Siyaset

Korku İmparatorluğu

Sinan KARAÇALI · 27.10.2006 · 2 görüntülenme

Adresimizi nereden almışlar bilmiyorum, ama Türklerin Almanya’da çıkardıkları “Posta” gazetesinin her sayısı istisnasız yolanır. Bazen şöyle bir göz gezdiririm. Bugün gelen sayısında Türk’e has bir ikiyüzlülük ile yorumlanan bir haber gözüme ilişti. Haber ve yorumun ayrıntısı şöyle.Dietzenbach Belediye Meclisi, kreş ve anaokullarda Almanca dışında başka bir dilin konuşulmaması, Almanya Cumhurbaşkanın resmi ve Alman bayrağının asılmasını karar altına almış. Ben burada bunun doğru yanlışlığına girmeden, “Almanya Türk Toplumu” (TGD) denilen kurumun tepkisini dikkatinize sunmak istiyorum. “Posta” gazetesi tepkiyi şu şekilde özetlemiş.“Almanya Türk Toplumu (TGD), Dietzenbac Belediye Meclisi’nde alınan şok kararı sert şekilde eleştirdi. “Entegrasyon” kılıfı altında “asimilasyon” yapılmak istendiğini açıklayan Almanya Türk Toplumu, yerel yetkililere seslenerek, bu kararın ve uygulamanın kaldırılmasını talep etti.”Ben bu tepkinin doğruluğu, yanlışlığını burada tartışma gereğini duymuyorum. Yanlız dikkatınızı bu kararın yanlışlığına tepki duyan “Almanya Türk Toplumu”nun Türklerin ortaasyadan coğrafyamıza geldiğinden bugüne yerli halkları asıp kesmesini, asimile ederek, devşirerek, Türkleştirerek olmayan bir “Türk ulusunu yaratmayı” savunuyor olmasıyla nasıl bağdaşlaştırdıklarına dikkatınızı çekmek istiyorum.Bu bir mantıktır. Bir yaşam tarzıdır. Türk denilen barbarlar, gittikleri her yerde “sahiplik” etmeyi kendilerine hak bilmenin mantığıdır. Yoksa sözkonusu karara karşı çıkışları demokrat olmalarından ileri gelmiyor. Gelmediğini ortadoğu coğrafyasında yüzyıllardır Türk barbarların yok etme uygulamalarıyla karşı karşıya olan mağdur halklar çok iyi bilir.Kendilerine Türk diyen ucube mahluklar topluluğu paranoyaktır. Hasta bir toplumdur. Tedavisi mümkün değildir. Çünkü varoluş nedeni sakattır. Coğrafyamızın yerlilerinden değildirler. Dışardan gelmiş göçmen muhacir sürüleridir. Coğrafyamızı işgal etmişlerdir. Ülkelerimize zorla ele geçirmişlerdir. Kılıç zoruyla yerli halkları tahakum altına almişlardır. Yerli halkların yaratığı tüm maddi ve manevi değerlere el koymuşlardır. Yerli halkları zorla devşirmişlerdir. Köksüz, ruhsuz, kendine güvensiz ucube bir topluluk yaratmışlardır. Daima yok olacakları psikolojisiyle yaşamışlardır. Bu durum öylesine içselleştirilmişki, korku imparatorluğuna dönüşmüştür. Bu durum onlarda ötekine karşı daima kendini koruma içgüsüsünü geliştirmeye sevketmiştir. Savunmadan öte saldırıyı yaşam felsefesi edinmiştir. Kendini yaşatmayı ötekinin yokedilmesi üzerine inşa etmiştir. Türk toplum bireyi güvensiz, inançsız, dalkavuk, elpençeci, ama diğer yanda ahmak, utanmaz ve yüzsüzdür. Dünya insanlığı tarafından geçmişlerinden ötürü istilacı, işgalci, talancı, gaspçı, katliamcı, soykırımcı olarak bilindiği gibi, bugünkü icraatlarıda anti-demokratik olarak kabul görülür. Bu bir kimliktir. Türk bu kimliklerle tanınır ve