BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Yusuf Bülbül · 01.09.2006 · 2 görüntülenme
Bu insanlar nerden geldi, nereye gidiyorlar, Kimi İstanbulluymuş gibi yapıyor, kimi Mezopotamyalıymış gibi yapıyor, kimi Kürdmüş gibi yapıyor, kimi “şıh” mış yapıyor, kimi Dimiliymiş gibi yapıyor, kimi Kurmancmış gibi yapıyor, kimi Aleviymiş gibi yapıyor, kimi Müslüman’mış gibi yapıyor, kimi kültürlüymüş gibi yapıyor, kimi bilimselmiş gibi yapıyor, kimi Kürd siyasetçisiymiş gibi yapıyor, kimi Kürd yazarmış gibi yapıyor. kimi Kürdleri savunuyormuş gibi yapıyor. Ama hepsinin ortak noktası örgütlü bir şekilde Kürd dilini ve kültürünü yok edip, Kürdleri esaret altında tutmaya çalışıyor. KÜRDLER DE BUNLAR GİBİ Mİ YAPSIN? Emperyalizmden, sömürüden, katliamdan bahsediyorlar, bunların yaptığı nedir? Bir gün Kerkük’e sahip çıkıyorlar, bir gün Rum topraklarına sahip çıkıyorlar, bir gün Bulgar topraklarına sahip çıkıyorlar, bir gün Kosova topraklarına sahip çıkıyorlar, bir gün A Zeri topraklarına sahip çıkıyorlar, bir gün İran topraklarına sahip çıkıyorlar, ama her gün Kürd topraklarına sahip çıkıyorlar. Gerçekten bu topraklar bu insanlara mı ait? Oysa bunlar insani gerekçelerle gelip bu topraklara yerleştiler. Şimdi de kötülükle mülkiyetini ele geçirmeye çalışıyorlar. Bazen Rumlara çatıyorlar, bazen Bulgarlara çatıyorlar, bazen Ruslara çatıyorlar, bazen Almanlara çatıyorlar, bazen İspanyollara çatıyorlar, Bazen İtalyanlara çatıyorlar, Bazen Barzani’ye çatıyorlar, bazen Talabani’ye çatıyorlar. Ama düzenli olarak örgütlü bir şekilde sürekli Kürdlere çatıyorlar, Balkanları, Kafkasya’yı, Doğu Ak denizi ve daha birçok yeri karıştıracaklarını söylüyorlar, söylemekle yetinmeyip karıştırıyorlar. Kendilerine Türkmeniz diyen Güney Kürdistanlı 100 ya da 200 bin insana Kerkük’te referandum yapılmasına müsaade etmemelerini telkin ediyorlar, onlar da “Kerkük’te referandum yaptırmayız” diyorlar. Sürekli kargaşa yaratmak insanlığa ne kazandıracak? Kötülükten kim karlı, kim zararlı çıkacak? Doğrusu bunları karantinaya almaktır. Bir milyon Kürd-Türk evliliğinden bahsediyorlar. Bu külli yalandır. Evliliklerin üzerine de “Türk Malı” etiketini yapıştırıyorlar. Kürdlerin A Cem’ler, A Zeri’ler, farklı bölgelerdeki Kürdler ve diğer etnik yerleşimcilerle yaptıkları evliliklere de Kürd-Türk evliliği diyorlar. Sözgelimi Dersim’li, Van’lı Kürd geliyor Ankara’da, İstanbul’da Kayserili, Çorumlu Kürdle evleniyor. Bu yöntemle Kürdlerle Türklerin kardeş olduğunu ispat etmeye çalışacaklar, bunların oyunlarının hesabını yapmak zor. Dünya ülkelerine kafa tutuyorlar, sebebi ise insanlığın Kürdleri bir millet olarak görmesidir. Kürdlerle kardeş olmak istiyorlarsa önce Kürdlerin devlet olma haklarını tanısınlar. Diğer sorunlara çözüm bulunur. Burada biraz tarihe bakalım. Esasen Türkiye Lozan anlaşmasının imzalandığı(23 Temmuz 1923) gün bugünkü gücüne ulaştı. Atatürk açıkça İslam devletlerini arkalarına alıp Avrupa ile savaşacağını dünyaya ilan etti. “yurtta sulh cihanda sulh” anlayışı ile din gerekçeli kıtalararası savaş deklarasyonu çelişki oluşturmaz mı? Kürdistan’a ordu gönderip Kürd halkıyla sürekli savaşmayı gündemde tutmak “yurtta sulh” söylemiyle çelişki oluşturmaz mı? İstanbul Osmanlı İslam İmparatorluğu sürekli savaşmayı hedefleyen bir ırk devletine dönüştürüldü. Arap kökenli insanlar İslam’a sahip çıkmalıdır. İslam’ın terörde, katliamlarda, soykırımda, asimilasyonda, bölgesel savaşlarda ve dünyayı kutuplaştırmada kullanılmasına müsaade etmemelidir. Ederlerse başta bölgedeki Müslümanlar