BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme
Milliyet'teki bu haber ilgimi çekti; "Dışişleri Bakanlığı'nda, 'Kürtlerin merkezi hükümette ve Irak'ın temsili makamlarında kritik görevler üstlenmelerinin, bağımsız Kürt devleti yönündeki eğilim ve girişimlerini azaltacağı' görüşü büyük destek buluyor."
Bu haber, YNK lideri Celal Talabani'nin Irak Cumhurbaşkanlığı ya da Başbakanlığı için aday olmasından yola çıkılarak yayımlanmış.
Habere göre, bu durum Türk makamlarını sevindirmiş. İzlediğim bir Tv programında aynı sevinci, prof. sıfatlı bir katılımcı da paylaşıyordu. Ortak sevinç şu: Bağımsız Kürdistan olasılığı ortadan kalkar. Yani Kürtlerin kendilerini yönetmelerinin önü kapanır.
O zaman Türkiye'nin derdi şu mu; Yeterki Kürtler kendilerini yönetecek konuma gelmesinler, Irak'ın da Türkiye'nin de Cumhurbaşkanı olabilirler.
Evet aynen öyle, çünkü Turgut Özal'ı da Cumhurbaşkanı yapıp sonra da 'federal Kürdistan' söylemiyle çizmeyi aşınca öldürmüşlerdi.
Peki neden?
Çok açık.. Bu tutumla insan haklarından ve laiklikten dem vurarak AB'ye girmeye çalışan Türkiye'nin, yarım santim bile insana ve onun haklarına yakın durmadığı ortada.
Türkiye'nin tek derdi, Malatya'dan öteye, belli miktardaki toprak parçasının Kürtlere devrolabileceği korkusudur. Yani Türkiye, Osmanlı'nın çöküşü ardından 'Kurtuluş Savaşı' ile elde ettiği toprağı kaybetmek istemiyor. Irak'taki bir Kürdistan, buradaki Kürtleri de zamanında kapsamına alabilir ve bu da bir kısım toprağın Türkiye'den ayrılmasına yol açabilir diye düşünülüyor.
Korku bu.
Peki, Türkiye'nin bu korku ve kaygısından dolayı 50 milyonluk Kürt halkı bu gezegende yerleşeceği yer bulamayacak mı? Baktığımızda durum onu gösteriyor. Türkiye'nin vicdanına havale edildiğinde Kürtlerin yeri, uzaydaki herhangi bir uzak noktadır, ama neresi olduğu önemli değildir, yeterki Türkiye'nin yer aldığı gezegende olmasın!
Ondandır ki Başbakan Erdoğan, 'dünyanın neresinde olursa olsun, biz kurulacak bir Kürdistan'a karşı çıkarız' diyor. Yani, Türkiye'nin Kürtlere ilişkin yeni politikası Alparslan Türkeş'e bile rahmet okutacak nitelikte. Türkeş bize, 'Türkiye'den çıkın' diyordu, bunlar 'dünyadan çıkın' diyor.
Çıkacakmıyız, hayır. Çünkü Türkiye'nin bu söylemlerini 'solcuların' vicdansız diye nitelediği emperyalistlerin bile vicdanına sığmıyor.
O nedenle İran ve Suriye ardından, yakın bir gelecekte Türkiye de ikaz edilecek. 'Bu gezegen sizin tapulu malınız değil, bu insanlar da yaşamak zorunda' denilecek. İyilikle değil ama, bu ülkeler mecburen ehli insan olacak.
O zamana kadar Türkiye, Kürtlerin 'Kürt' değil ama 'Cumhurbaşkanı' olmasını isteyecek. Yeterki kendinizi inkar edin, yeterki toprağa yerleşmeyin, hep göçebe ve silik olun istediğiniz kadar masa sandalye, istediğiniz kadar Başbakanlık Cumhurbaşkanlığı vereceğiz' diyecekler.
'Müslüman kardeşliği' adı altında bir dönem savaşa sürükledikleri Kürtleri, bu kez de mevki ve zevk ü sefa taahhütleri ile kandırma yoluna gidecekler.
Kürtler kanacak mı?
Biraz zor gözüküyor, çünkü Kürtler öle öle yaşamasını öğrendiler. Yaşamı, ölümden pay çıkararak öğreneler iyi politika da yaparlar.
Bence Irak'ta Kürtler, sadece kendilerini değil Baas zulmünü yaşayan diğer halkları da özgürleştirecekler.
Kürtler Cumhurbaşkanı da olsa, Başbakan da olsa Kürtdistan olacak, ama bunun kimseye bir zararı da olmayacak. Tam tersine Bağımsız Kürdistan Ortadoğu barışının da temel direği olacak.
O nedenle, 'barış istemeyen Kürtleri de istemez' diye bir tespit yapmamız yanlış olmaz sanırım..
4 Şubat 2005
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.