BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Zeynel ASLAN · 22.10.2006 · 1 görüntülenme
Sağolsun Sevgili Bahoz; Ahmet ÖNAL arkadaşın biraz eğlendirici, biraz alaycı ve biraz da yenilenmeye davet babında kaleme aldığı ;"Kurnaz Köylü Mendo Şerefdin'de Kalır' başlıklı yazısına atfen tamamlayıcı bir yorum eklemiş. Ancak Ahmet ÖNAL sosyolojik çüzümlere tabi tutmaktan ziyade yaşanan bir hikayeyi aktarmış; Aslında pek de isabetli olmuş... Ancak sol, sosyalizm, kapitalizm, reform, itifaklar, temel güçler, geçici itifaklar, "Egemenlik kayda - şarta bağlı olmaksızın milletindir; miletin efendisi ise köylüdür", modernite, sosyal demokrasi, göç, eğitim, popilizm de köylü kitlelerinin ağırliği ve siyasetin düştüğü basitlik, muhafazakarlıkta köylülüğün rolü, dil ve kültürün yaratılışta köylülüğün ağırlığı vs. bunların tümü için eski ezberler bozularak tartışılırsa fena olmaz diye düşünüyorum. Eskiden de bu sorulara dayalı sorunlar hep aktueldi. Ancak cevapları hep eksik kaldı. Öylesine eksik kaldı ki, devrimin batıdan doğuya kayması, tek tek halkalardan zincirin halkaları kırılarak dünyanın 2/3'nün sosyalizme evrilmesi, "halkalar siyaseti"nin yanlış olduğu, sürekli devrimin geçerli olduğu/olmadığı, kişi tapınmacılığı, öz gövensizlik, tutarsızlık, Nep politikası vs. tartışmalar da köylülük üzerinden yörütülüyordu. Kiminin kapitalizmi çözecek gücün köylü itifakından geçeçeğini, geri ve azgelişmiş ülkelerde devrimin temel gücü köylülüktür dediği, Kimi 'geveze aydın'lardan değil, biz köylülerden çobanlardan generaller yarattık dediği, Kimi sürekli devrimin geçersizliğini koylünün ve kapitalizmin farklı farklı ülkelerdeki eşitsizliğinden yada farklılığından dolayı gerçekçi olmadığını söyledi. Kapitalizmin yeniden sosyalist- demokratik devrimleri kesintiye uğratmasının nedenini önemli oranda köyluluğun devrimdeki "temel güç" olarak ağırlığına bağladığı, köylülüğün ağırlığından dolayı mazlum milletlerin milli birliklerini gerçekleştirememelerinin asil sebebi olarak da kölünun sosyal siyasal ağırlığı ileri sürüldü. Görülen o ki tüm alt-üst oluşların sunduğu verilere rağmen köylülük ve buna bağlı olarak köylücülüğün düşünsel ve ideolojik ağırlığı olumlu yada olumsuz yeterince bütünlüklü tahlile ve tartışmaya ihtiyaç duyulurken, bu sorun akademik düzeyde parçalı tartışmaların üstüne çıkmış değil ve eski söylemler tartışılmaksızın ve ezberi bozulmaksızın kabul edilmişliği devam ediyor... Bu konuların geçmiş reçetelerle ele alınması tipki Mendo'nun Şerefdin dağında kendi izine düşmesine benziyor. Türklerin de "atanın izinde" olmaları onları dünyadaki gelişmelerden izole ettiği gibi. Köylülük kavranmaksızın köy koruculuğu, musteşarların çahşlığı ve ayaklanması, solun çözülüşünü kavramak mümkün olmaz diye düşünüyorum. Hatta bugün egemen millet solunun milletçileşmesi olgusu da bu sorunlara cevap bulunmaksızın kavranılamaz.. İşte bunlar "kendi izine düşmeksizin" yanı eski reçetelere bağlı kalmaksızın tartışılmasını arzu ettiğim için Ahmed'in değindiği tarzda köylülüğün sorunlarını ve kendimizi yenileyerek gelişeceğimizi ben de düşünüyorum. Geçmişe dönerek tartışmalarımızı sürdürürken de kendi izimize düşüyor ve dar çembere alındığımız düşüncelerimizi aşamıyoruz. Bizim 78 kuşağının babaları çoğunlukla çobandı. Devrim ve siyaset sorunlarını ele alırken mümkün olduğu kadar köylülüğü kazanmak için köylüce davranırdık. Hatta köylülüğün refleksiyle hareket edenler daha çok kitleselleşiyordu. Aşiret çelişkilerine girme, kendinden olmayan guruplara köylü feodal bir zihniyetle tasfiye etme ve kendine alan açma, tüm olanlar ezilen milletin yani bizim ve bizler gibilerinin parçalanmışlığa varacak kadar çelişkileri derinleştirdiğ, demokrasi ve iç uzlaşı kültürünü dumura uğrattığı, hoşgörüsüzlüğü bir huner haline getirdiği vs. köylülükten gelen bir refleksle yaklaştığımız için gelişme trendini yakalayamadık.. Gurupların kitleleri aydınlatarak militanlaştıraması yerine, çeteleşme hatının geçerli bir akçe olarak ortaya çıkışının bir nedeni de yine köylu sosyal refleksiyle ortaya çıkıyordu. Evet köylülüğe ilişkin bir politika olacak ama bu politikanın eski tarzda olması; devrimci milli kurtuluşçuluk yada sosyalizm açısında "kendi izine düşmek" anlamına gelir ki bu da Mendo'nun varacağı yerdir. Bizim kendi amacımıza eski denenmiş yenilgi aldığımız yollardan varmamız, bugünkü küreselleşen dünyada "kendi izine düşmek"le olmayacağı açıktır. Aydınlanmak, köycülükten kurtulmak ve kendi izine düşmemekten geçer. Tabi kendi izine düşmeyeyim diye yeni felaketler getirecek yola/yollara sapmak da var! Lütfen Çok Dikkat!
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.