan ettiler.. Sorunun kaynaĝı Kek Mesud’un son bir kaç konuşmasında Türklere „artık yeter“ ve „yaptıklarınızın karşılıĝını alırsınız“ şeklinde özetlenebilecek duruşundan kaynaklanıyor.Çünkü, Türkler bir yandan yüzbinlerce silahlı gücünü Güney Kürdistan’ın sınır hattına yıkmış ve „Demokles kılıcı“ gibi halkımızın kazanımları üzerinde salanmaktadır. Diĝer yandan, bölgede ilişkiye geçebilecekleri tüm devletleri ve güçleri Kürdlere ve Kürdlerin kazanımlarına karşı seferber etmekte, ABD ve AB yönetimlerinin nezdinde en üst boyutta Kürdlere karşı düşmanlıklarını sürdürüyorlar.Irak’ın içinde de durum farklı deĝildir.. Türk devleti, Irak’taki Anayasal süreç boyunca Kürdlerin lehine olabilecek tüm ileri adımları yok etmek için herkesten fazla „yırtındı“.. Kerkük’ün Güney Kürdistan’a anayasal çerçevede geri dönmemesi için hem Irak içinde, hem bölgede ve hem de uluslararası arenada en çirkef, en aşaĝılık anti Kürd ilişkiler içine girdiler ve hâlâda en üst düzeyde bu ilişilere devam ediyorlar.. Türklerin yaptıkları anti Kürd girişimler büyük oranda bilinmektedir ve Türkler hâlâ bu yolda ilerlemeye devam ediyorlar.. Tüm bu gerçeklerin bilincinde olan Kürdistan Başkanı, Türklerin esas sorunu „PKK ve Kerkük deĝil Kürdlerin varlık sorunudur“ diyor... Çünkü, „Kürdlerin Ulusal varlıĝı“ Türklerin ölüm çanı olarak millet olarak varolma bilinçlerinin derinliklerine neşir edilmiştir. Türkler, varlıklarını Kürdlerin yokluĝu üzerine bina ettiklerinden dolayi, Kürdlerin ulusal çıkışı onların sonu olacaĝı korkusuna neden oluyor.. Kek Mesud Barzanî’nin son çıkışları bir anlamda onların için ölüm çanı imajını vermektedir..Birde Kürdistan Başkanının„Diyarbekir ve Kerkük“ ikilisine yaptıĝı vurgu, Türklere iki Kürdistan şehrinin ulusal istemleri, tarihsel yazgıları , kurtuluş özlemleri ve „Birleşik Kürdistan’ın başkent adayları“ olma pozisyonları Kürdlerin yeniden dirilişini hatırlatıyor... Kerkük’ten Diyarbekir’e kadar uzanan Kürd ulusal duruşu, dayanışması ve aynı istemleri seslendirmeleri Kürd düşmanlarını korkutuyor.. Kürdistan Başkanı’nın son açıklamalarında „yaptıklarına aynı şekilde misileme yaparız“ yönündeki söylemi, Türklere Kürdlere karşı işledikleri suçları hatırlatmaya başladı.. Türk devleti açık veya gizli Güney Kürdistan’ın ve Irak’ın içişlerine karışmaktadır.. Sadece Türkler içişlerine karışmakla yetinmiyor, gelişmelerin bir tarafı gibi kendilerini empoze ediyorlar..Bu bir realitedir.. Kürdistan Başkanı’nıda rahatsız eden olay Türklerin bu küstah ve edebsiz tutumlarıdır. Kerkük ve 140.maddenin uygulanmasına ilışkin son dönemlerde yaşanan sorunlara bakıldıĝı zaman, Türklerin oynadıĝı çirkin oyunlar daha açık bir şekilde görülmektedir.Bilindiĝi gibi, Saddam rejiminin yıkılmasından bu yana tam dört yıl geçmesine raĝmen, iktidara gelen ne Allawi, ne Caferi ve ne de Maliki yönetimleri Kerkük’ün durumunu normalleştirmek için önlerinde bulunan TAL’ın 58.maddesini ve daha sonra Daimi Anayasasının 140 maddesini uygulamak için hiç ciddi bir girişimde bulunmadılar.Kerkük meselesi Caferi’nin başını yedi.. Caferi Kerkük sorununu çözmek için hiç bir şey yapmadıĝı gibi, Kerkük’e ayrılan bütçenin 100 milyon dolardan 80 milyonunu vermedi. Ayrıca Caferi, hiç kimseyle danışmadan Türkiye’ye gelmesi ve Türk yetkilileriyle görüşmesi Kürdlerin saflarında büyük bir hoşnutsuzluĝa neden oldu. Bu görüşmenin ardında Mam Celal Irak Cumhurbaşkanı sıfatıyla „yapılacak hiç bir antlaşmayi tanımıyoruz“ dedi.. Daha sonra Caferi yeniden Başbakan adayi olmak istedi, Kürdistan turlarını yaptı... Ama Kürdlerin desteĝini kazanmadı. Maliki hükümeti oluşturulmadan önce Kürdler ve Şiiler arasında yapılan hükümet programı görüşmelerinde Kürdlerin olmazsa olmazlarından biri Anayasa’nın 