KURDİSTAN DİASPORASI AYAĞA KALKIYOR .!

Diaspora Kırgızistan · 09.05.2009 · 1 görüntülenme

Değerli Kürdistan Fertleri

Gün uyanma ve dirilme zamanıdır. Artık kendine gelmenin ve amaca doğru ilerlemenin zamanı geldi, uyan kendine gel, vatan millet ve şerefin için savaşmanın zamanı geldi.

"Atalarımın mezarı Kürdistan'da, babaminki Azerbeycan'da, iki kardeşim sürgün vaktinde trende ölmüş, cenazelerini askerler aldı götürdü, hangi memleket oldugunu bile bilmiyoruz, annem Kırgızistan'da vefat etti. Oğlum Rusya'da öldü, orada toprağa verdiler, biz kendimiz de burada Kırgızistandayız. Bu yaşıma kadar kimsenin mezarını ziyaret edemedim. Bu zulum değil de nedir?" ([i]Diasporadaki bir Kürt[/i])

Hz Nuh(A.S)'un gemisinin yeryüzüne oturduğu yer olan Mezopotamya, insanlığa ve medeniyetlere kucak açmış bir coğrafyadır. İnsanlik, ikinci defa buradan dünyanin dört bir etrafına dağılmıştır. Mezopotamya'da yaşayan halklar, tarih boyunca insanlığa medeniyeti, yenilikleri ve birçok gelişmeyi kazandırmıştır. Bugün bu coğrafyada yaşayan halklar içerisinde en kadim olanı ise Mezopotamya'nın yerli halkı olan kürtlerdir. İnsanlığa çok anlamda katkı sunan ve hizmet eden Mezopotamya halkının evlatları olan kürtlere, bugün sahip oldukları topraklarda huzur ve güven içerisinde, özgürce yaşamaları çok görülmekte ve buna engel olunmaktadır.

Bugun Kürt Halkı'nın yaşadığı Mezopotamya'yı da kapsayan Kürdistan coğrafyası, emperyalist işgalci güçler tarafından beş parçaya bölünerek paylaşılmıştır. Kürdistan'ı paylaşıp talan etmekle yetinmeyen bu insanlık düşmanı işgalciler, kürt halkını da alınan satılan bir meta gibi görüp, kendi aralarında paylaşmışlardır. Kürdistan'ı işgal ve ilhak eden güçler, kürtlerin kürt değil "öteki" olduklarını onyıllar boyu ısrarlı bir şekilde bir politika olarak dillendirmişlerdir. Çoğu zaman da bunu yönetimlerin resmi ideolojileriyle destekleyen (sözde)bilim-araştırma kurumlarıyla ispatlamanın yollarına başvurmuşlardır. Bu güçler, Kürt Halkı'nın inkarı, imhası ve asimlasyonu için sistematik ve koordinasyonlu çalışmalar yürütmüşlerdir. Bu politikalarını gerçekleştirmek için de en acımasız yöntem ve planlarını vahşice uygulamaktan geri kalmamışlardır.

Uygulanan bu insanlık dışı politikalar sonucu kürtler bugün dünyada benzeri görülmemiş bir zulüm ve haksızlığa maruz kalmıştır. Orta-Doğu'nun orta yerinde, en stratejik noktasında, bütün devletlerin üzerinde hesaplar yaptığı ve beş parçaya böldüğü, 50 milyonluk nüfusa sahip olmasına rağmen vatanı ve özgürlüğü gasp edilmiş bir kürt halk gerçekliği vardır.

Yine bu insanlık dışı politika ve uygulamalar sonucu bugün vatanlarından, yaşadıkları bölgelerden, şehirlerinden, köylerinden, mezralarından, akraba ve ailelerinden koparılarak yabancısı oldukları, ömürlerinde hiç görmedikleri veya görmeyi dahi hayal edemedikleri yerlere, uzaklara, ötelere yerleşmek zorunda bırakılan bir kürt halk gerçekliği vardır. Evet sürgünler, katliamlar, zindanlar, işkenceler, zulümler, yoksulluk ve sahipsizlik mazlum kürt halkının sanki kaderi haline getirilmeye çalışılmıştır.