olmak üzere insanlık İslam’dan tiksinir. Yaptırım gücü olmasa dahi bu fikri dile getirmek Arapların hakkıdır. Türkiye 23 Temmuz 1923 tarihinden bu yana sürekli ikili oynadı, İslam devletlerini statükoya bağlı gericiliğe teşvik etti, diğer taraftan batı aleminden bilimsel bilgi ve teknoloji transferi yapmak için işbirliği yaptı, Kürdleri, Rumları Ermenileri ezdi, yok etmeye çalıştı, kendine Türküm diyenleri alabildiğine destekleyerek devlet vasıtasıyla örgütleyip bir millet yaratmaya çalıştı. Kürdleri çağın gerisine itti, diğer halkları Kürdleri yok etmek için destekledi, örgütledi ve kullandı. Her türlü kötülük örgütlenmelerine öncülük etti, İslam halkı asimilasyonu bilmezdi, İslam’a asimilasyonu kazandırdı. Irak’ı Suriye’yi, İran’ı Afganistan’ı Sadabad paktı gibi anlaşmalarla örgütleyip, Kürd halkını terörize edip, yok etmeyi bir yaşam biçimi haline getirdi. Böylelikle İslam’a terör anlayışını kazandırdı. Sadabad paktı planlarını Atatürk yaptı. Sadabat paktının özü Kürdleri her halükarda terörize edip, esaret altında tutmaktı. Dersim ayaklanması Türkiye’nin terör yaratma amacıyla organize ettiği bir olaydı. Evet, Dersim Kürdleri otonomi haklarını talep ediyorlardı, bunun için örgütleniyorlardı. Ama bunu barışçıl yollarla yapmak istiyorlardı. Dersim olaylarını başlatan orduydu. Bir yüzbaşıyı Dersime gönderdiler, senaryo gereği yüzbaşı gece misafir olduğu evin gelinine sarkıntılık yaptı, gelin bağırmaya başlayınca yüzbaşı bacadan çıkıp Erzincan’a kaçtı, Erzincan’dan Ankara’ya telgraf çekip Dersimin ayaklandığını söyledi, orduyu gönderip Dersimde soykırım yaptılar. -Türkiye’ye bilimsel bilgi ve teknoloji vermek ve de Komünizme karşı mücadele etmek dışında- Avrupa ülkeleri veya Amerika Birleşik Devletleri hiçbir zaman Türkiye’yi yönlendirme konumunda olmadı. Söz konusu ülkelerle Türkiye arasındaki akla gelebilecek her türlü anlaşmalar birebir karşılıklı çıkarlar temelinde müzakere edilerek gönüllülük esasına dayalı kararlarla alındı ve uygulandı. Örneğin Avrupa ülkeleri ve ABD kapalı kapılar arkasında Kürdlerin haklarını verin dediğinde, Türkiye “iç işlerimize karışmayın” diyordu. Bu bağlamda batılı ülkeler Türkiye’yi yönlendirme konumunda olmadı ama Türkiye batılı ülkelerini yönlendirme konumunda oldu. Amerika Kürdlerin haklarından söz edince “Amerika katil, katil” diye türküler bestelendi. Böylelikle ABD’nin Kürd haklarına ilişkin talepleri Türkiye’nin muazzam direnişine muhatap olup, kapalı kapılar arkasındaki konuşmalarla sınırlı kaldı. Tabiri caizse ABD Türkiye’nin emperyal özelliğinden çekindi ve Kürdlerin haklarını güncelleştiremedi. Amerika katil ise bu güne kadar Türkiye neden tüm ilişkilerini kesmedi. Ama Türkiye başta terör olmak üzere her konuda ve her zaman Orta Doğu ülkelerini yönlendirdi. Bu anlamda Türkiye kuruluşundan bu yana her zaman kendi çapında emperyalist bir güç oldu. Türkiye’de bilinçli yönlendirme ile bütün kavramlar, fikirler birbirine karıştırılıp, fikir kaosu yaratılıyor. Egemen güç(ordu) haricinde halk katmanlarının kafası allak bullak edilmiş, günümüzde halk herhangi bir kategorideki reel fikri doğru değerlendirme konumunda değil, böyle olmak zorundadır, çünkü bu durum egemen gücün kesin isteği. Ya değilse onları nasıl avucunun içinde tutup, dilediğince yönlendirecek. Sözgelimi Türkiye’de güncelleştirilen emperyalizm söylemi: Bilinen birkaç olayı kısaca yazıp, kimin emperyalist olduğunu irdeleyelim. Örneğin Türkiye günümüzde Orta Doğu ülkelerini yönlendirip, Kürdlerin egemenlik haklarını engelleyebiliyor. Eğer kısa