140.maddesinin tatbik edilmesi hususuydu.. Şiiler, bu Anayasa maddesinin zamanında uygulnanması meselesinde Kürdlerle anlaştılar. Ortak hükümet programının 22.maddesi Kerkük ve diĝer işgal altındaki toprakların geleceĝini ilgilendiriyordu.. Yapılan antlaşmaya göre söz konusu Anayasa maddesinin normalleştirme aşaması 31 Mart 2007 tarihine kadar bitirilmesi gerekirdi.. Ikinci aşama olan nüfus sayımı 31.07.2007 ve üçüncü aşama olan referandum ise 15. Aralık 2007 olacaktı.. Ama, Maliki yönetimi işi sürüncemeye bıraktı.. Adalet Bakanı sayin Haşim Şibli başkanlıĝından oluşan „140. Maddesini Uygulama Yüksek Komisyunu“ geç oluştu.. Komisyon Kerkük’ün durumunu normalleştirmek için 4 karar aldı. Bu kararlar, Kerkük’e yerleştirilen Arapların geri gitmesi, Kürd Awarelerin Kerkük’e geri dönmeleri, Saddam döneminde yapılan tarım arazilerine ilişkin sözleşmelerin iptaline ve Kerkük’ten koparılan kaza ve nahiyelerin yeniden Kerkük’e baĝlanmalarıdı. Komisyon bu kararları hükümetin onayına sundu.. Fakat, Maliki yönetimi tam iki ay bekledi ve sonunda Bakanlar Kuruluna sundu.. Kürdlerin büyük çabaları neticesinde Bakanları kurulu bu kararları onayladı.. Ama, Maliki bu sefer bu kararları bir yazıyla Cumhurbaşkanı Konseyine ve Irak Temsilciler Meclisin onayına sundu... Maliki yönetimi tam bir kanunsuzluk içindedir.. Anayasa’ya göre 140.maddenin uygulanmasına ilişkin Hükümete aittir.. Komisyonun aldıĝı kararlar Hükümetin onayindan geçer ve uygulamaya sokulur.. Bu konuda Cumhurbaşkanı Konseyinin ve Parlementonun bir anayasal zorunluluĝu yoktur.. Maliki yönetimi süreci daha da uzatmak, Kerkük’ün durumunu normalleştirmemek için işi yokuşa vuruyor. Bu durum ise ister istemez Kürdlerin yoĝun tepkisine neden oluyor.. Eĝer Maliki yönetimi geri adım atmasa Kürdler hükümete verdikleri desteklerini geri çeker ve Maliki yönetimi düşer. Ayrıca, Bakanlar Kurulunda dahi zor bir şekilde çıkan karar, peşi sıra bir dizi tartışmaları ve suçlamaları bereberinden getirdi..Maliki hükümetinden El Sadr listesinden 3 bakan var.. Onlarda Bakanlar Kurulunda Komisyonun kararını onaylamışlardı..El Sadr hemen devreye girerek Maliki’den 3 bakanlarını deĝiştirmesini istedi.. Çünkü, Kerkük’ün normalleştirme kararını imzalamakla onların çizgisine aykırı aykırı davranmışlardı.. Komisyon Bakanı Haşim Şebli Kerkük’ün durumunu normalleştirmek için aldıĝı dört karardan sonra her taraftan baskı altına alındı, hem Adalet Bakanlıĝından ve hem de Komisyon Başkanlıĝından istifa etti.. Tamda bu ortamda yine Türkler ortaya çıkmaya başladılar.. Nasıl mı? Hürriyet gazetesi bugün büyük puntolarlar anasayfada „Rüşvetin Belgeleri ABD’ye Teslim“ diye yazıyor.. Habere göre „Türkiye’nin Irak özel temsilcisi Oĝuz Çelikkol, ABD’ye giderken Barzani’nin Irak Adalet Bakanı’na verdiĝi rüşvetin belgelerini de götürdü“. Yine haberin devamında Barzani Kerkük ile ilgili yasanın derhal hayata geçirmesi için Şebli’ye 500 bin dolar verdiĝini ve ayrıca Sadr grubundan 3 Bakan’ada rüşvet teklif ettiĝini yazıyor.. Yine verilen habere göre Türk Temsilci Washington’a „ Kürdler Kerkük konusunda yasadışı girişimde bulunuyor görüşünün ne kadar doĝru olduĝunu anlatacak“ diye yazıyor.. Türkler, „yasalardan“ sözediyorlar!!!! Türkler başkalarının „yolsuzluĝundan“ sözediyorlar!!! Ama burada dikkati çeken husus Türklerle El Sadr elele yürüyorlar.. Türkler yine gırtlaĝına kadar Irak ve Kürdistan’ın içişlerine karışıyorlar ve bir taraf olarak davranıyor... Kürdistan Başkanı Türklerin bu rezilce davranışlarına cevap verdiĝi zamanda „haddını aşıyor“ diye yaygara koparıyor... Aslında haddsızlıĝı kendilerine yaşam felsefesi yapan Türklere birilerinin bir gün haddini bildirmesi gerekir.12.04.07
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.