Bugün Kürdistan'ı beş parçaya bölerek paylaşan zalim yönetimlerin uyguladıkları vahşi yöntem ve politikalar sonucu, vatanlarını terk etmek zorunda kalan/bırakılan kürt halkı, Avusturalya'dan tutun İskandinavya'ya, Amerika'dan tutun Orta-Asya'nın en ücra bozkırlarına kadar dünyanın dört bir yanına dağılarak eşine rastlanmamış bir diaspora yaşamıştır.

Yunanca Dia: öte, üzeri, Sperio: yerleşmek, yerleştirilmek sözlerinden türeyen diaspora kelimesi değişik etnik birimlerin zorla veya gönüllü biçimde dünyaya dağılımını ifadelendirmek için kullanılmaktadır. Sözlük tanımına baktığımızda zorla veya gönüllü ifadeleri dikkatimizi çekmektedir. Kürt halkının yaşadığı diasporaların hiçbir gönüllü yönü yoktur. Hiçbir insan veya topluluk sahip olduğu coğrafyasını, vatanını, zenginliklerini ve özgürlüğünü bırakarak başka güçlerin etkisi altına girip esareti, köleliği ve onursuzluğu yaşamak istemez. Bu durum, elbetteki kürt halkı için de geçerlidir. İnsanlık tarihine baktığımız zaman diasporaların en ağır ve en acımasız boyutlarını kürt halkının yaşadığını görmekteyiz.

Kürt halkının bugün kendi vatanını terk etmesinin ve dunyanın dört bir yanına dağılmasının en önemli sebebi, elbetteki Kürdistani beş parçaya bölen işgalci güçlerdir ve onların kürt halkına dayattıklari onursuz politikalardır.

Genel olarak diasporaları incelediğimizde neden olarak karşımıza üç temel sorun ve bu temel sorunlardan kaynaklanan birçok özel nedenlerin olduğunu görmekteyiz. Bu sorunların başında gelen ve bizce diğer sorunları da etkileyen temel faktör SİYASİ nedenlerdir. Sonrasında ise, EKONOMİK ve SOSYAL nedenler gelmektedir. Özünde siyasi nedenler, direkt ve dolaylı olarak ekonomik ve sosyal nedenleri de beraberinde beslemektedir.

Bugun itibarıyla kürt halkı özeline baktığımızda da diasporaların temel nedenlerini yukarıda ifade ettiğimiz faktörler oluşturmaktadır. Kürt diasporasının siyasi nedenlerinin temeli, haklı ve vazgeçilmez istemleri olan bağımsızlık ve özgürlüktür. Kürt halkının bu haklı istemleri, işgalcilerin menfaat vr politiklarına ters düştüğü için kabul edilmemiştir. Kürt halkının haklı istemlerini kabullenmeyen bölgesel işgalci güçler ve uluslararası emperyal güçler, bu halka karşı imha ve asimilasyon politikalarını karşılıklı kabullerle sistemli bir şekilde uygulamışlardır. Bu politikalar sonucu kürt halkı, iki seçenekle karşı karşıya bırakılmıştır, ya kendisini ve halkını inkar ederek ihanetçi bir çizgide yaşayacak yada ölüm ve sürgünlerle karşılaşacak!

Bu iki seçenekle karşı karşıya bırakılan kürt halkı onursuz ve tamamen ihanetçi bir yaşamdan ziyade, onurlu ve izzetli bir duruş sergileyerek ne pahasına olursa olsun direnişi ve özgürlük mücadelesini tercih etmiştir.

Oluşan Kürt Diasporası'nın ekonomik nedenlerine baktığımızda, siyasi nedenlerden dolayı kürt halkı, ülkesini işgal ve ilhak eden güçler tarafından bilinçli bir şekilde yoksul bırakılmakta ve ekonomik anlamda kalkınmasının önü bilinçli olarak alınmaktadır. Kürdistan sahip olduğu doğal zenginliklerle bugün dünyanın en zengin coğrafyalarından biri olmasına rağmen, kürt halkı dunyanin en fakir halkları arasında yer almaktadır.

Bugün kürt halkı, bilinçli politikalar sonucu yoksulluk ve işsizlikle karşı karşıya bırakılarak göç etmeye zorlanmaktadır. Vatanını terk ederek uzaklara gitmek zorunda kalan kürt halkını bekleyen esas sorun ise, gittikleri coğrafyalarda ve yaşayacakları toplumlarda kendilerine hep "ötekiler" gözüyle bakılmak olacaktı.

