BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmet ÖNAL · 21.10.2006 · 2 görüntülenme
Bu yazımda Şerefdin dağında aykırı, kurnaz ve kendi izine düşen Çoban Mendo’nun hikayesini anlatacağım. Umarım siz okurları aciz etmemiş olurum... Mendo’nun her vakti kısa yoldan ve tez anda tüm çoçuklarının ömür boyu “risqini”(nafakasını), ekonomik problemlerini çözerek, inzivaya çekilmek. Çocuklarıyla rahat ve moderen bir yaşam sürdürmek, daha doğrusu insan gibi yaşamanın projesiyle kafa yorup, yoğunlaşır. Küçüklüğünden beri, baba ve dedesinden en iyi öğrendiği iş ise çobanlık. Bu nedenle hesabını koyun, kuzu, koç vs. hayvanlar üzerinden yapar: Mevsim kış. O yıl kış pek zor geçer. Mendo’nun elinde küçük çapta ticaret yapacak babadan kalma az parası, yine babadan kalma ve hiç azalıp çoğalmayan 150-200’de koyunu var. Aileden edindiği rutin alışkanlıklari ile her yıl150-200 hayvana yetecek kadar ayırdıkları ot, arpa ve samanı, tedbir mahiyetinden fazladan da 300-400 hayvana yetecek kadar ot, arpa ve saman ayırırlar. Her defasındada ot ve samanın yarısından fazlası bir sonraki seneye kalır. Mendo, zengin olmanın arayışı ve hesabı ile bu kaideyi bozmayı kafasına koyar. Bir gece yine aynı hesaplar ile uykusu kaçar. Şöyle bir pılana kendisini ikna eder: “Bu sene kış zor geçiyor. Bende ise bol miktarda ot, arpa ve saman var. 150-200 hayvanım var. Bu hayvanları çok rahatlıkla bahara çıkarabileceğim gibi, bir 150-200 hayvana daha yetecek kadar da ekstradan ot, arpa ve samanım var. Mevsim sert geçse de nihayetinde newroza vardık. On gün sonra nisan. Nisan yağmurları bir başladı mı ister istemez sıcaklar çıkar ve havanın sertliği kırılır. Fırsatı iyi değerlendirip; ot, arpa ve samanı olmayanların hayvanlarını ucuza kaparsam, hiç bir problemim kalmaz.” diye düşünür. Çevrede ot, arpa ve saman sıkıntısına düşenler, çaresiz Mendo’yu imdada çağırır. Mendo ise veresiye ot verme yerine, çaresizliğe düşenlerin hayvanlarını ucuzdan kapmak üzere pazarlığa oturur. İstediği fiyatta, 150-200 koyununa 200-300 de kısır hayvan ekler. Derken havalar ısınır. Mayıs’a doğru, artık Mendo doğan kuzular ile birlikte toplam yediyüz hayvana sahiptir. Yanına iki de çoban alarak ağır ağır yayla (zozan)lara doğru Şerefdin dağının yolunu tutar. Kışın bol kar yağmış, baharda da hafif ama dengeli aralıklarla yağan yağmurlar tabiata büyük bir canlılık ve bereket katmıştır. Aynı oranda gün geçtikçe Mendo’nun hayvanları da kilolanır.Yazın Şerefdin civil civildir. Bêrtîlerin kon diyerek açtikları oba çadırları, kuzuların meleyişi ve Mendo’nun pürüzsüz giden planı!.. Tüm bunlar yanyana geldiğinde, adeta zafer serhoşluğuna kapılan Mendo, kimseleri takmaz, hesapları ile başbaşa etrafa yabancı, kimse ile sohbet etmez halde yaşar. Çünkü o bir kaç ay içerisinde sahibi olduğu hayvanlarını 150-200’den 700’e çıkarmış, o köycül – çoban kültürü ile kim olsa bu zafer serhoşluğunu yaşamaz mı? Yaşar!.. Zaman Ağustos’un sonlarıdır. Şerefdin de artık havalar serin değil, soğumaya başlar. Mendo’nun hayvanları da artık kilodan kendini taşıyamaz halde. 