Siyaset

KÜRDİSTAN, DOĞA, TÜRKİYE VE TERÖR

Yusuf Bülbül · 15.09.2006 · 2 görüntülenme

   Kürdistan meselesi Kürdlerin 24 Temmuz 1923 yılında Lozan’da toprakları ve egemenlik haklarının gasp edilmesi sorunudur. Kürdistan meselesi bir aşiret, bir mezhep, ölü bir yerel dil, yapay bir devlet, küçük çapta bir insan hakları ihlali veya yapay bir millet yaratma sorunu değildir. Tarihe dönüp baktığımızda şayet 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da Kürdistan devleti kurulmuş olsaydı bölge ve dünyada yaşanan binlerce kötü olay yaşanmamış olacaktı. Özünde Asimilasyon, terör ve soykırım amacıyla Atatürk tarafından tanzim edilip, uygulanan Sadabad paktı yaşama geçirilmemiş olacaktı, ya da Sadabat paktı anlaşması hiç tanzim edilemeyecekti. Sadabad paktı anlaşmasından dolayı İslami-i teröre angaje edilen Afganistan, İran ve Arap halkları sürgit entrikalara maruz kalmayacaktı. Dahası İslam-i terör olmayacaktı.  Şu bir gerçek ki İstanbul İslam İmparatorluğu yıkılıp, yerine -yapay Türk milleti adına kurulan Türkiye- “Müslüman halklar için” örnek bir devlet modeli umudu teşkil ediyordu, Türkiye ise Müslüman halkların saygınlığını emperyalist amaçları için kullanarak bir Türk ırkı imparatorluğunu yaratmaya çalıştı. Bölge halkları da “İslam’dır(bizdendir)” varsayımıyla Türkiye’nin her dediğini yaptı. Batılı ülkeler ise “kültürler arası(dinler arası da denebilir) barışı sağlayacak ülkedir” varsayımıyla Türkiye’yi alabildiğine destekledi. Türkiye ise ikili oynadı bir taraftan -bilimsel bilgi ve teknoloji transferi yapmak için- batılı ülkelerle uyum içinde oldu; diğer taraftan İslam ülkelerini her türlü kötülükleri yapmaya teşvik etti. Böylelikle batıdan aldığı gücü doğuda yayılmacılıkta kullandı. Bu emperyal amaçlar -Türkiye’nin önüne geleni tepeleyecek güce eriştiren- bir ordu devlet olmasını sağladı.  Günümüzde Türkiye özgürlük mücadelesi veren Kürd halkına terörist damgasını vurmaya çalışıyor. Oysa Kürd halkının -işgal orduları ile mücadelenin dışında- bir eylemleri yoktur ve hiçbir zaman da olmayacaktır. Ama Türkiye Kürdlere mal etmek adına –başta Türkiye’de olmak üzere- her yerde terör estiriyor, masum sivilleri öldürüyor; bir taraftan teröre karşıymış gibi yapıyor ama diğer taraftan teröre ve teröristlere dokunmuyor. Sözgelimi Türkiye Afganistan’a asker gönderiyor, ama teröristlerle mücadele etmeyeceğini ön şart olarak anlaşmalara koyuyor, ya da Lübnan’a asker gönderiyor ama teröristlerle mücadele etmeyeceğini ön şart olarak dayatıyor. Yani hem teröristlerin sempatisini kazanıyor, hem de uluslar arası çabalara icabet ediyor. Terörle mücadelede samimi olmayan ülkeler Nato’dan ihraç edilmelidir.  Türkiye Terör yöntemiyle, örneğin, “Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bomba koma gerekçesi ya da Dersim ayaklandı” gibi kendisinin yarattığı gerekçelerle 1920 li yıllarda nüfus oranı 30% olan Hıristiyanları yok etti, 50% olan Kürdlerin nüfus oranını yarı yarıya soykırıma ve asimilasyona tabi tuttu. 1920 li yıllarda Anadolu’nun nüfusu 11 milyon iken günümüzde 75 milyon oldu, oysa aynı dönemde Yunanistan’ın nüfusu beş milyon iken bugün 12 milyon oldu. Böylelikle Türkiye “ırk imparatorluğu kurmak adına” nüfusu manipüle ederek Anadolu’nun demografik yapısını ve doğasını da harap etti/değiştirdi. Sözgelimi, 75 milyon nüfusun -başta deterjan gibi temizlik maddesi olmak üzere- insan atıklarını, 12 milyon motorlu araç ve on binlerce iş makinesi ve askeri aracın katı, sıvı ve gaz atıklarını, asfaltlanmış binlerce KM yolu, milyonlarca binaya tekabül eden şehirleşmeyi, devlet, ordu ve çeşitli vesilelerle yapılan on binlerce tesisi(binayı), tarlaya dönüştürülen on