Diasporalarin sosyal nedenlerine baktığımızda karşımıza çıkan ilk sorun, o halkın kimliğinin(milliyetinin), dilinin, tarihinin, kültürünün, inancının, gelenek ve göreneklerinin yaşanmasına engel olunması ve inkar edilmesidir. Yaşadıkları toplum ve sahip oldukları coğrafyalarında hakları gasb edilen halklar sosyal hayatlarını güvenceye almak ve devam ettirmek için diasporaya mecbur bırakılmışlardır. Kürt halkı gideceği yerlerde ne ile karşılaşacağından habersiz bir şekilde umud yolculuğuna! devam etmiştir. Tabiki bu karşılaştıkları durum, "ötekileşmeden" başka birşey olmamıştır. "Varlığını, dilini, tarihini, inancını, kimliğini inkar edeceksin, kendin sen olmaktan çıkacaksın ve ben olacaksın. Ancak bu şekilde benimle birlikte yaşama hakkına sahip olursun..." umut buydu.

Kürt Diasporalarını daha detaylı sunmaya çalışacağız. Bu parelelde öncelikle Kafkasya Kürdistanı'ndan başlamak istiyoruz.

Kürdistan tarihine baktığımızda, bazı kürtlerin özellikle gözardı ettikleri, Kürdistan'ın beşinci parçası olan Kafkasya Kürdistanı'nın SSCB'nin de kurulmasıyla birlikte uygulanan işgalci, faşist ve emperyal politikalar sonucu tam bir kapalı kutu haline getirildiğini, burada yaşayan halkımızın, en başta kendi akrabalarından, komşularından ve de dünyadan yalıtılmasıyla başlayan ve daha sonra dayatılan zorluklar, sıkıntılar, sorunlar, işgaller, işkenceler, sürgünler ve katliamlarla devam eden bir politikaya maruz bırakıldıklarını görüyoruz.

Bugün Kürdistan'in beşinci parçası, çoğunluklu olarak Azerbeycan tarafından ve genel olarak da Ermenistan, Nahçivan ve Gürcistan tarafından bölünerek paylaşılmıştır. Bu paylaşılmışlığı daha iyi anlamak için Kürt-Rus ilişkilerinin tarihi arka planına bakmak gerekir.

KÜRT-RUS İLİŞKİLERİ

Kürtler yüzyıllardan beri Aşağı Kafkasya'nın yerleşik sakinleriydiler. Kuzey Kürdistan'ın Van, Ardahan, Iğdır yörelerinden başlayıp kuzey Azerbeycan'a bağlı Nahçivan Özerk Cumhuriyeti'nden uzanarak Ermenistan Cumhuriyeti'nin Darelez Vadi ve Sisyan bölgelerini de kapsayarak Kızıl Kürdistan'a oradan da tarihi Seddadi Kürt Devleti'nin başkenti Gence'ye dayanan araziler kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bir kürt bölgesi niteliğini taşımaktaydı.

19'uncu yy'ın sonu, 20'inci yy'ın başlarında Rusya-İran ve Rusya-Osmanlı savaşlarında ve yerel isyanlar sonucunda Osmanlı ve İran'a bağlı olan Kürdistan topraklarında onbinlerce kürdün Rusya hükümranlığı altındaki Kafkasya topraklarından mütemadi göçleri başgösterdi.

1917 Ekim devrimi, kürtleri, Rusya'yı daha çok tanımaya ve bilmeye heveslendirdi. Aslında Kürtler son yüzelli yıldan itibaren, siyasi açıdan Rusya ile olan ilişkilerinde her zaman olumlu yaklaşım sergilemişlerdir. Rusya'nın kürt politikası ise, her zaman için kullanma mantığının ötesine geçmemiştir. Stratejik bir politikaya dönuşmemiştir. İki taraf arasındaki bu ilişki, Kürdistan Kurtuluş önderlerinden Mella Mustafa Barzani'nin Moskova'da ifade ettigi gibi; "Kürtler Fars, Irak, Türk ve İngilizler'e karşı başlattıkları seksen direniş hareketinin altmışında Rusya'ya yardım için başvuruda bulunmuş ve bir kaide olarak bu desteği alamamıştır.."

