BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 02.10.2005 · 2 görüntülenme
Avrupa Birliği'nin pazartesi günü (yarın) Türkiye ile müzakerelere başlama planlarının son dakikada bıçak sırtı bir hale gelmesi sürpriz değil. Türkiye, Brüksel'deki koltuğuna 10 yıl veya daha uzun sürede otursa bile, birliğin en yoksul ve en kalabalık üyesi olacak, ama Bakanlar Konseyi'nde en büyük oy hakkını elde edecek. İşleri zorlaştıran şey, Avrupa değerlerine uyduğunu kanıtlamak bakımından Türkiye'nin yükünün ağırlaşacak olması. Avrupa'nın geleneksel sınırları dahilindeki eski adaylardan daha fazla kendini kanıtlamak zorunda kalacak. Mevcut çıkmaz, Avusturya'nın, müzakerelerin açılması için AB hükümetlerinin üzerinde uzlaşması gereken çerçeve belgesine, Türkiye'nin tam üyeliğine somut bir 'ortaklık' alternatifi konulması yönündeki ısrarından kaynaklanıyor. Diğer 24 AB üyesi ve bizzat Türkiye, belgede müzakere sürecinin başarısızlığa uğraması durumunda Ankara ile AB arasında 'mümkün olan en güçlü bağın' kurulması gibi muğlak bir ifadenin yer almasından memnun. Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatarak altı aylık dönem başkanlığının ilk başarısına imza atmak için elinden geleni yapan Britanya, AB dışişleri bakanlarını yarın (bugün) akşam özel bir toplantıya davet etti; toplantıda Avusturya'ya geri adım atması için baskı yapılması bekleniyor. Avusturya'nın tutumu Avusturya'nın tavrı bir yanıyla taktiksel; komşusu Hırvatistan ile Türkiye'ninkine paralel müzakereler yürütülmesini istiyor. Fakat, 1683'te Türkleri Viyana kapılarından püskürttükleri için kendilerini Avrupa'nın kurtarıcısı olarak gören bazı Avusturyalılar için bu aynı zamanda derinlere uzanan bir mesele; ayrıca Fransız ve Hollandalı seçmenlerin daha fazla genişlemeye karşı alerjisini paylaştıkları da kesin. Ancak Türkiye'nin sürecin sonunda elde edeceği ödülü sulandırmak ciddi bir hata olur. AB'nin Türkiye'deki reform sürecine can verebilmesinin tek yolu, bu ülkeye karşı tam üyelik havucunu sallamaya devam etmesidir. Fakat Türklerin de AB'ye tam üyeliğin ne anlama geldiğini daha baştan idrak etmesi gerekir. Anlaşılan o ki bazı Türkler müzakereleri, çarşıda pazarlık yapmak gibi görüyor; karşılıklı fiyat söyleyip ortada anlaşılacağı gibi bir yanılsama içindeler. Fakat üyelik müzakerelerinde AB politikaları ve kuralları üzerinde pazarlık söz konusu değildir; esas mesele, aday ülkenin o kuralları ne kadar sürede benimseyip benimsemediğinden ibarettir. AB'yi zorlayacak üç alan Türkiye'nin durumu göz önüne alındığında, AB'nin üç alanda sıkı durması bilhassa önemli. Birincisi, Türkiye insan haklarına, inanç ve inançsızlık özgürlüğüne saygı gösteren işler bir demokrasi olduğunu göstermek zorunda. Ankara yakın dönemde bu alanda önemli aşamalar kaydetti, fakat daha kat edilecek çok yol var. İkincisi, işleyen bir piyasa ekonomisine sahip olmalı. Türkiye 10 yıldır AB ile gümrük birliğinde, fakat yolsuzluklardan tam olarak arındığını söylemek mümkün değil. Üçüncüsüyse, azınlıklar ve tarih meselelerinde, bundan önce Kürtler ve Ermeni sorununa dair sergilediğinden daha müspet bir tutum sergilemek durumunda. Türkiye'nin AB macerasının sonuca ulaşıp ulaşmayacağını şu an için kimse bilmiyor. Fakat Brüksel, Türkiye'nin bu yolda ilerlemesini sağlayacak çerçeveyi çizmiş durumda. Her iki taraf müzakerelere son noktayı koymadan önce reformların kabulü ve uygulanması beklenecek. Türkiye'ye daha önceki adaylardan daha katı bir tutum gösterileceğine kuşku yok. Fakat mesele daha ciddi; Türkiye, Brüksel'in işbirliğini heba edemeyeceği kadar büyük bir ülke. Bizi zor günler bekliyor. En azından bir AB ülkesi, Fransa, Türkiye'nin üyeliğine dair kararını referandumla verecek. Türkiye'nin başvurusu AB müzakerecileri tarafından her yönüyle test edilmemiş olursa, Türkiye böyle bir oylamadan üye olarak çıkamayacaktır. Financial Times Başyazı, 1 Ekim 2005)
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.