Siyaset

Kürdistan : Orta Doğu’nun yükselen yıldızı ve kaybolan Irak

Ahmet ALÝM · 28.11.2006 · 1 görüntülenme

Kürdistan : Orta Doğu’nun yükselen yıldızı vekaybolan Irak/Irak’ın toprak bütünlüğünü savunan devletleri birleştiren temel faktör Güney Kürdistan’ın devletleşme yolunda attığı adımlardır. Irak’ın bütünlüğü demek Kürdistan’ın boyunduruk altına tutularak, bir güç haline gelmesini engelmektedir. Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasını savunan Türkiye, İran, Suriye ve diğer Arap devletlerine Rusya’nın da katılması Orta-Doğu’da Kürtlerin analizlerini gözden geçirmelerini zorunlu kılmakatdır. Rusya’nın bölge politikalarını bir taraftan Türkiye ve İran’a endekslerken, diğer taraftan da ABD’yi yerleştiği bölgeden çıkarma amacıyla hareket etmektedir.Sosyolojik, etnik, ekonomik ve politik olarak bir bütünlük arz etmeyen Irak adındaki devlet Birinci Dünya savaşı sonrasında İngiltere’nin çıkarları doğrultusunda oluşturulan yapay bir devlet olarak 80 yılı aşkın bir süredir Kürtlerin aleyhine zor kullanılarak yaşatılmıştır. Hiç bir temeli olmayan bu devleti yaşatmaya çalışmak yeniden bir diktatörlük rejimi kurmayı gerektirmektedir. Yani yeni bir Saddam yaratmadan Irak’ı var etmek olanaklı değildir. 4 yıla yaklaşan Saddam’sız dönemden sonra hiç bir güç Kürtlere yeni bir diktatör empoze edebilecek durumda değildir. Irak’ın toprak bütünlüğünü savunanlar, argümanlarını uluslararası hukuk ve BM’nin yaptığı uygulamalardan almaktadır. Bu alandaki uygulamaların kaynağı ise 1648 yılında imzalanan Westphalie anlaşması olup, 2. Dünya savaşından sonra kurulan BM Westphalia anlaşması ilkelerini esas alarak devletlerin içişlerine karışmama ilkesini uluslararası ilişkilere temel olarak kabul etmiştir. BM diğer taraftan ulusların kaderlerini tayin hakkınıda kabul ederek, Kürdistan’ın 4 parçasında yürütülen ulusal kurtuluş mücadeleleri söz konusu olduğunda ise bu ilkeyle çelişen bir konuma girmiştir.Birinci dünya savaşından hemen sonra Şeyh Mahmud Berzenci Kürt ulusunun haklarının tanınması için politik, diplomatik kanalları da kullanarak meşru savunma temelinde ulusal mücadeleyi örgütleyerek, daha başlangıcında İngiltere ve Irak devletinin egemenliğini tanımadığını beyan etmiştir. Yani Kürtler, işgalci İngiltere ve bu yapay devletin otoritesini daha baştan red ederek, İngiltere ve Irak devletinin varlığı süresince ona karşı direnişi sürdürmüşlerdir. Çok olumsuz olan bölge koşulları ve iç bölünmeler ile bazı yanlış politikalar nedeniyle Güney Kürdistan bu yapay devlet bünyesinde zorunlu olarak 2003’e kadar kalmıştır. Zaten,1999 yılı sonunda Fransa’da yayınlan Conjoncture 2000 adlı eserin Irak’la ilgili maddesinde ; Irak’ın yapay bir devlet olduğunu ve buradan bir Kürt devletiyle Şii Arap ve Sunni Arap olmak üzere 3 devlet çıkacağını fransızca yazmıştım. 2003’ten sonra oluşan şartlarda belirli koşulların birleşmesi sonucu bu yapay devletten başlayan kopuş süreci Kerkük’üde içine alarak  bağımsızlıkla sonuçlanacaktır. Irak’ın toprak bütünlüğünü savunanlar, bir Irak ulusu varsayımıyla hareket etmektedir. Ama tarihsel planda günümüz Irak sınırlarında 1925 yılına kadar bir devlet oluşumu yoktur. Orta-Doğu’nun paylaşımı, Birinci dünya savaşı sırasında İngiltere ile Fransa arasında 1916’da yapılan Sykes-Picot anlaşmasına göre yapılması planlanmıştır. 