Rusya'nın Kürdistan eksenli Ortadoğu politikaları her zaman için önemini korumuştur. Bu nedenden dolayı kürtlerle olan ilişkilerini de bu temelde dengede tutmaya çalışmaktadır. Siyasi varlığını açık veya gizli olarak her zaman hissetirmeye çalışmıştır.

Diasporaları daha iyi anlamak için, Kızıl Kurdistan'ın kuruluşundaki özel nedenleri ve yıkılış nedenlerini de bilmek gerekiyor.

SSCB'nin kurduğu Kızıl Kürdistan, Kafkasya Kurdistanı'nın tamamını kapsamamakla birlikte Ermenistan ve Azerbeycan'ın aralarında anlaşamadıkları dağlık Karabağ bölgesinde, sınırlı ve stratejik bir alanı kapsamakta idi.

Yakın tarihe kadar Kızıl Kürdistan olarak anılan bu bölge 10. ve 13. yüzyıl arasında Seddadi kürt devleti sınırları içerisinde kalmıştır. 1822 yılında Rus egemenliğine giren bölge 20. yüzyıl başlarında kafkas halklarının yoğunluklu yaşadıkları bölgelerin kendi isimleri ile anılmaya başlamasıyla beraber Kurdistan olarak anılmıştır.

SSCB, 1923 yılında Kızıl Kürdistan otonom bölgesini kurdu. Yine yukarıda ifade edilen menfaat politikaları gereği 1929'da tekrar dağıtıldı. Kızıl Kürdistan otonomisinin kurulması, bölgesel, tarihi ve siyasi gerçekler dikkate alınarak Moskova tarafından düşünülmüştü. Evet Kızıl Kürdistan'ın varlığı SSCB'ye sadece 6 yıl yaradı.

Kızıl Kurdistan otonom bölgesinin yıkılmasindan sonra buradaki Kürtleri bekleyen imha, inkar, katliam ve sürgünlerin başlama sinyalleri kürtlere yönelik politikalarda kendini hissettiriyordu. Bu süreçten sonra Kürdistan tarihinde hiç unutulmayacak kadar derin izler bırakan ve sistematik bir şekilde işleyecek olan diasporalar başlayacaktı. Bu diasporaların ilki, 1937 de yaşanmıştır.

1937 SÜRGÜNÜ :

1937 yılında butun SSCB çapında yüzbinlerce aydın, ileri görüşlü insan, "halk düşmanı" ismiyle damgalanarak hapise atılmış, Sibirya'ya sürgün edilmiş ve kurşuna dizilmiştir. Ancak 1937 kasırgasında, birçok diğer uluslar gibi kürtlerin payına düşen hak ise topluluklar halinde diasporalara maruz kalmaktı.

"1937 yılının sonbaharında bugünkü Ermenistan ile Türkiye'nin sınır boylarında ve Nahçevan'daki onlarca kürt yerleşim birimi bu bölgeye daha önce yerleştirilmiş olan askeri birliklerce kuşatıldı. Tüm erkekler tutuklandı, kadınlara ve yaşlılara uzun yolculuğa hazırlık yapmaları için kısa bir süre tanındı. Bundan sonra insanlar için yük arabaları ile Orta-Asya ve Kazakistan'ın bozkırlarına doğru ölüm yolculuğu da başlamış oldu." ([i]Aziz Ziyo Aliyev, Kazakistan Kürtleri, s.92[/i])

Kürtlerin sürülmesi planı, 7 temmuz 1937 tarihli bir kararla hayata geçti. Bu kararda Ermenistan ve Azerbeycan sınır boylarinda yaşıyan onbinlerce kürdün Kazakistan ve Özbekistan'a sürülmeleri öngörülmüştü. Kasım ayında Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan'a onbinlerce yaşlı, kadın ve çocuk sürgün edilmistir. Bu konuda incelemeler yürütmüş olan akademisyen Kynaz Mirzoyev; "1937 yılının sonbaharında Kafkasya'dan Kazakistan'a 2000 kürt ailesinin sürüldüğünü" yazmıştır. ([i]K.I. Mirzoyev, Küçük Kürt Ansiklopedisi, s.53[/i])

1944 SÜRGÜNÜ :

Kafkasya'dan Orta-Asya ve Kazakistan'a ikinci kürt sürgünü 1944 yılında gerçekleşir. Yine Kasım ayında, sonbaharda başlayan 1944 sürgününün senaryosu 1937'nin aynısı, ama koşulları daha ağırdır. Bu defa da gecenin geç saatlerinde askerler aniden kürt köylerini kuşatır. Toplanmaları için 3 saat süre tanır. Her aileye sadece 1000 kg. ağırlığında eşya götürmek izni verilir. 1937 sürgününün talimatını bizzat Stalin vermiştir. Bu sürgünle beraber yaklaşık 40 bin civarında kürdün göç ettirildiği tahmin edilmektedir. Kürtler Kazakistan'ın 14 eyaletine, 110 dan fazla yerleşim birimine, biribirlerine kilometrelerce uzaklıktaki köylere dağıtılmıştır.

