Siyaset

Kürdistan Başkanı’nın ABD ve Britanya Ziyaretleri ve Türklerin Paniği

R.Rodaro · 02.11.2005 · 3 görüntülenme

Kürdistan Başkanı’nın ABD ve Britanya Ziyaretleri ve Türklerin Paniği

   Kürdistan Başkanı, Sayın Mesud Barzani’nin başkanlığındaki Kürdistan delegasyonun ABD ve Britanya’daki resmi diplomatik görüşmeleri ve Cumhurbaşkanı veya Başbakanlara hazırlanan protokol çerçevesinde ağarlamaları, hem Türkiye ve hem de Kürdistanı işgal eden Suriye ve İran gibi devletlerin temellerine bir bomba gibi düştü.Bomba gibi düştü diyorum, çünkü bu devletlerin yok saydıkları Kürd milletinin seçtiği ve yetki verdiği gerçek temsilcileri, uluslararası arenada hem de dünyanın en büyük super güçleri tarafından resmi olarak davet ediliyor, görüşülüyor ve basın aracılığıyla tüm dünyaya duyuruluyor.Suriye ve İran, uluslararası ve özellikle ABD’nın kara listesinde yer aldıklarından dolayı, can derdine düşmüş ve eskisi gibi fazla bir etkileri yokAma Türkiye Devleti, Kürdistan Başkanı’na Beyaz Saray ve Washington’da gösterilen ilgi karşısında paniğe kapılarak yeniden eski yöntemlerle ABD ile ilişkiye geçti ve yaşanan durum hakkında açıklama istedi..Türkiye Devleti, dünyanın karar mekanizması durumunda olan ABD’den gereken cevabı aldı: Sayın Mesud Barzani Kürdistan Bölge Başkanıdır.. dediler.Türk Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükkanıt Irak’tan Türkiye’ye terör ihraç ediliyor bahanesiyle Güney Kürdistan’a “müdahale etmenin tam zamanıdır” diyor..Gazeteci General Oktay Ekşi ise kendi karargahı olan köşesinde Kürdistan Başkanı’nın Başkan Bush’tan aldığı destekten dolayı konuştuğunu, yoksa Türkiye’nin Kürdistanı “Katrina Tayfunu vurmuş New Orleans’a”çevireceğini söylüyor.Biz Kürdler olarak, General Oktay Ekşi’nin söylediklerini son 100 yıllık tarihimize baktığımız zaman çok iyi anlıyoruz..Ama o dönem kapandı.. Kürdistan’da Pandora kutusu açıldı ve Kürd kötülüğü tüm dünyaya, Washigton ve Londra karar mekanizmalarına kadar ulaştı...Yiniden Kürd kötülüğünü söz konusu kutuya koymak için Türklerin gücü ve kudreti yetmez.. Yoksa adamın kafasına çuval geçirirler..General Oktay Ekşi’de “Amerika olmasaydı” derken Suleymaniye çuvalını düşünüyor olmalıdır.Amerika ve Britanya’nın Kürdistan Başkanı’na ve Kürd kazanımlarına karşı gösterdikleri ilgi ve resmen tanıma gerçekliği karşısında, Türk Devleti yeni bir taktik geliştirmeye çalışıyor.Türk devleti, Güney Kürdistan kazanımlarına karşı yürütüğü tehditler ve açık saldırılar, bölgesel ve uluslararası koşullardan dolayı başarısızlığa uğrayınca, ilişkiye geçme, “akrabalarımızın akrabası” diye kontrol altına alma yolluyla esas hedefine ulaşmaya çalışma taktiğine geçmeye çalışıyor.. Türk Dışişler Bakanı Abdullah Gül’ün Kürdistan Başkanına “Başkan” denilmesinin nedeni Irak Anayasasının kendisine Kürd Bölgesi Başkanı sıfatını vermesinden kaynaklanıdığı yönündeki açıklaması ve Kürdistan Başkanı’na “Sayın Barzani” demesinin altında, bu yeni taktik girişimi yatıyor.Türk Genel Kurmay Başkanı, Hilmi Özkök, Başkan Barzani’nin ABD’de gördüğü ilgi ve karşılamayı değerlendirirken, daha açık konuşuyor:ABD’nin genel tutumu bu........ Barzani bir aşiret lideriydi............Ama durum değişti.. Talabani’yi de öyle görüyorduk... Şimdi Irak Cumhurbaşkanı...... değişen koşullara göre hareket edeceğiz” diyor..Yani Türk Genel Kurmay Başkanı Amerika’nın Kürd siyaseti budur.. ABD’ye karşı savaşamayacağımıza göre, durumu yeniden değerlendirelim, diyor.Sami Kohen kendi köşesinde Türk Devletin Güney Kürdistan’a ilişkin diplomasisine bir “ince ayar”yapma zorunluluğu ile karşı karşıyadır,diyor..Kısacası Türk Devletinin mevcut oluşturmaya çalıştığ Güney Kürdistan politikası “bükemediğin eli öp” anlamına gelen bir girişimdir. Ama, dikkat edilmesi gereken husus, Türkler öpmeye çalışırken ısırabilirler.Tabii ki Türkiye’de baş gösteren bu taktik “değişme” ABD’den bağımsız değildir.ABD, Ortadoğu’ya dışardan ve global olarak baktığından dolayi, kendi yandaşları olan kesimleri tek bir cephede toplamak ister. Türkiye’nin ABD ile uzun yıllara dayanan ilişkileri biliniyor. Güney Kürdistan yurtsever hareketinin genel olarak son 15 yıl ve özel olarak Saddam’ın kanlı rejiminin yıkılmasından sonra, ulusal ve bölgesel siyasal bir aktör olarak şekillenmesi ve ABD ile geliştirdiği ilişkiler neticesinde güvenilir, dayanılması gereken bir güç olduğunu ortaya koydu. Ayrıca Irak’ın Batı’ya mı yoksa Doğu’ya mı yönünü çevireceği hususunda Kürdler ABD için vaz geçilmez bir müttefiktir.Bu bağlamda, Washington ve Londra ziyaretleri değerlendirilmelidir. Çünkü, ABD ve Britanya Kürdistan Başkanı’nı resmi olarak davet ederken, ilgili her kesime de gereken mesajları vermek istiyorlardı. Bu konuda da onlar hedeflerine ulaştılar..Sadece Türkiye değil, Güney Kürdleride Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek istiyorlar. YNK, belirli bir dönemden beri Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek istiyor ve karşılıklı ilişkiler geliştirmek için bir çok delegasyon Türkiye’ye gönderildi.KDP’de son dönemlerde bir delegasyon Türkiye’ye gönderdi. Onlarda bu yöndeki girişimlerini sürdürüyorlar. Ayrıca son dönemlerde KDP’nin beyin takımından olan Felakedin Kakayi’nin yazılarına bir bakmak yeterlidir. Sayın Kakayi, “mutlaka Türkiye ile ilişkiler düzeltilmelidir” diyor..Sayın Celal Talabani’nin “Sünni Arapların Arap dünyası varsa, Şii Arapların İran’ı varsa, bizim Türkiye var” söylemi, biz Kuzeyli Kürdlerin tepkisine neden olsada, uluslararası kazanda pişirilen bölgesel politikanın en açık ifadesiydi. Güney Kürdleri “doğan bebeği” koruma ve büyütme aşamasındadır. Güney Kürdler, bu yeni doğan çocuğu, kim tarafından yöndirildiği dahi şahibeli Kuzey kitlesi ve atomize olmuş her şeye tepeden bakan marjinal birey ve yapılar için riske atma durumları olamaz.Ama Kuzey Kürdistan hareketinin yeni bir zeminde, ulusal ve uluslararsı konjuktürel şartlarda yeniden örgütlenmesi acil bir görev olarak gündemde duruyor. ABD’nin Ortadoğu labirentlerinde yürütüğü politikada, Kuzey Kürdlerine ilişkin mevcut olan ortamda pek olumlu bir hava esniyor.Türkiye Devleti, ABD’nin AB’nin baskıları neticesinde bazı adımlar atmaya çalışıyor gibi.....Aslında Türkiye Devleti, tüm devlet yapılanmasını ve Kürdlere ilişkin sömürgeci hegamonyasını korumak için, bölgesel ve uluslararası yeni koşullarda, kendi yapısında “hiç bir şeyin değişmemesi için, her şeyi değiştirmeyi” yapabilir. Rodaro@arcor.de02.11.05

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.