1917’de Rusya’da Çarı deviren Bolşevikler’in bu anlaşmayı tanımamaları üzerine ve Mustafa Kemal’in Osmanlı’yı elimine ederek kendi iktidarını oluşturma yönünde harekete geçmesi, bu anlaşmada Kürdistan’la ilgili bazı değişiklikler yapılmasına neden olmuştur. 1916’da yapılan anlaşmaya göre Suriye, Lübnan ve Musul Fransız mandası altıda olacak iken, Bağdat, Basra, Ürdün, Filistin ve Arap  yarımadası ise İngiltere mandası altında olacaktı. Bu şekilde, İngiltere Rusya’ya komşu olmadan Orta-Doğu’ya yerleşcekti. Bolşevikler iktidara geldikten sonra Rus orduları Kürdistan’dan çekilmiş ve yerini Mustafa Kemal doldurunca, İngiltere’nin Rusya ile komşu olma riski kalkmıştır. Musul vilayetindeki zengin petrol yataklarını kontrol altında tutmak isteyen İngiltere Sykes-Picot anlaşnmasını bozarak Musul vilayetini Mondros müyrekesi imzalandıktan sonra işgal ederek bir oldu bitti yaratmıştır. Devamında Musul vilayeti üzerindeki mandasını, Mustafa Kemal’in devletiyle Lozan’da anlaşmasını ve Cemiyeti Akvam-ı alet ederek resmileştirmiştir. 1925’te Sevr anlaşmasiyla öngörülen Bağımsız Kürdistan projesi rafa kaldırılmıştır. İngiltere Musul ve Basra vilayetlerini Bağdat’a bağlayarak  Haşimilerden Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal Irak kralı olarak atamıştır. İngiltere’nin Kürdistan’ı Irak’ bağlamaktaki amacı bu kukla devlete yaşaması için gereken olanakları vermektir. Zira Kürdistan’ın olmadığı bir Irak’ın varlığını sürdürmesi hamen hemen olanaksızdır. Krallığın kurulmasından sonra, 15 ekim 1927’de Kerkuk’ün Baba Gürgür bölgesinde devasa petrol yatakları bulunmuş ve Turhish Petroleum Company lağv edilerek, yerine Iraq Petroleum Company (IPC) kurulmuştur. IPC’ye ait tüm işletme haklarını resmi olarak alan İngiltere 30 haziran 1930’da Irak’ın bağımsızlığını resmen tanıyarak manda komiserliği yerine büyük elçilik kurmuştur. Böylece ulusal bir temeli olmayan yapay bir ulus devlet yaratılmıştır. Yapay olan bir devleti bir arada tutabilmenin tek yolunun ise acımasız bir baskı rejimi olduğu açıktır. Rejim ve sömürgeci devletler, bölge için bir tehlike olarak gördükleri Kürtleri bölgesel düzeyde kontrol altında tutmak amacıyla 8 temmuz 1937’de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan’ın katılmıyla Sadabad paktını İngiltere’nin yönlendirmesi ve desteğiyle kurmuşladır. Zira tek tek sömürgeci baskı rejimlerinin kendi devletleri içinde yaptıkları baskılar Kürtlerin kontrol altında tutulması için yeterli olmadığından hareketle, Kürtleri nefesiz bırakmak amacıyla koordinasyon  oluşturmak için kurulan Sadabaad paktının adı daha sonra Bağdat olarak değiştirilmiştir. Sömürgeciler yaratıkları yapay sınırları korumak amacıyla bundan 70 sene önce bir koordinasyon oluştururken, Kürt siyasi partileri ve güçleri bunu hala Kürdistan’ın dört parçası düzeyinde oluşturamamış olmaları dikkate değer bir durumdur.Kürtlerin tüm hak arayışları, başta sömürgeci devletlerin devrimci ve demokrat geçinen kesimleri olmak üzere dünya genelinde gerici ve/veya emperyalizmin işbirlikçisi olarak tanımlanarak izole edilmiş ve desteksiz kalan kürt hareketleri karşılarındaki kutsal ittifaka yenilmişlerdir. Irak özelinde Kürt isyanlarını ele alırsak bunu 3 aşama olarak ele alabiliriz : 1.                          1919 – 1958 dönemi 2 alt aşamadan oluşmaktadır. 1919’dan 1925’e kadar olan dönemde Kürtler direkt olarak güneşi batmayan imparatorlukla savaşmış ve dengesiz güç kullanımı sonucu Kürt hareketi başarıya ulaşamamıştır. Bu dönemin 2. aşamasında İngiliz güçleri Irak krallığını destekleyerek Kürtlerin isyanlarının bastırılmasında belileyici olmuşlardır.2.                          