Siyaset

Kürdistan’da yeni dönemde Faşist teröre Karşı öz savunma komiteleri

Ahmet ALÝM / Ekonomist · 05.04.2006 · 2 görüntülenme

Demokratik teamüllerin yerleşteği ülkelerde Başbakanlar kendini seçen ve göreve getiren halka karşı sorumluluk duyar ve kriz anlarında kitlelerin taleplerini dikkate alarak tavır gösterir.  Fakat, Türkiye’de Başbakanlar gerçek anlamda iktidarı temsil etmelerse de, kritik anlarda kraldan daha kralcı bir tavır gösterek gerçek iktidar merci i olan orduyu tatmin eden tavırlar göstererek açıklamalarda göstermektedir. Bunun son örneği Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın Diyarbakır’daki ilk olaylarla ilgili olarak yaptığı açıklamada güvenlik güçlerinin çocuk ve kadın ayrımı yapmaksızın görevlerini yapacaklarına ilişkin talihsiz açıklamadır. Geçen yaz Diyarbakır ziyareti öncesi ve sonrası yaptığı açıklamalarla Prens Sabahaddin çizgisinin devamı olan Menderes ve Özal’ı takip edebilir imajı vermiştir. Devamında ekimden itibaren geri adım atan Erdoğan Şemdinli olaylarından sonra gerçek iktidar olan Ordu Sanayi Kompleksine biat ederek Diyarbakır olaylarıyla ilgili açıklamadan sonra Kürdistan’da faşist terörün düğmesine basmıştır.            Bu açıklamadan sonra, Kürdistan ve Türkiye’deki şehirlerde göstericilere karşı sömürgeci faşist güçler fütüsüz bir şekilde hareket ederek 10’a yakın Kürdistan’lıyı katl etmiştir. Eğer bir bilanço yaparsak son bir ayda 25’i gerila olmak üzere 40’tan fazla Kürdistanlı katl edilmiştir. Gizli Başbakan Büyükanıt Şemdinli olaylarıyla ilgiili ve Sanal Başbakan Erdoğan ise Diyarbakır olaylarıyla ilgili açıklamalarıyala Kürtler atış serbest demişler ve Kürt öldürmek bir vatan görevi olarak meşrulaştırılmıştır. Faşist terörün çarpıcı bir şekilde uygulandığı bir şehrimizde Nusaybin’dir. Nusaybin’i ablukaya alarak faşist terör uygulayan sömürgeci güçlerin zırhlı araçlarında yüksek sesle faşist marş ve türküler çalınmıştır.            Faşist terörün amacı, spontane olarak sömürgeci uygulamalara karşı çıkan Kürt halkından bireyleri kadın ve çocuk ayrımı yapmaksızın öldürerek hak aramalarını engellemektir. Fakat, Kürt halkı bu uygulamalara papuç bırakmayacığını 28 marttan beri göstermektedir. Bu durum, Kürdistan’da yeni bir döneme girildiğininde işaretidir. Çünkü Türkiye’deki 28 kürt isyanı lokal kalmış ve göreceli olarak kısa dönemde yenilmişlerdir. İsyanlar bastırıldıktan sonra, bu isyanların tecrübeleri ulusal anlamda kazanım haline getirilememiştir. Fakat, son Kürt isyanı Kürdistan’ın tüm bölgelerini kapsamış ve en kötü bir hesapla 15 sene sürmüştür. Daha da önemlisi, bu döneme ilişkin büyük bir literatür oluşmuş ve mücadale tecrübeleri birer kazanım olarak Kürtlerin pasifine yazılmıştır. Bu yeni dönemi yeni bir isyan olarak değerlendirme durumunda ise, mücadelede bir devamlılık söz konusu olup 1980 ve 1990’ları yaşamış kişiler tecrübeleriyle bu yeni dönemde aynı hataları yapmama şansına da sahiptir. Bu anlamda faşist  teröre karşı da daha yaratıcı bir şekilde direniş metotları geliştirilecektir.            