Siyaset

KÜRD ULUSUNUN ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK YÜRÜYÜŞÜ DEVLET DARBELERİYLE ENGELLENEMEZ

Rojhat · 01.05.2007 · 2 görüntülenme

KÜRD ULUSUNUN ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK YÜRÜYÜŞÜ DEVLET DARBELERİYLE ENGELLENEMEZ

 “Doğu Blok”unun çöküşünün ardından uluslararası güç merkezleri arasında farklı boyutlarla devam eden saflaşmalar hegemonya mücadelesi, yeni bir aşamaya girmektedir. Dünya pazarlarının, enerji ve diğer stratejik kaynakların kontrolünün ele geçirilmesi temelinde süren bu siyasi, ekonomik ve askeri hegemonya mücadelesi, değişik uçlarında ABD, Rusya, AB ve Çin gibi güçlerin durduğu çok kutuplu bir “soğuk savaş” atmosferinde sürmektedir. Bugüne kadar daha çok Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Afrika v.b. coğrafyalarındaki bölgesel meseleler üzerinden yürütülmekte olan bu mücadele, şimdilerde giderek karşılıklı suçlamaların, silahlanma tehditlerinin dozunun yükseldiği tehlikeli bir boyut kazanmaktadır. 1990’lardan itibaren içine girilen bu süreçte özellikle ABD’nin siyasal ve ekonomik hegemonyasını genişletme çabaları, 1. ve 2. Dünya Savaşları ile kurulan “dünya düzeni” ve bu dönemlerdeki güç dengeleri etrafında oluşan statükolarda da kaçınılmaz olarak çatlamalara, sarsıntılara yol açmaktadır. Buna karşın, gerek ABD’nin siyasi ve askeri vesayetinden çıkmaya çalışan Fransa-Almanya eksenindeki AB güçleri, gerekse eski konumlarını tekrar canlandırmaya çalışan Rusya ve Çin gibi güçler, mevcut statükolarda kendi konumlarını, çıkarlarını zayıflatacak değişikliklere, bugüne kadar “soğuk savaş”ın saflaşmaları içinde mevcut statükoların bekçiliğini sürdüren gerici rejimleri de zaman zaman kollayarak karşı çıkmaya çalışmaktadırlar. “Doğu Bloku”nun yıkılışıyla siyasal, ideolojik ve örgütsel krizi daha da derinleşen egemen “sol” anlayış, kendini sorgulayarak dönüştürmede başarılı olamamış, içeriği boşaltılmış ve “anti- ABD’ci”liğe indirgemiş bir “anti-emperyalizm” anlayışını öne çıkararak ABD ile şu ya da bu şekilde çatışan her türlü gerici rejime gözü kapalı destek veren bir pratik sergilemiştir. Geçmişte yaşanan iki paylaşım savaşında da görüldüğü üzere, çelişki ve çatışmaların yoğunlaştığı, hegemonya ve yeni paylaşım rekabetine dayalı gerilimin üst seviyeye çıktığı dönemler, çözümsüz bırakılmış ulusal meseleler üzerine kurulu statükolarda çatlamalara yol açarken,  aynı zamanda özgürlükleri gasbedilmiş halkların önüne, bu çelişki ve çatışmaların ortaya çıkardığı siyasal olanaklardan yararlanarak uluslararası bir statü edinmeyi sağlayacak tarihsel fırsatlar da getirebilmektedir. Son onbeş yıl içinde eski Yugoslavya’da, Kafkaslarda, Ortadoğu’da, Sudan’da ve benzer coğrafyalarda ortaya çıkan gelişmeler de bu bağlam içinde yer almaktadır. Bütün bu coğrafyalarda halkların zorla boyunduruk altına alınması üzerine kurulu statülerin sarsılması, özgürlüğü ellerinden alınmış halkların lehine meydana gelebilecek her türlü değişiklik, elbette ki tüm emekçilerin ve yoksulların yararınadır. Ortadoğu’da 1. Dünya Savaşı’nın ardından kurulan statükolara karşı onlarca yıldır kesintisiz bir şekilde kurtuluş mücadelesini sürdüren Kürd halkı da, Güney Kürdistan bağlamında ortaya çıkan tarihsel fırsatlardan yararlanmaya çalışmaktadır. Nitekim, 1991’deki “Körfez Savaşı” dönemindeki ayaklanmayla elde edilen fiili özgürlükler, ABD’nin “Irak”a müdahalesi ve Saddam rejiminin yıkılmasının ardından daha da genişlemiş, hukuken de