binlerce kilometrekare doğa parçasını, askeri ve sivil hava alanlarını, hasılı bugüne kadar yaptığı ve yapmaya devam ettiği doğa tahribatını tasavvur ettiğimizde Türkiye’nin ne denli doğa ve doğallık düşmanı emperyal amaçlar güttüğünü anlamak zor değildir. Kesinlikle bilinmelidir ki başta deterjan olmak üzere her türlü insani ve makine kökenli atık maddeler denizlerin -gelecekte düzeltilemeyecek- tahribata uğramasına sebebiyet vermektedir. Çünkü çözümlenmiş aktif maddeler ne kadar arındırılsa da ağır metal kökenli maddelerin denizlere ulaşması asla engellenemez. Sadece nitrik, sülfürik asit ya da siyanürün nasıl buharlaştığını bilmek ve ya petrol atıklarını ve deterjan çözeltisini bilmek doğanın tahrip edildiğini tasavvur etmek için yeterlidir. Denizler zehir deryasına dönüşünce –başta insan olmak üzere- canlı hayatı tasavvur etmek zor olmasa gerek. Yunanistan’a gittiğimde izledim ve Türkiye ile mukayese ettim. Türkiye’de yapılan doğa tahribatının korkunçluğunun hesabını yapmak mümkün değil. Türkiye şimdi de Kürdistan’ın doğasını tahrip etmek için seferber olmuş durumdadır. Kürdistan’a yapılan barajlar, fabrikalar ve her türlü yapısal faaliyetlerle Kürdistan’ı Türkiye’ye benzetmeye çalışmaktır. Türkiye sanayiyi de Kürdistan’ı Türkleştirmede kullanacak. Kürdistanı Türkiye’ye benzetmek amacıyla yapılan yatırımlar ve buna bağlı nüfus değişimleri Kürd dili ve kültürünü yok edecektir. Türkiye’nin Kuzey ve Batı Kürdistan’a yaptığı her türlü yatırım katliamdır. Türkiye’nin korkunç emperyal amaçlarına alet olmak doğru değildir. Bu sinsi planları kesinlikle önlemek gerekir.  Şu gerçek artık açığa çıkmıştır ki uluslar arası önlem alınmadığı takdirde Türkiye’nin ırk egemenliğine dayalı emperyal imparatorluk amaçları asla son bulmayacaktır. Bu emeller Kürd dili, kültürünü ve doğasını yok edecek ve başta ön Asya ve Orta Doğu olmak üzere, dünyayı doğa ve kültürel yozlaşmaya sevk edecektir. Her türlü olumlu insani özellikler(müspet kültür) –Türkiye’nin bekası için tehlikelidir- savıyla yok edilecek, bilim, teknoloji ve ekonomik artı değerler doğayı, doğallığı, dil ve kültürü yok etmekte kullanılacaktır. Türkiye’nin nüfus ihracı yoluyla –başta Kürdistan, Avrupa ve Asya ülkeleri olmak üzere- dünya toplumlarını kültürel yozlaştırmaya tabi tutmasını önlemek gerekir. 21. yüzyılda on milyonlarca insanı bulunan temel bir dil ve kültür toplumunun bağımsızlık haklarını meşru toprakları üzerinde engellemek mümkün olamayacağına göre, Türkiye’nin “dünya gücü büyük devlet” olma amaçlı hedefi içi boş bir hezeyan olduğuna göre, tüm insanlık tarihi boyunca Kürdlerin meşru toprakları olan Agıri=büyük dağ(ağrı dağı) dan, Doğu Ak Deniz’e ve Tsor=kırmızı dut dağları(Toros dağlarına kadar) Kürdistan sınırları belirlenip bağımsız Kürdistan ilan edilmelidir. Türkiye’nin tahriplerini önlemenin başka çaresi yoktur. Aynı süreçte Türkiye emperyal amaçlardan arındırılıp, doğayı tahrip etmeyen bir devlete dönüştürülmelidir.  Türkiye’nin Güney Kürdistan’a müdahale edememesi dünya devletlerine karşı alternatif politikasının olmadığı içindir. Bu nedenle de Orta Doğudaki terörü destekleyerek dengeyi sağlamaya çalışıyor. Böylelikle Kürdistan’ı kurmaya çalışan ABD’yi ve dünya devletlerini yıpratıp, geri çekilmesini sağlayıp, Kürdistan’ın işgalini sürdürmeyi amaçlıyor. Bu nedenlerledir ki Türkiye tarafından kullanılmaya müsait olan PKK dağıtılmalı, Güney Kürdistan yönetimi tüm Kürdistan’ın meşru temsilcisi olarak kabul edilmelidir. Böylelikle Kürdlerin her türlü sorunları için Güney Kürdistan meclisi ve yönetimi muhatap alınmalıdır.13 Eylül 2006 Yusuf Bülbül

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.