BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Eyyup · 09.10.2005 · 2 görüntülenme
Kürd milletine karsi oynanan oyun Kürd bagimsizlikci hareketin örgütsüzlügü ve iradesizligi neticesinde kazasiz belasiz basariyla sürmektedir. Bu oyunun aktörleri ve figuranlari elele vermis büyük bir ugras icindeler. Basini Türk Genelkurmayin cektigi bu ser gücleri, kendilerine bicilen rolü canla basla yerine getirmeye calisiyorlar. Fazla uzaga gitmeye gerek yok. Bir iki aylik süre icindeki gelismeleri söyle bir hatarlamakta fayda var.PKK´nin 1 Haziran 2005´teki silahli mücadeleyi yeniden baslatma karari Genelkurmay patentli oldugu acik. Peki durup durupken Türk Genelkurmayi buna niye gerek duymustu? Bunun tek bir nedeni yok. Bir cok nedeni var.Güney Kürdistan´da fiili bagimsiz Kürd devleti kurulmustur. Bu durum Kürd milletini bir bütün olarak sevince bogmustur. Kendisine olan güvenini artirmistir. Tüm parcalarda heyacan duruga ulasmistir. Kuzey parcasinda ihanetin yaratigi kaos bir nebzede olsa asilmaya yüz tutmustur. Bu durum Türk egemen sistemin gözünde kacmamis ve son dönemlerde yeniden tirmandirilan topyekün savasa bas vurmasina yol acmistir. Bir taraftan Güney Kürd önderligi tehdit edilirken, diger yanda Kuzey Kürdleri linc operasyonlari ile sindirilmeye calisilmistir. Bu oyunda PKK, yine provakasyon gücü olarak kullanilmistir. Bu bir.Ikincisi, ABD ve AB´nin zorlamasi sonucu Türk hükümeti, Ordunun yetkilerini kisitlama cabalarinin tartisildigi bir dönemde PKK´nin yeniden silaha bas vurmasi bosuna degildi. Bunun pesi sira Ordu kendisini dayatti. “Terörizme karsi mücadelede daha fazla yetki” istemi ile kendi yetkilerini kisitlama cabalarina bir set cekti.PKK´nin son silahli eylemlerinin en önemli sonucu bu oldu. Bu vesileyle Genelkurmay insiyatifinde Türk it kopuklari sokaga salarak Kürdlere karsi linc olaylarina yayginlik kazandirildi. Suni bir Kürd-Türk catismasi yaratilarak her iki toplumun nabzi ölcüldü. Kürd ve Türkler siperlestirilerek vurusturuldu. Her iki tarafa yön verenler, Genelkurmay güdümlü odaklardi. Yollari Genelkurmayin elindeydi. Saldir dediginde saldiriyorlar, kes dediginde kesiyorlar. Ayarini da ayni odak belirliyordu.Her ne kadar devletin akil hocalarinin “etnik ayrisma derinlesiyor”, “toplum baglari gevsiyor”, “Türkiye bölünüyor” uyarisi yapsada bilinen odak her sey kontrolde ikazini yapiyordu. Biz isimize bakiyoruz, sizde izinize bakin deniliyordu.Mesele anlasilinca Kürdlere yönelik saldiri esliginde tehditler üst boyuta vardirildi. Kürdler sindirilmeye calisildi. Bilinen malum cok “akili” ve “uyanik” Kürd aydin ve politikacilarida felaket telaligina soyundu.Ücüncüsü, 3 Ekim öncesi AB ülke devletlere “Biz özgün bir ülkeyiz. Bu durumumuzu kabullenerek bizi kabul edin” anlayisinin iletilmesidir. “Yani haklisiniz, Ordunun yetkileri azaltalim, ama bizde bildiginiz gibi terör daha ezilmis degil. Bunu yapacak olan da Ordudur. Bu hasassiyetimizi göz önünde bulundurun” politikasini AB´ye kabul etmeye calisilmasina yönelikti. Bu politika, AB nezdinde 3 Ekim 2005´te onay aldi.Türkiye´nin AB üyeligi aslinda kapanmis bir konudur. AB, bunu kendi icinde bittirmistir. Türkiye, AB üyesi olamaz fikri bugün kabul görmüstür. Ama AB, Türkiye´yi kaybetmemek icin habire umut pompalamaktadir. Aslinda bunu Türkiye´de bilmektedir. Bir görmeyen Kürd milletini Türk egemenlik kapisina baglamayi kendine is yapmis sözde Kürd aydini ve malum politik cevrelerdir.Her agizlarini actiklarinda, her kalem oynatiklarinda “Tüm destegimizi AB yolunda olan Türkiye´ye verecegiz” cümlesiyle baslayan bu malum cevreler, derin bir ihanet icinde olduklarinida aciga vuruyorlar.AB´nin gündeminde Kürdler yoktur. Bu konu da Türkiye ile bir problem yasanmiyor. Cünkü ortalikta Kürdler yoktur. Varolanlar ve muhatap alinanlarda Türk politikasinin tasaronlaridir. Bu konuda da AB, rahat bir nefes almaktadir. Aslinda olup bitteni bilselerde bu islerine gelmektedir.3 Ekim 2005 öncesi AB ile Türkiye arasinda asilmasi gereken en önemli sorun Kibris meselesi gündeme damgasini vursada aslinda sorun bununla sinirli degildir. Türk hükümeti Kibris konusunda AB´nin istedigi cizgiye gelsede AB-Türkiye iliskileri istenilen düzeye varmayacaktir. Kibris meselesi, Türkiye´de sadece AB karsitlarinin