BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 27.10.2005 · 2 görüntülenme
Mehmet MUFIT Kurdistan’in jeopolitik konumu ve degeri, yukselisine siyasi ve hukuki bir mesruiyet kazandiran Irak’in yeni anayasaya kavusmasiyla birlikte artik geriye donusu olmayan yeni bir boyut kazanmistir. Bugune kadar, sömürge statusuyle isgalci guçlerin hesabina yazilan jeopolitik önemi bundan böyle kendisi için deger kazanmaktadir. Modern teknolojinin sinir tanimiyan guç ve etkisine ragmen, bir parçada federasyon limiti dahilinde olsa bile Kurdistan, siyasi planda artik kendi efendisi olacaktir. Bu bakima, komsu geografya ve halklariyla olan iliskileri ve çatismalari çok yönlü çikarlari bakimindan degerlendirilecektir. Her ne kadar Kurdistan’in jeopolitik problematigi belirlenmemissede, kendisini çevreleyen ulkeler ve politik guçlerle olan iliskileri yeniden ama butunuyle baska turlu duzenlenecektir. Bu oldukça zor bir is olacaktir, ancak yinede kaçinilmaz olarak yapilacaktir, çunku ; Kurdistan bagimsizligina kavusuncaya kadar geopolitik sinirlar ve iliskiler yeniden formule edilecektir.Bu anlayisla soruna yaklasildigi taktirde, Kurdistan’in Turkiye, Irak, Iran ve Suriye ile olan iliskileri ve çeliskileri birinci derecede önem tasimaktadir. Bu ulkelerin gerek kendi aralarindaki gerekse de bir takim uluslararasi guçlerle olan iliskileri ve çatismalari dolaysiz olarak Kurdistan’in geopolitigini guçlu bir sekilde etkilemektedir. Bugunku politik kontekst içinde, sozkonusu ulkelerin uluslararasi guçlerle çatismalari Kurdistan’in buyuk çikarlarina olacagi konusunda bir çoklarimiz hemfikir olabiliriz. Iran yada Suriye’nin ABD ile olan çatismalari bu bakima Kurdistan’in çikarinadir. Suriye, basindan beri Irak’ta ve Kurdistan’da yurutulen savasin dogrudan içinde yer almistir. Bilindigi gibi, Saddam rejiminden kaçan bir takim kesimler Suriye’ye siginarak kendilerini Sol-Baas olarak organize ettiler. Suriye Baas partisinin Irak kolu haline gelen bu kesimler, uzun donem Saddam’in Baasina muhalif olarak kaldilar. ABD’nin Irak’i isgal etmesiyle birlikte Suriye harekete geçerek etkinligini artirmak ve kendi uzerindeki uluslararasi baskiyi hafifletmek için Irak’ta savasa girsti. Ne var ki; isler onun tasarladigi gibi yurumuyor; Irak’ta ABD’ye karsi savas yurutmeye kalkismakla pazarlik gucunu artiracagini, kendisiyle siki iliskiler ve is birligi içinde olan Irak Araplarinin yeni iktidarda yer kapacaklarini, en azindan Lubnan’da elinin serbest kalacaginin hesabini yapti. Rusya ve Fransa’nin destegine guvenen Suriye, boylece iki önemli pratik hata yapti; birincisi, Irak’ta savasa katilmasi ikincisi, Lubnan eski basbakani Rafik Hariri’nin katledilmesini azmettirmesi. Ikinci olay etrafinda donen butun “oyunlar”, iliskiler ve pazarliklar esasinda Irak’a yoneliktir. Ancak, ABD’nin etkisi o kadar buyuk ki, Fransa bile Suriye’yi belli ölçülerde birakmis gibi gorunuyor. Suriye’nin Lubnan’dan çekilmesi Fransa’nin da çikarinadir, fakat Suriye’nin butunuyle ABD’nin insafina birakilmasinada razi degildir. Irak meselesinde, Fransa ve Rusya hala ABD’ye karsi direnmektedirler. Dolayisiyla en ufak bir kozu dahi ABD’ye karsi degerlendirmeye çalismaktadirlar. Bundan dolayi, Fransa ve Rusya Suriye meselesinde ABD ile butunuyle hem fikir degiller. Irak’taki çikarlarina ve nufuslarina sinirlida olsa kavusabilmek için Suriye ciddi bir pazarlik konusudur. Ancak ABD, Suriye’nin pesini birakmis degil ve onu goturecegi yere kadar goturecektir. Bunu yaparken o, Fransa ve Rusya ile birtakim kompromilere de girisecektir. Bu uzlasmalar daha çok Irak sorununda somutlasacaktir. Oysaki, ABD her yeni gelismeyle birlikte Irak’ta pozisyonunu guçlendirmektedir. Bu bakima, Fransa ve diger muhalif guçler, ABD’nin Irak’ta basarisi karsisinda geri adim atmakla birlikte bolgeden tecrit olmak istemiyorlar. Cikarlar oldukça buyuktur ve uzun vadelidir. Bundan dolayi, uluslararasi buyuk guçler birbirlerine iliskin