Amerika’yı yeniden keşf etmeye gerek yok derken, 1960’lar Amerika’sında ırk ayrımcılığına karşı zenciler tarafından oluşturulan öz savunma örgütlerine atıf yapmadan yapmadan geçemeyeceğim. Hiristiyan beyaz adamın üstünlüğü temelinde yoğun olarak zenci köle emeği üzerine kurulan Amerikan sistemine karşı, 1960’larda Martin Luther King  önderliğinde zenci  direnişleri gerçekleştirilmiştir. 1950’lerdeki yoğun baskı döneminden sonra, beyazların yoğun baskı ve ırkçı uygulamalarına maruz kalan zenciler yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde bu uygulamalara karşı çıkmak için örgütlemeler gitmişlerdir. Çok çeşitlilik gösteren bu yerel örgütlemeler, bir üst organ halinde federe edilmiştir. Fakat, en önemli kazanımlar beyazların şiddetine karşı silahlı ÖZ SAVUNMA komiteleri kurulan yerlerde elde edilmiş ve ABD devletinin pozitif ayrımcılık olarak formüle ettiği karalar sonrasında yatışmıştır.             Şu anda görüldüğü kadarıyla Kürt halkı savunmasız bir şekilde Ordu Sanayi Kompleksinin insafına terk edilmiş durumdadır. Kürt hareketleri ve liderleri halk için ve halkla bir şeyler yapmak yerine çağrı yapmakta ve/veya yazı yazmaktadır. Ama halk direnmekte ve hergün şehitler vermektedir. Yukarda belirlendiği üzere, yeni dönemin karakteristiklerinden birisi sömürgeci faşist terördür. Bu teröre karşı direnmek Kürt halkının en meşru hakkıdır. Ayrıca şiddetin şiddet doğurduğu gün kadar açık bir gerçektir ve faşist teröre karşı öz savunma komiteleri şeklinde bir halk örgütlenmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu konuda, 1970’li yıllarda gecekondu semtelerindeki örgütlenmeler gözden geçirilerek bu tecrübelerden faydalınalabilir.Neticede, faşist teröre karşı kurulucak öz savunma komiteleri bilfiil halk tarafından oluşturularak, faşist terör ve baskılara karşı her türlü direnişi geliştiricektir. Köy, Mahalle ve Şehir şeklinde oluşturulacak öz savunma komiteleri bir üst organda ülke çapında federal bir yapı oluşturarak, ülke düzeyinde etkinlik kazanacaktır. Bu düzeye ulaşan öz savunma ulusal komitesi bir otorite haline gelerek Kürt silahlı güçleriyle de organik bağlar kurarak karşılıklı bir etkileşimle bir sinerji yaratarak Kürt mücadelesini yeni aşamaya getirerek niteliksel bir sıçrama yaratacaktır. Bu şekilde, örgütlenen bir halkın karşısında hiç bir güç duramayacaktır. Tabi ki öz savunma komiteleri Türkiye’nin metropollerinde yaşayan Kürtler tarafında yerel olarak oluşturulabilir ve bulundukaları yerlerin durumuna göre mücadele tarzlarına karar vereceklerdir. Fakat federal yapı içinde yer alarak Kürt mücadelesinin Türkiye ayağını oluşturacaktır. Aynı zamanda, Türkiye’deki diğer halklarıda etkileyerek ittifaklar oluşturarak Türkiye’ninde değişimine yol açabilir. İletişim devriminin yarattığı olanaklar sayesinde komiteler arasında ilişki ve koordinasyon ucuz hızlı ve etkili bir şekilde sağlanabilir.Sonuçta, Kürdistan’da yeni dönemde, döneme cevap veren yeni örgütlenme biçimleri mücadelenin biçimi ve içeriğini de etkileyerek Kürdistan ve kürtlerin konumlarında köklü dönüşüm ve kazanımlar sağlayacaktır. Öz savunma komiteleri bu yeni döneme uygun halk insiyatifini esas alan ve devamında halkın nesne olmaktan çıkarak politika ve mücadelenin aktif özneleri olmasını sağlayacağından yeni dönemi belirleyecek örgütlenme biçimi olmaya adaydır.  Ahmet ALİMFransa, 5 nisan  2006 

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.