Siyaset

Kurdistan Sendromu

Rojhat Badikî · 02.10.2011 · 2 görüntülenme

Kurdistan Sendromu



Kürt Kökenli, Türkiye milletvekillerinin TBMM yeminleri çok tartışalacak, tartışılmalıdırlar. Yemin, kişilik kırılmasının yanında, kendini inkar ve red etmenin yanında, kendini ezen yok eden sisteme hizmetkar olmanın sadakat sözüdür. Böyle bir olay, hiç bir Sömürgeci-sömürge ilişkilerinde yaşanılmadı, yaşanılmayacak. Kurdistan halkına yaşatılan travma, hiç bir sömürge halkına yaşatılmadı. Kurdistan halkının yaşadığı travmanın diğer benzersizliği de kendi elit-seçkinler tabakası tarafından gönüllü olarak kendisine dayatılması-yaşatılmasıdır.

Düşmanına hizmet etmeyi, düşmanının çıkarlarını her koşul ve şartlar altında korumayı ve bu uğurda ölmeyi temel yaşam tarzı yapmaya dair yemin.... Stockholm sendromu bile Kurdistan sendromunun yanında esamesi okunamıyacak kadar küçük etki alanı sınırlıdır. Bu açıdan Kurdistan halkına yaşatılan sendrom, siyasal-politik-psikolojik alanda araştırma inceleme konusu olmalıdır.

Böyle bir şeyin yapılması durumunda, kişilik dönüşümünün anatomisine dair çok önemli veriler ortaya çıkabilir. Bu verilerden hareketle, bireysel ve toplumsal alanlardaki çarpık ve eşit olmayan ilişkilere ilişkin yeni bir psikolojik tedavi yöntemi bulunabilir. Buradaki kurtarıcılık rolunun nasıl köleleştirme, dejenere ve yok etme yöntemlerini nasıl usta bir şekilde gizlediğini de açığa çıkartılabilinir. Tanı konulmadan, çözüm ve tedavi yöntemi de ortaya konulamaz.

Bu anlamda Kürtlerin, özellikle Kürt seçkin ve elit tabakasının, Kurdistan’ ın geleceğinin şekillenmesinde etkin olanların ya ciddi bir şekilde tedavi olması yada kenara çekilmesi gerekir. Bu güne değil üstlendikleri rol ve misyon, düşmanına hizmet etme ve düşmanını halkına sevdirme roludur.

’Biz bölücü- ayrılıkçı değiliz, Kürt sorunun çözülmesi, Türkiyeyi güçlü emperyal, sözü dinlenilir büyük bir devlet yapar, Türkiye’ de demokrasinin çözülmesi, Kürt sorununu çözer, devlet istemiyoruz, sınır-bayrak ve egemen ulusuna bütün sembollerine saygılıyız’’ Stocholm sendromunu aşar, Stockholm sendromu, bu söylemlerin çok küçük bir minyatürüdür. Stockholm sendromu birey ilişkisi iken Kurdistan sendromu bireysel boyutuda barındıran ama ayni zamanda onu da aşan bir toplumsal ve bir halkın özgürlük-bağımsızlık sendromudur.

Sömürgecilik sisteminin Kurdistan’ da sürmesi açısında, Kurdistan’ da sendrom’un kalıcılaştırıp kökleştirilmesi, bir sistem haline getirilmesi zorunludur. Sistemin en önemli özelliği, işleyişi, uygulayıcılarının sömürge halkın bireyleri içinde seçilmesi ve sistemin bu bireyler tarafından uygulanmasıdır. Sistemin uzun ömürlü ve başarılı olmasının sırrı budur.

Sistemin başarısı, ezilen, sömürülen toplumun bireyleri tarafından uygulanmasından kaynaklanıyor. Bu anlaşılıp aşılmadan, Kurdistan ulusal bağımsızlık mücadelesinin neden ulusal bağımsızlık mücadeleleri içersinde, en büyük bedelleri vermesine rağmen başarısız olduğu anlaşılamaz.