anılır. Ve bu daima karşılarına çıkarılır. İnsanlıktan nasipsiz oldukları kendilerine hatırlatılır. Bu durum Türklerde bir suçluluk psikolojisine yol açmıştır. Bunuda temelsiz karşı saldırıyla aşmaya çalışır. Fransa Parlementosunda Ermeni soykırımını yok sayana cezai müeyide getiren yasaya ve bugünde Dietzenbac Belediye Meclis’inde alınan karara karşı oldukları gibi. Nedensiz değildir. Korkuyorlar. Türkler, Türk denilen ucube toplumun bireyleri pamuk ipliği ile birbirine bağlı olduğunu, boş bırakmaya gelmiyeceğini, halaç pamuğu gibi dağılacağı korkusunu yaşıyorlar. Bunuda ancak kışla kültürü ve disiplini ile götürebilecekleri yere kadar ölüm kalım savaşını vermekte buluyorlar. Her yılın Ağustos ayının sonunda yaratılan gerilimin nedenide budur. Türk, savunma yerine kendini saldırıya göre şekilendirmiş. Eğer dikkat ederseniz her lafın başında “uyarıldı”, “gereken mesaj verildi” nakaratı tekrarlar dururlar. Aslına bakılırsa daima uyarılan kendileridir. Bu durum Türk denilen ucube toplumda aşağılık kompleksi yaratmıştır. Bunu telefi etmeyi karşı saldırıda bulmaktadır. Türkler haddini bilmez mahluklardır. Kendilerini ne zanediyorlar? Sanki bu dünyanın “efendileri” onlarmış gibi. Öyle olmadıklarını onlarda bilir. Bilir bilmelerinede aşağılık kompleksidir onlarınki. Bunuda havlamakla gidermeye çalışırlar. Psikolojik bir vakayla karşı karşıyayız. Bu sorgulanmadan, gereği yapılmadan Bu toplum varolduğu müddetçe coğrafyamızda yaşayan halkların barış içinde komşuluk hak ve hukukuna dayalı yaşamasının imkanı yoktur.Türk toplumuna yön veren Kemalist ideolojidir. Kemalist ideoloji, ırkçı, şoven, katliamcı ve asimilasyoncudur. Bunuda sistem haline getirdiği devlet terörü ile gerçekleştirmektedir.„Öteki“ olarak adlandırdığı kendi dışındaki herkesi potansiyel tehlike olarak algılamakta ve yok edilmesi gereken düşman olarak görmektedir. Bunun gereğinide yapmıştır. Dietzenbac Belediye Meclis’inde alınan karara karşı olmalarının altındaki dürtüde budur. Coğrafyamızda yaşayan onlarca millet ve milli azınlığı katliamlarla, asimilasyondan geçirmiş, yerinden yurdundan etmiştir. Yok edemedikleri Kürd milleti olmuştur. Kürd milletinide yok etmek içinde akla hayala gelmeyen her yol ve yönteme başvurmuştur. Fakat buna rağmen başaramamıştır. Fakat bu bundan vazgeçeceği anlamına gelmiyor. Oysa onu daha da saldırganlaşmasına yol açmaktadır. Bu politıkasından vazgeçeceği beklenilmemelidir.Türk egemenlik sistemin kendisi dışında herkesi düşman olarak algılaması sadece misak-ı milli dedikleri açık cezaevi içinde zorla tutuğu millet ve azınlıklarla sınırlı değildir. Dikkat edilirse Türk egemenlik sisteminin kavgalı olmadığı hiçbir komşusu yoktur. Dahası komşularıyla şu veya bu şekilde ilişki içinde olan herkesi bile „şer güçleri“ olarak ilan etme gelenekseleşmiş politıkalarıdır.Bu mantık değişir mi? Değişir diyenler bugüne kadar yanıldıkları gibi bundan sonrada yanılır.28 Ekim 2008

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.