geçmiş tarihten bu yana Türkiye’nin engellemeleri olmasaydı bugüne Kürdistan kurulmuş olurdu. Esasen Kürdistan’ın kurulmasını engelleyen tek güç Türkiye’dir. Arap ülkeleri ve İran, Kürdistan kurulmadan bölgede barışın olmayacağının idrakindeler. Türkiye Araplara ve İran’a güvence verip Kürdistan’ın kurulmasını engelleyebilecek askeri güçte olduğunu söylüyor. Bununla yetinmeyip, Kürdistan’ın kurulmasına izin verdildiği takdirde bölgeyi karıştıracağını açıkça söylüyor. Türkiye’nin güvence vermesi ve tehdidi İran’ı ve Arapları doğru yoldan çıkardı. Ya değilse İran ve Araplar Kürdlerin devlet kurma haklarına saygı duyacak bir olgunluğa, bilgi birikimine ve sağduyuya sahip milletler. Türkiye’nin baskısı ve “yanındayız” güvencesi olmasaydı İran ABD ve Dünya devletlerine rağmen Kürdistan’ı bombalama gafletine düşmezdi, dahası böyle bir cesaret gösterisinde bulunamazdı. Bu olayda Türkiye’nin emperyalist emelleri açığa çıkmıştır. Başka bir deyimle İran’ın Kürdistan’ı bombalanması Türkiye’nin organizasyonudur. Bölge devletleri(İran, Azerbaycan, Ermenistan ve Arap devletleri) Türkiye’nin emperyalist amaçlarına alet olmamalıdır. İslam’ın emperyalist amaçlarla kullanılmasına müsaade etmemelidir. İran Kürdlere saldırmak için Türkiye ile yaptığı anlaşmayı iptal etmelidir. Kürdler tıpkı A Cem, Ermeni, Gürcü, Rum ve Arap milleti gibi bölgenin istikrarını temin edecek bir millettir. Kürdler, A Cem’ler, Araplar ve dünya devletleriyle bir araya gelip, uluslar arası teamüllere ve de anlaşmalara uygun olarak başta bölge huzurunun bir an önce tesis edilmesi için Kürd devleti sorununu gündemine alıp, çözüm yolları üretip uygulamaya koymalıdır. Daha sonra diğer sorunlarını kademeli olarak güncelleştirip, çözüm üretmelidirler. Eğer bunu barışçıl yollarla başarırlarsa Türkiye’nin emperyalist amaçlı planları boşa çıkar, bölgeye huzur gelir. Bildiğim kadarıyla bu sağduyu ve erdem Kürd’lerde, Arap’larda ve A Cem’lerde var. Bir kez de tarihi göz önünde alalım ve tarihin diğer zamanlarını bir yana koyalım. Son yüzyılda toprakları işgal altında olduğu halde Kürdler bölgenin potansiyel istikrar unsuru olma özelliğini hiçbir şekilde kaybetmediler. Tarihi süreç içerisinde zaten Kürdler bölgenin istikrar unsuruydu. Ne zaman ki Türkiye’nin büyüklük savına dayalı emperyalist amaçları devreye girdi o zaman bölge kan gölüne dönüştü. Günümüzde İran Türkiye’nin muazzam baskısı altında eziliyor. Bunun sorumluluğunu da batılı ülkelere yüklüyor. Dolaylı olarak da Türkiye’ye değil batılı ülkelere çatıyor. Esasen bir yönüyle İran haklıdır. Türkiye’nin batı ülkelerinden aldığı bilimsel bilgi ve teknoloji geçmişteki merkezi Irak yönetimlerini ve Türkiye’yi şımartıp, emperyalist amaçlar gütmesine teşvik etti. Ama teknolojiyi ve bilgiyi emperyal amaçlarda kullanma keyfiyeti her zaman için Türkiye’ye ve merkezi Irak yönetimlerine aitti. Başka bir deyimle kimse Türkiye’ye “şu Kürdleri katledin” demiyordu. Şüpheye düşmeden şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum(A Cem’lerin veya Arap’ların böyle bir sorunu olsaydı kesinlikle aynı görüşleri -belki daha fazla sözlerle- dile getirirdim) : Tam anlamıyla tarihsel coğrafi haklarına dayalı Kürdistan kurulduğu zaman bölgeye huzur, güven ve barış egemen olacaktır. Buna bütün kalbimle inanıyorum. İnanmaktan öteye biliyorum. Çünkü Kürdistan kurulduğunda 1. İran Türkiye’nin baskısından kurtulacaktır. Baskıdan kurulunca da potansiyel gücünü savaş için değil iç gelişme ve çevre sorunlarında kullanacaktır. İran realist toplumsal yönetimlere kavuşacaktır. 