Tesadüf mü bilmiyorum! Belki de özgür bireyin isyanıdır. Bundan bir kaç hafta önce Arap kökenli Iraq’ lı bir milletvekilli, Kurdistan politik önderliğini siyasal-politik körlükle, gelişmeleri okuyamamakla ve kendi bağımsız devletlerini kurma noktasında beceksizlikle eleştirdi. İçinde yaşadığımız dönemin, Bağımsız bir Kurdistan devletinin kurulması için iyi bir moment olduğunu dile getirdi. Buna benzer bir görüşün sayın Mustafa Altıoklar tarafından da dile getirilmesi, Kürt kökenli politikacıların yaşadığı trajediyi-sendromu gözler önüne sürmesi açısında anlamlı bir örnektir.

Fransız-Alman ortak yayını olan ARTE televizyonunda Türkiye’deki eğitim sisteminin uygulama ve işleyişine ilişkin bir program yayınladı. Programın konusu, Türk eğitim sistemin Kurdistan’ daki işleyişiydi.

Programı izlerken, yıllar önce seyrettiğim bir sinema filmi hafızamda canlandı. Beyaz adam’ ın kılıçlarından kurtulan yada muaf tutulan, Kızılderili çocukların yaşadığı uygarlık-dramı gözlerimde canlandı. Türk devleti, cocuklarımızı eğitip medenileştirirken! Beyaz Adam-Kızılderili ilişkilerinin deneyimlerinden epey yararlandığı görülüyor.

Ailelerin-kökenlerinden yada jenosid artığı! Çocukları, ehlileştirmek, uygarlık ve topluma edapte etmek için yatılı okullara gönderiliyor. İlk adım saçlar kesiliyor, geleneksel kızılderili elbiseleri yırtılıp atılıyor sonra isimler değiştiriliyor! Kökenlerine yabancılaştırılıyor. İsyan eden çocuklar bilinen tanınan falaka ve işkencelerden geçiriliyor psikolojik baskılarından yanından. Sonuç alınmayınca. Melek yüzlü-hümanist insanlar devreye giriyor. Roller değişiyor amaç değişmiyor. Görev farklı yöntemlerle devreye giriyor, rol daha yumuşak. Sorunlarınızı Washington babaya iletmek ve çözmek için kurallara uyun ve okuyun. Sonuç; Amerikaya aç ve baldırı çıplak gelen Beyaz adam uçsuz-bucaksız toprakların sahibi olurken, Toprakların sahibi topraklarını kaybetmelerinin yanında, soyları tükenerek, kelaynak kuşlarına döndürler.

ARTE kanalında, Turkistan’ dan Kurdistan’ a gelen Beyaz öğretmen, yerli halkın çocuklarından konuşmalarından tek kelime anlamıyor, Medenileştirmek istediği çocuk eğitmeninden tek kelime anlamıyor. Sınıf Türkistan bayrakları ile dolu, bununlada yetinmedikleri gibi yakalara da Türkistan bayrakları iliştiriliyor. Duvarlar Atatürk resimleri ile donatılmış. Her taraf ‘’ Atam Seni Çok Seviyoruz( Bir Arnavut devşirmesi nasıl Kürt atası oluyorda, bu da başka bir konu!)’’ Ne Mutlu Türküm Diyene’’ Her sabah okutulan ‘’ Türküm Doğruyum’’ marşı da cabası!

88 yıldır bize dayatılan bu.

Ve halen sorunlarımız çözülmediği gibi, Her geçen gün küçülen Kurdistan toprakları ve milyonları aşan devşirme ordusu Kürt’ ler. Ve bu devşirme ordusu sisteminin emir eri temsilcilerinden bir olan Demirtaş:''Bir kurucu meclis ruhuyla ülkenin hak ettiği gerçek bir halk anayasasına, sivil anayasaya kavuşacağı ve herkesin kendini eşit yurttaş hissedeceği Türkiye'yi yaratma adına parlamentoya giriyoruz.Gerçek bir halk anayasası için, sivil bir anayasa için parlamentoya giriyoruz" diyor.

88 yıldır çözemediğimiz kördüğüm.

02.10.2011

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.