1958 – 1991 dönemi ; general Kasım darbesi ile başlayan bu aşama ABD’nin 1991’de gerçekleştirdiği 1. Körfez savaşına kadar sürmüştür. Bu dönemde, 1958, 1963 ve 1968 darbelerini gerçekleştiren generaller Kasım, Arif ile El Bakr rakiplerini bertaraf edene kadar Kürtlerin tarihi liderlerinde Molla  Mustafa Barzani’ye dayanmış ve bir kere iktidara yerleştiklerinde ise Kürtlere savaş açmışlardır. Bu dönemde en istikrarlı yönetimi kuran Saddam Hüseyin kendisine örnek olarak Mustafa Kemal, Hitler ve Stalin’i alarak dünyanın en ucube diktatörlüğünü 35 yıl boyunca sürdürmüş ve Kürtler üzerinde insanlığın en vahşi uygulamalarını gerçekleştirmiştir.3.                          1991 ile 2003 arasında göreceli bir koruma altında kendi kendilerini yöneten Kürtler, 2003’te 2. Körfez savaşından sonra ikili yapıya son vererek bugünkü federal Kürdistan’ın alt yapısını oluşturmuşlardır.Bugün gelinen aşamada, 80 yıldan fazla bir süre arapların zülmüne maruz kalan Kürtler federal bir Irak bünyesinde yer almayı kabul ederken, federasyon önünde engel olan Şii ve Sünni araplar eleştirilmezken, Irak’ın toprak bütünlüğünü savunanlar Kürtleri hedef haline getirmektedir. Bu yaklaşımda ne insani ve ne devrimci bir tutum yoktur, aksine Kürt düşmanı ırkçı bir yaklaşım söz konusudur. Bu yaklaşımı gösteren Türk, Fars ve Arap islamcıları, devrimcileri ve ırkçıları sözkonusu olunca bunu anlamak mümkündür. Ama bu yaklaşımı Kürdistan’la direkt bağı olmayan devletler ve 3. ülkelerdeki devrimci ve demokratlar gösterdiğinde farklı bir durum oluşmaktadır. Devletlerin çıkarları sözkonusu olduğundan tavırları daha anlaşılır iken, kendilerini devrimci ve demokrat olarak tanımlayanların durumları vahimdir. Çünkü, nüfusu 40 milyonu geçen ve 200 yıldan beri ulusal hakları için her türden emperyalizm, sömürgecilik ve tiranlığa karşı mücadele etmiş bir halkın çok geçte olsa minimumda elde ettikleri ve edecekleri haklara karşı çıkmak hiç bir insani değere sığmamaktadır. Hele hele bu olmayan bir Irak’ın toprak bütünlüğü için yapılıyorsa Kürtlere karşı bir suç işlenmektedir.Sonuçta, aşağı İran anlamına gelen Erak kelimsinden türetilenIrak ismi ; Birinci dünya savaşı sonrasında İngiltere’nin çıkarlarına karşılık geldiği için yapay olarak kurulan Irak devletinin toprak bütünlüğünün hiç bir maddi temeli yoktur. Varlığı bile tartışmalı olan bir şeyin mutlak bir değer olarak sunulmasının tek amacı Kürtlerin gasp edilen haklarını Kürdistan’ın küçük bir bölümünde almalarını engelleme amacı taşımaktadır. Kürtleri kendi doğal haklarından mahrum edenler sömürgeciler ile onların yerli ve yabancı işbirlikçileridir. Kürtlerin düşmanları, Kürtlerin elde ettiği ve geliştirmeye çalıştıkları en temel haklarına karşı kutsal bir ittifak yapmışlardır. Bu durumda Kürtler de elde ettikleri doğal haklarını kalıcılaştırmak ve geliştirmek için kutsal bir ittifak kurarak dostlarını çoğaltmalı, düşmanlarını ise yalnızlaştırmalıdır. Bunun gerçekleştirilmesi ise bu tarihi görevin iyi görülüp, sömürgecilerin parlak söylem ve demagojilerinin bilince çıkarılarak mahkum edilmesi ve Kürtlerin Kürdistani değerler etrafında birleşmeleriyle mümkündür.Ahmet ALİM               Fransa, 28 kasım 2006

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.