öyle kolayca pes etmezler.Fransa, bir yandan Suriye’yi Rafik Hariri’nin katledilmesiyle suçlarken diger yandan denge politikasi guderek ABD ile isbirligini surdurmeye çalismaktadir. Bu yakinlasma ve isbirliginin nereye kadar yuruyecegi ve hangi çikarlara çarpacagini gelismeler gosterecektir. Fransa, Birlesmis Milletlerin angaje ettigi Alman asilli savci Detlev Mehlis’in hazirladigi ve Kofi Annan’a teslim edilen R. Hariri’nin katledilisine iliskin hazirlanan sorusturma raporunun politize edilmesine karsi bir tutum içindedir. Sorunu hukuki sinirlar içinde tutmak isteyen Fransa, ABD’nin Suriye’de muhtemel bir rejim degisikligini hazirliklarina karsi çikmaktadir. Nitekim, ABD’nin istegi uzerine 25 Ekim’de toplanan Birlesmis Milletler Guvenlik Konseyin’de Fransa, sorunu sadece Birlesmis Milletler’in 2 Eylul 2004’te aldigi 1559 sayili kararin yani Suriye’nin Lubnan’dan çekilmesini isteyen resolutionun ve R. Hariri’nin katledilisinin anketine izin veren 1595 sayili BM kararinin uygulanmasi çerçevesinde kalmasini savunmustur. ( * )Bu, Fransa ve yandaslarinin Suriye’ye iliskin statukoculugu korumak istedikleri ve Sam’da herhangi bir iktidar degisikligini ongoren siyasi plan ve girisimlere karsi olduklari anlamina gelmektedir. Bilindigi gibi, Fransa/Almanya ekseni etrafinda toplanan Avrupa, -Ingiltere ve bir kaç yandasi disinda- Ortadogu’nun siyasi statukosunun degisimine karsidirlar. Sozkonu bolgede, ABD’nin etkisini ve nufusunu dahada arttiracak yeni bir degisiklige karsi olan Avrupa, Suriye’ye yonelik “ileri” gidecek bir BM girisimine karsidirlar. Bu yuzden, Suriye’nin Irak’ta savasmasi ve dinci-fasist gruplari desteklemesi, Lubnan’da istihbarat faaliyetine son vermemesi ve Israil’e karsi eylem içinde olan fondamantalist kesimlerin arkasinda olmasina iliskin dosyalarin ABD tarafindan ayni zamanda gorusulmesine karsi çikmistir Fransa. Butun bu gelismelerden çikan sonuç sudur; Fransa ve Avrupa, Kurdistan’in yukselisini kolaylastiran ve geopolitik konumunu guçlendirecek olan butun gelismeler onunde baraj kurmaktadir. Fiili olarak, Kurd önderliginin ABD ile bir isbirligine gitmesine karsin Fransa ve Avrupa’ya iliskin son derece ihtiyatli bir politika izlenmelidir. ABD’nin emperyal gucunu gorup Avrupa’nin kuçumsenmesi ve son derece keskin ve ince olan manevralarinin gozden kaçirilmasi Kurdistan’a pahaliya mal olabilir. Suriye’nin sıkıştırılması ve baski altina alinmasi elbette iyidir ve Kurdistan’in isini kolaylastirmaktadir. Ancak; buyuk guçler arsindaki alis-verisler ve uzlasmalarin bedelini her zaman “kuçuk” ve guçsuz milletler ödemislerdir. Kurd tarih bilincinde buna iliskin derin izler bulmak her zaman mumkundur.O halde, Suriye’deki militer Baas rejiminin mahkumiyeti ve Irak’tan el çektirilmesi her ne kadar Kurdistan’in çikarlarinaysa da Fransa’nin politikasinin arkasinda olan Avrupa’ninda ihtiyatli bir sekilde izlenmesi gerekiyor. Mam Celal’in söyledigi, ABD ve Suriye arasinda bir “balans politikasi” izleme tutumu son derece önemlidir ( * ). Bu, ayni zamanda Avrupa’nin da kollandigini gostermekte ve ABD’nin politikasina Kurdlerin angaje olmadiklarini, jeopolitik konumlari geregi kendi politikalarina sahip olduklarini gostermektedir. Boylede olmasi gerekiyordu. Guneyli Kurd önderliginin isinin kolay olmadigini bilmemiz gerekiyor; bolge devletleri ve milletleriyle olan oldukça karmasik iliskiler kollandigi gibi uluslararasi buyuk guçlerin de politikalari, çatismalari ve uzlasmalari dikkatlice izlenmesi gerekiyor. Ezeli dusmanlarimizin aldigi her darbe Kurdistan’in yukselisine hizmet edecek diye bir kayde olamaz. Ne var ki; Suriye’deki rejimin sinirlandirilmasi ve Irak’tan el çektirilmesi bugunden itibaren Kurdistan’in çikarina olacaktir. 27. 10. 2005-10-27Mehmet MUFIT ( * ) 1) Le Monde 26 Ekim 05 2) Mam Celal’in El Hayat gazetesine verdigi mulakat ( Aso Zagrosi’nin çevirisi – Newroz.com)
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.