Her köye en fazla 10 aile yereştirilmiştir. Bu durum, Özbekistan'a ve Kırgızistan'a sürgün edilen kürtler için de aynıdır. Bu sürgünlerden sonra kürtlerin başka köylere yerleştirilmiş akrabalarını ziyaret etmeleri bile yasaklanmıştır. Sadece izin kağıtları ile seyahat edebilmişlerdir. Ve çoğu zaman da bu izinler verilmemiştir. Ayrıca SSCB parlementosunun 26 Kasım 1948 tarihli kararı uyarınca sürülen halklar, yeni yerleşim birimlerinde "ebediyyen" yaşamak zorundaydılar. Bu yerleşim birimlerinden kaçış ise, 20 yıllık "mecburi emek" ile cezalandırılmaktaydı.

1989 SÜRGÜNÜ :

1988 de Sovyetlerin çöküşüne iki yıl kala Ermenistan'da bir sürgün daha yaşandı. 1988'de körüklenen Azeri-Ermeni savaşı, Kafkasya kürtlerinin yaşamında derin izler ve tahribatlar bıraktı. Azerbeycan vatandaşı kürtler, "vatandaşlık görevini yerine getirerek" ermenilere karşı savaşa zorlandı. Bu savaş sonrası her iki ülkede yaşıyan binlerce kürt, devletler oyunundan dolayı ve başkalarının çıkarları için canından oldular.

1989 da Ermenistan'da yaşıyan Azeriler sürülmeye başlanmıştı. Azerilerle ayni dini paylaştıkları için Ermenistan'da yaşıyan müslüman kürtler de bu sürgünden nasibini almışlardı. Azerilerle savaşın sürdüğü bu dönemde ülkede hakim durumunda olan ermeni milliyetçi çevrelerinin fiziki, siyasi ve manevi baskıları 20 bin kürdü Ermenistan'ı apar topar terk etmeye zorladı. İsmi konulmamış sürgün de bu şekilde başlamış oldu. Ermenistan'dan kaçmak zorunda kalan kürtlerin bir kısmı soluğu Kazakistan'da aldı, bir kısmı Rusya'ya sığındı, küçük bir kısmı da Azerilerle birlikte Azerbeycan'a kaçtı.

Bunların yanısıra Kürdistan'ın bu bölgesinden gerçeklesen baska bir surgun daha vardı. 60'li yıllardan sonra Kafkasya'da özellikle Ermenistan, Gürcistan ve Nahçivan'da yaşıyan kürtler, eğitim ve yeteneklerine göre iş bulmak ve iyi bir yaşam umuduyla Rusya yolunu tuttular. Bu durum, kürtlerin yarısından fazlasının Rusya'ya göç etmesine yol açtı. İyi bir yaşam umuduyla onları geniş Rusya'nın yuzlerce iline ve binlerce yerleşim birimlerine yerleşmek zorunda bıraktı.

Rus resmi verilerine göre 1989'da Rusya'da yaşıyan kürt nüfusu 4 bin 700 kişi iken bu rakam 1999'da 250 bin kişiye ulaştı.

Böylesi bir yayılma, kuşkusuz yeni bir asimilasyon sürecini ve kültürel boşalmayı da beraberinde getirdi. Sosyalist Rusya'nin yıkılmasından sonra ekonomik anlamdaki alt-üst oluş en çok azınlık durumundaki halkları etkilemiştir. Bu halklar içerisinde en çok etkilenen, sahipsiz ve mazlum kürt halkı olmuştur. Diğer azınlıklardan nufusu birkaç yüz bin olanlar bile kendi federasyonlarına sahip olurken, kürtlerin coğrafyası yine paylaşılmaya, hakları ve özgürlükleri gasp edilmeye devam edilmiştir.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.