federal bir statüye ulaşılmıştır. Kürdistan’ın diğer parçalarını egemenlikleri altında bulunduran Türk, Arap ve Fars devletleri, “Irak”ta eski statükonun devamından yana olan uluslararası güçlerin de açık ya da dolaylı desteğiyle ABD’nin bölgede başarılı olmasını engellemeye çalışmaktadırlar. İran’ın, uluslararası baskılara rağmen Rusya ve Çin’in siyasi ve askeri himayesiyle “nükleer güç”e ulaşma çabaları, ”Irak”taki çatışma ve istikrarsızlığın sürmesine Suriye ile birlikte katkıda bulunmaları, Türk devleti ile birlikte Güney Kürdistan’a ortak operasyon tehditleri savurmaları, Rusya’nın “bağımsız bir Kürd devletine karşı olduğu”nu açıklaması v.b. bu temelde sayılmalıdır. Yine bu bağlamda, Kürd halkının kendi geleceğini özgürce belirlemesini, başta Kerkük olmak üzere henüz Kürdistan idaresinin dışında bulunan şehirlerin yapılacak referandumla Özgür Kürdistan’a bağlanmasını, Güney Kürdistan’ın gelişmesi ve uluslararası bir statüye kavuşmasını engellemek için yoğun bir çaba gösterilmekte, bugün sadece kağıt üzerinde var olan yapay “Irak” devleti zoraki ayakta tutulmaya çalışılmaktadırlar. Türk devleti de, Güney Kürdistan’a yönelik saldırı ve işgal tehditlerini son haftalarda giderek yoğunlaştırmaktadır. Kürdistan meselesinin Güney’de giderek bağımsızlığa doğru ilerleyen hukuksal bir statü ile çözümlenmesinin Kuzey Kürdistan’da da önüne geçilemez etkiler yapacak olması, Türk devletinin telaşını da arttırmaktadır. Özellikle de devlet iktidarı üzerindeki etkinliği ve ayrıcalıklarını onlarca yıldır “bölücülük” ve “irtica” retoriği ile sürdürme çabası içinde olan ve bu retoriğin temel ayağı olan Kürdistan meselesinde siyasal bir çözüme gidilmesinin kendisini artık “gereksiz” kılacağını hesaplayan Kemalist asker ve sivil bürokrasi, anti-Kürd söylemler eşliğinde ırkçılık ve şovenizmi yükselterek oluşturduğu “ulusalcı” cephe ile provokasyonlarını artırmaktadır. Son olarak işi, devlet iktidarı içindeki temel kalelerinden biri olan “cumhurbaşkanlığı”nı elden bırakmamak için genelkurmay adına “muhtıra” verip açıkça darbe tehdidinde bulunacak kadar ileri götüren Kemalist oligarşi, iktidar ayrıcalıklarını terk etmemek için her şeyi göze alabileceğini de bir kez daha göstermektedir. Militarist bürokrasi, bir yandan Kürdistan meselesinde zaten kendi çizgisi dışında durmayan AKP hükümetini darbe tehdidiyle daha da sıkıştırırken, ırkçı-şoven propagandalarla beyinlerini teslim alınmış kalabalıklar meydanlara dökülüp peşpeşe provakatif cinayetler işlenirken, genellikle Kürdistanlılardan oluşan dar bir kesim dışında fazla bir tepkinin gösterilmemesi de dikkat çekicidir. Türk devletinin iktidar odakları içindeki krizin derinleştiği bir ortamda Kürdistan’daki ulusal ve toplumsal muhalefetin halen önemli ölçüde İmralı partisinin tasfiye ve teslimiyet çizgisinin etkime alanında duruyor olması büyük bir talihsizliktir. Kürd halkı, emekçi ve yoksulları, her şeye rağmen özgürlüklerini ellerinden alan bir rejime karşı haklı ve meşru mücadelelerini sürdürmektedirler. Bugüne kadar özgürlüğü için büyük bedeller ödeyen Kürd halkı ne Güney’de eski statüleri kabul edecek, ne de Kürdistan’ın genelinde özgürlük ve bağımsızlık talebinden vazgeçecektir. Sömürgeciliğin yıkılacağı, her türlü sömürü ilişkisinin ortadan kalkacağı özgür bir dünyaya ulaşma umuduyla tüm emekçilerin 1 Mayıs’ını kutlarız. Bijî 1ê Gulanê!1 Mayıs 2007Partîya Rizgarîya KurdistanêPRK/rizgarî

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.