eline güclü kozlar verdi. Milliyetcilik biraz daha tirmandirildi. AKP hükümetinin “Kibrisi satan” hükümet olarak lanse edildi. AB karsitlarinin elini daha da güclendirdi. AB´nin Kibris politikasini kabullenecek olan bir Türkiye´ye yine AB´ye tam üyelik verilmeyecektir. Bunu Türk devleti ve hükümetide bilmektedir. Bu nedenle AKP hükümeti Kibris konusunda daha ileri adim atmadi. Bunu defalarca AB´ye deklere etti. Buna ragmen Türkiye icin alinan 3 Ekim 2005 karari düsündürücüdür.AB´nin Kibris konusunda istedigi cizgiye cekemedigi Türkiye, diger konularda da bildigini okumaktadir. Serbest piyasa ekonomisi, demokrasi, hukukun üstünlügü, insan haklari ve azinliklarin korunmasi ve saygi görmesini teminat altina alinmasi vs. kosullarida bugüne kadar yerine getirmedigi gibi, gidisata bakildiginda yerine getirmeyecegide aciktir.TC devletinin yaptigi reformlar yeterli degildir. Dahasi göz boyamaya yöneliktir. Inandiriciliktan uzaktir. Buna ragmen 3 Ekim 2005´de müzakerelerin devaminda karar kilinmasi AB´nin ne kadar demokrasi ve insan haklari savunucusu oldugununda kistasidir.Türk Disisleri Bakani A. Gül, tam üyelik sürecinin baslatilmamasi halinde cekilecekleri tehdidinde bulundu. Bu, bir blöf müydü, degil miydi bilinmez, ama para ettigi görülmüstür. AB yetkililerin buna cevabi ayni ton da sert oldu. “Biz Türkiye´ye girmiyoruz. Türkiye, AB´ne girmek istiyor. AB´ne girmek isteyen bir Türkiye, AB normlarini yerine getirmek zorundadir” dedi. Dediler, ama sonuc ne oldu? Dedikleri yerde kaldi.Gerci bunun ip uclari hazirlanan raporlarda her zaman veriliyordu. AB, 6 Ekim 2004 Tasviye Raporun´da Türkiye´ye su payeler biciliyordu. “Tarih boyunca Türkiye Avrupa siyasetinde önemli bir faktör olagelmiştir. Türkiye bütün diğer önemli Avrupa örgütlerinin üyesidir ve İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa politikasının şekillenmesine katkı konusunda önemli bir rol oynamıştır.“„Türkiye'nin nüfus dinamikleri, yaşlanan AB toplumlarının dengelenmesine katkıda bulunabilir. Bu bağlamda AB'nin, gelecek 10 yıl içinde Türkiye'de eğitim ve öğrenime yönelik reformlar ve yatırımlar yapmakta büyük çıkarı var.““AB'nin yeni uzun sınırlarının idaresi de bir başka önemli siyasi zorluk teşkil edecek ve hatırı sayılır yatırım gerektirecek. Göçün ve ilticanın denetlenmesi, yanı sıra örgütlü suç, terörizm, yasadışı göç ticareti, uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla mücadele, hem katılım öncesinde hem de sonrasında yakın işbirliği vasıtasıyla yürütülecek.“ Bunlarin ne anlama geldigi kavranilirsa AB-Türkiye iliskileri ve bu iliskiler baglaminda Kürdistan sorunu karsisindaki tavri da anlasilir. Bu tavrin hicte Kürd millet cikarina uygun olmadigi orta yerdedir. Buna ragmen AB´den beklentiler icine giren Kürd cevreleri kendileri bir tarafa Kürd milletini kandirmaya calisiyorlar. Bu politikalariyla Türk devletinin elini güclendiriyorlar. Bunu acikca ifade etmektende kacinmiyorlar. Kürd milletinin bogazini sikacak güclü bir Türk elinin olmasini politika ediniyorlar.Ihanetin ve Kürd reformist hareketin cirkefligi tüm boyutlariyla ortaya cikmistir. Daha ileri gidilerek Kürd milletinin ezeli düsmani Türk devletinin sembollerine sahipleniyorlar. Kürd milletininde sembolleri oldugunu ispatlamaya calisiyorlar. Kürd millet kaniyla yogrulmus Türk´ün irin ve kan kokan bayragini öpüyorlar.Kimi cevrelerde Kürd milletini bogan devletin sinirlarina “saygiliyiz” bedbahtligini yapiyor. Bu da yetmemis gibi “bizi afederlerse bizim destegimizi alirlar, elleri güclenir” dalkavukculuk yapmada yarisiyorlar. Lozan Antlasmasini onaylayan AB´nin 3 Ekim 2005 tarihli Türkiye´yi AB´ne tam üyelik müzakere sürecini baslatma kararini “olumlu bir adim” olarak destekliyorlar.Tüm bu ser odaklari, Kürd milletine karsi ayni cephede yer aliyorlar. Eger bu oyun bozulmasa millet olarak cok büyük zorluklarla karsi karsiya gelecegimiz aciktir. Bu oyunu bozacak yegane güc, Kürd bagimsizlikcilaridir. Fakat Kürd bagimsizlikcilar da örgütsüz ve iradesizdir. Aslinda büyük bir potansiyeldir. Eger örgütlenir, düsmana ve her türlü uzlasmaci ser odaklarina karsi mücadeleyi yükseltirlerse bu oyunu bozacak sansa sahiptirler. Bunu görmek gerekir. 09 Ekim 2005
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.