150 koyunu hariç, tamamı besilik duruma gelmiş hayvanlarını bir de çobanını yanına alarak Erzurum’un yolunu tutar. Hayvanlarını Erzurum Et Kombinası’nda kiloya çıkarır. İnanılması güç kilolu hayvanlarından, kendisinin de tahmin edemediği muzzam bir kâr elde eder. Paralarını alıp Şerefdin dağındaki konuna(obasına) döner. Artık yaylacılar, geri ovlara dönmek üzere Şerefdîn’in zozanlarını terk etmeye hazırlanır. Mendo da iki çobanının hesabını keser, kendilerine teşekür eder, çocukları ve yazın topladıkları katıkları hayvanlara yükleterek kışlıklara doğru uğurlar.O yıl Mendo, Şerefdin dağının berekeketinden payına düşenini fazlasıyla almanın mutluluğu ile Şerefdin dağına tüm hidetiyle ve adeta aşık olurcasına sevmiştir. Artık dağ, koyunlar ve Mendo başbaşa kalmıştır. Mendo, akşam üşüdüğünde; “Yeter artık, yarın ben de dağı terk edeceğim!” diye karar verir. Ancak sabah olup koyunlarını dağa verdiğinde, koyunlar sonbahar yağmurlarının ardında çıkan taze otlara adeta saldırıp otladığını görünce; “Hele dur! Bugün de kal! Hayvanların zevkini bozma. Hem bu dağ bereketli bir dağdır! Bırak koyunlar karınlarını doyasıya doldursun!” diyerek kararından vaz geçer.Bu durum dört-beş gün tekrar eder. Artık mevsim kışlığını hissetirmektedir. Ancak Mendo’nun koyunları dağa adeta sarılıp otlamaya başlayınca, Mendo akşam kıldığı kararından her defasında vaz geçer, eli dağdan olmaz ki terk etsin! Ve kalır..Derken bir gün ani bir boranla yüzyüzedir Mendo. Koyunları karlı tipiden kurtarmaya uğraşırken, koyunlar soğuk ve fırtınanın etkisiyle, birbirlerine sarılırcasına sokulur ve inatla yola koyulmamaya direnirler. Artık gece yakındır. Her taraf sütbeyazdır. Hava sislidir. Koyunları kurtarmayacağını anlayan Mendo, kendisini kurtarmanın telaşı ile yola koyulur. Ancak yollar kapalı ve Mendo pusulasını kaybeder! Kaybettiği istikametini bulmak üzere atağa geçer. Tam yorulup çaresizlik içinde yığılmak üzere iken, bir de bakar ki önünde bir insan izi. Umutla yeniden canlanır ve hızlanır; “İzi buldum. Allah kerimdir!” deyip takip eder. Epey gider... Bir de bakar ki iki insan izi! Umutla daha da hızlanmaya çalışır. İnsan izi sayısı üç...dört derken çoğalır. Artık gecenin soğuğu ve Mendo’nun tükenen enerjisine, Mendo’nun izlerin sayısındakı artış oranında artan umudu, Mendo’yu taşımaya yetmez olur. Mendo Şerefdin dağında, keçesini kendisine sararak, birbirini takip edip çoğalan izlerin kenarına yığılır. Kısa bir uykunun ardında, artık kanı donan Mendo can vermiştir. Bir daha canlanıp, kendi izine düştüğünü anlamaya da imkanı kalmaz...Kendi izine düşmek; Mendo gibi anlamadan ölüme yürümektir. Bu nedenle farklı ve yeni izler yaratmak ve zamanında yola koyulmak neden kötü olabilsin ki? Bazen yeni izler, yeni arayışlar bizi kurtuluşa götürebilir. Onun için arada bir ezberi bozmak, kuşkucu davranmakta fayda var!... Yeni, dengeli ve alçakgünüllüce arayışlar bizi tazeler, bilgili kılar, kendine getirir! Hesapsız, kurnaz çoban ise Şerefdinde kalır! Tıpkı Mendo gibi...
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.