2. Araplar Kürdlerin toprak ve egemenlik haklarını gasp etmiş bir halk olmaktan çıkıp, bunun ezikliğini ve baskısını üzerlerinden atarak, potansiyel ekonomik ve diğer güçlerini insana ve çevreye yatırım yapmakta kullanacaklardır. 3. İsrail bölge milletlerinin bu diyalogundan sonuç çıkaracak, silahlanmayı bırakıp bölge halklarıyla anlaşma yoluna gidecektir. 4. Türkiye’nin yönlendirdiği Arap guruplar kukla olmaktan çıkıp, teröre geçit vermeyeceklerdir. 5. Türkiye’nin Küçük Amerika ütopyalı emperyalist amaçları boşa çıkacaktır. 6. Kürdler potansiyel güçlerini başta bölge halklarına olmak üzere çevreye ve insanlığın yararına kullanacaktır. 7. Kürdler bölge ülkelerini sürekli karıştıran bir konumda olmayacak, emperyalist amaç gütmeyecektir. 8. Kürdler suyu bir silah olarak kullanmayacaktır. 9. Kürdler bölge milletlerinin örf, anane gelenek ve göreneklerini maniple edip, özünden arındırıp kendi kötü emelleri için kullanmayacaklardır. Böylelikle bölge manipülasyondan kurtulup, doğal kültürel özelliğine kavuşacaktır. Tüm bunlar yapılırken bir kıstas vardır. O da Türkiye’nin yapılacaklara müdahale etmesine kesinkes müsaade ettirmemektir. Çünkü Türkiye içine girdiği andan itibaren bütün olumlu etmenler tersine işlemeye başlayacaktır. Emperyal amaçlar, hileli senaryolar, entirikalar, savaşlar, terör, işkence, zulüm, doğa tahribatı, işgal bölgenin kaderi olmaya devam edecektir. Neden böyledir. Çünkü İstanbul İslam imparatorluğu yıkıldıktan sonra bu kez –batıdan aldığı güçle- Türkiye’nin bölgeyi yönlendirme işlevi devam etti. Elde edilen sonuç ise ortadadır. Mezopotamya kan gölüne çevrildi. Doğa tahrip edildi. Bir kez tasavvur edelim, eğer Türkiye’nin teşviki olmasaydı Mezopotamya kan gölüne döner miydi? Bu mümkün değil. Suriye ve İran Terör üreten birer devlet konumunda olur muydu? Mümkün değildi. O halde Türkiye bölgeyi yönlendirme hakkını öyle veya böyle kullanmıştır. Bu günden sonra artık kenara çekilip, bölgenin yerleşik milletlerinin ne yapacağını sadece izlemek zorundadır. Bölge milletleri Türklerin haklarını teslim edecek kadar asil adalet anlayışına sahipler. Bundan hiç kimse şüphe duymamalıdır. Eğer öyle olmasaydı göçer bir gurup insan devlet kuracak güce erişemezdi.***** Türkiye Kürdleri yok etmek için her kim nerede olursa olsun, dini inancı, milliyeti, ideolojisi, uzaklığı, yakınlığı ne olursa olsun ittifak kurmaya çalışıyor. Ama Kürdlerle anlaşmayı asla düşünmüyorlar. Çünkü yapay bir aşiret vasıtasıyla özel Türk-Kürtlerini oluşturmuşlar. Uluslar arası anlaşmalarda bu insanları Kürd diye dünyaya yutturuyorlar. Özel Kürdleri Kürdleri yok etmekte kullanıyorlar. Avrupa ülkeleri Türkiye kökenli tüm Kürd dernek ve partilerini kapatmalıdır. Sözde Kürdler adına Kürdçe ve Türkçe yayın yapan organlarını kapatmalıdır. Kürd enstitülerini kapatmalıdır. Avrupa devletleri dürüstlükle kötülüğü ayırt edecek bilgi birikimine sahip toplumlardan oluşuyor, dolaysıyla tüm Kürd oluşumlarını kapattıktan sonra dürüst Kürdlere yeniden bir örgütlenme imkanı tanıyabilir. Onlardan doğru ve dürüst bir talepte bulunmalarını isteyebilir. Kürdler kendilerine zorla kabul ettirilen gaflet uykusundan uyanmalıdır. Şeytanlık içlerine işlemeye başlamış dillerini yok ediyor. Gerçek Kürdçe yok olduğunda Kürdlerin tüm olumlu insani özellikleri de yok olur. Atalarımız her türlü kötülüğe göğüs gererek Kurmancıyı bu güne getirmiş, bu mükemmelliğe sahip çıkamıyorsak en hafif deyimiyle aptallık olur.25 Ağustos 2006 Yusuf Bülbül
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.