Siyaset

KOPARILAMAYAN BAĞ İLE KURTULUŞ OLURMU?

Zerdeþt Seyda · 18.03.2006 · 2 görüntülenme

Bir ülkenın  varlığı  önce aydınlarından sorulur. İlk söz sahibi olması gerekenler ne şeyhtır  tarikatı ön planda insanlığa cennet vaad etsın, ne ağadır topraklarına  ve bağlı  marabaya hükmetmekle uğraşsın. Evet söz sahibinden bahsediyoruz… Eğer bu kişiler ne kadın, ne koca, ne esnaf ne din adamı  değillerse doğrusu buna benzer kimlikleri aydın kimliğinden sonra geliyorsa  ilk ve son   söz hakkı  kendiliğinden doğar.  Sınıflar tartışmasına girmeden buna gerekte duymadan  olabildiğince basite indirgeyerek  sorumluluğa daveti kendimizle başlatmayı uygun buluyorum. Onlarca yıldır siyasetle iç içe yaşayan ‘politize’ olmuş  Kürtler yakın tarihleri ile ilgili  yaşadıklarını  ideolojik mülahazalardan arındırarak  alt alta sıraladıktan sonra  ( varsın  eksilerını şimdilik unutsun) artılarını   hesap edebiliyorlarsa  ciddi bir birikimın varlığından haberdar olacaklardır.  Yetmişli yıllarda    Kürdistanı çevreleyen 4 sömürgeci devletın diktatörlüğü yetmemış  olacakki birde kalktık  ‘proloteryanın diktatörlüğünü’ istedık . Her renkte solumuz ( o yıllarda sağımızdan yoksunduk) bu diktatörlük geldıkten ve sosyalizmle kurtuluş sağlandıktan sonradırki Kürdistan kurtulacak diye avunuyordu. Bunuda proloterya yapıyor sanıyorduk. Garibim proloteryanın onca yükü yetmemış olacakki  birde sırtına 4 parçaya ayrılmış Kürdistanın  kurtuluşunu koyuyorduk. Zavallı taşıyamadı altında ezıldı  teorisi ile birlikte tuzla buz oldu. Yok olan bu yanlışların yasını tutmayacaksak artılarımızı düşünerek  üzerıne bina inşa edeceğımız düzeyi hesaplamak zorundayız. İşte hiç hesaba katmadığımız bu eksilerden bazıları  paçamıza yapışıp duruyor. Bozuk plak gibi beynımızde tekrarlanılan şartlanmışlıklardan  kurtulmak için olaya zaman zaman  farklı açılardan değerlendırmekte yarar var.  Bana çok çarpıcı gelen iki örnekle ele almaya çalışalım.  1. Türkiyede günübirlik yaşadığımız Türk ırkçılığının sloganlaştırdığı ‘vatanın, Atatürkün, Türk ırkının üstünlüğü, askerlığın  yada Müslümanlığın’ kutsallaştırılmasının altında iktıdarı elınde bulunduranların çıkarlarına tekabül eden uyuşturucu pazarı, fuhuş pazarı, rüşvetçilik müessesesi ve her türlü mafyalaşmanın kurumsallaştığı çete devletın  varlığı yatmaktadır. Demokrasi, şefaflık  ve insani değerlere göre biçimlenmemıştır, iflah olmaz bu serdengeçti nın  varlık nedenlerının ortadan kalkması  gerekır. Sonuç şu Kutsallaştırdığı şeyın altında gayrimeşruluğun gizli olduğu dünya alem bilmektedır.     2. İkinci örneğı ortaya koyarken elımızı vicdanımıza koyarak cesaretle  ele alalım. ‘Halkların  Kardeşliği’ sahtekarlığını şu ana kadar her hangi bir TC kurumundan veya sivil toplum örgütünden  duymadığımıza göre neden hala  Kürtlerın diline yapışık sakız olmuştur. Nedenı çok basit ; hala beynınde ayrı bir halk olduğunu özümsemeyen,  şuur altında  bağlı kalmanın rahavetını taşıyan,  kolaycılığın hatta esaretın kılıfıdır.  İstenen bağımsız eşit koşullarda kardeşlığın şartlarını sıralayabilirm ancak var olan koşullarda istenılen kardeşlığın şeklı siyam ikizlerinın kardeşlığıdır. Yapışık doğumu sağlanan bu ucubenın özgürlüğünden  bahsedılemez. İstenılen özgürlük ise tarifinı birey ve toplumsal haklarla evrensel normlar içinde olması gerekmezmı.  Niye yapışıyorsun Araba, Türke, Farısa kardeşım diye, öncelıkle kendi halkımızla kardeş olamazmıyız? Umarım Kürt aydını iradi birliktenlığın anlamını bu halka bir gün anlatır. Bir tarafta  sömürgecilik diğer tarafta dört parçaya ayrılmış bir ülke gerçeği önümüzde dururken  hoşlarına gitsın diye  ortaya atılan kimsenın içtenlıkle linanmadığı sahte sloganlarla avunamayız.                                                                                                        Öyle ya biz Kürtler Türksüz-Arapsız-Acemsız yaşayamayiz. İllede  onlara dayanacağız, parçalanmışlığı kabul  edeceğız,  İranla-TC ile-Irakla ve Suriye ile  birlıkte olacağız.  Sorunca niye?... Öyle ya neden?.. Cevap hazır  ‘bizim realitemız böyle’   denılıyor. Biraz daha  zorlanınca ‘bağımsızlık verdılerde almadıkmı’ denılıyor..     Lo bıra sen istemiyorsunki. Kim sana neyi versın?  Maşallah esareti yaşarken , beynındede masayı kurmuşsun; pazarlığıda kendi kendine başlatmışsın. Ah sömürge ülkenın  garibanı sen ne istediğini bilmiyorsun ki. Diğer parçan  suni sınırlarla karşında dururken  parçalanmışlığı  meşru sayan  isteklerden şiddetle  kaçınmak ancak kopuş düşüncesi ile mümkündür. Zira çıkarsal araçlarla iç içelık yaşayanların  milli amaçları olamaz. Gündelık  yaşamın peşınde  ağzı açıkta sömürgeci güçlerın  mamasını bekleyenler  kopuşu önlerıne koyamazlar. Pazarlık bilmeyenler yada pazarlığa başlarken otonomi,federasyon, kültürel özerklık  veyahutta Apo’nun cezaevınden kurtuluşu için oturum açanların  masadan yenılmiş olarak ayrılacakları  peşınen bilinmelidir. Kaldiki  Apo nun özgürlüğüne fit olanlar  Kürdistanın hayalıne bile zincir vurmaya  hazırlanıyorlar. ‘Kürt sorunu’ kendi içerisindedır;T ürkiyeden yada başka bir sömürgeci devletten sorulamaz, öncelıkle  ülkesının sorunudur. Kürdistan sorunu olarak kendisini çevreleyen  sömürgeci diktatörlüklerden kurtulma sorunudur.Unutulmamalıdır ki, yeryüzünün paylaşımı bitterken önce okyanuslar, daha sonra uzay paylaşıldı. Yeniden yeryüzüne çeki düzen verme gerekliliği görüldüğünde yüzyıllık diktatörlüklerle idare edilen çağ dışı devletciklerin sonu ile tarih sahnesindeki yerine hazırlanan  Kürdistanın başlangıcını  aynı anda yaşayacağız gibi geliyor. Her Newroz’un  kurtuluş için yeni bir atılıma dönüşmesi dileğiyle.                  NEWROZ PİROZBE19.03.2006

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.