BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
bahoz þavata · 13.10.2006 · 1 görüntülenme
Tarihi geçmişi kesintilerle değil, onu belli bir kopuşa götüren olayların ve değişimlerin seyri içinde baktığımızda doğru sonuçlar elde ederiz. Kürtlerin 19. yüz yıl ile 20. yüzyıllarda yaşamış olduğu savaşlar, kırımlar ve göçertmeler sonucu toprakları alanı bakımından daraldığı ve Kürt nüfusun içe itildiği görülür. Bu değişim özellikle Kuzey Kürdistan’da yaşanır. 1800 başlarında Kuzey Kürdistan alanı bakımından bu günkü Ermenistan’ın Azerbaycan’ın ve Gürcistan’ın bir kısmını içine alan genişlikteydi.* 1800’lerde Kars, Mervan-Erivan bölgesinde ekseri nüfus Kürtler idi. Bu durumu Rus devlet arşivi de doğrular. Bu arşiv bilgilerine göre: Yezidi Kürtler ile birlikte Kürtlerin nüfusu 432.785’dir. Ermenilerin;158.891, Türk-Tatar;180.000, Acem; 62.200, Rus; 26.000, Çerkez-Çeçen; 53.000 * Bk. Avyarov, Osmanlı-Rus, Osmanlı-İran savaşları 1801-1900, s.163-164, Sipan Yay. 1995, Ank.Değişimin siyasal öncüleri bir yanda hakimiyeti altındaki Kürdistan’ı elinde bulunduran Osm. Devleti ve İran Kaçarlar yönetimi diğer yanda Rusya İmparatorluğu ve onların işbirlikçileri olan Gürcü ve Ermeni Prensleridir.Kafkasya’nın kuzeyinde ilerleyen Ruslar 1800’lerde Serhat (Kafkasya) Kürtleri ile karşılaşmaya başlar. Savaşlar, görünüm olarak Müslümanlar ile Hıristiyan topluluklarının karşı karşıya gelişi gibi algılanmış olsa da, gerçek; gerileyen ve zayıflayan Osmanlı ve İran Devletlerine karşı Rusya’nın yeni emperyal yönelimleri ve Gürcü ve Ermeni milliyetçiliğinin şekillenişi üzerine gelişmektedir.Osmanlı ve İran Devletlerinin yönetimi altında olan Kafkasya Kürtleri olaylar karşısında milli bir duruşun gerisinde, geleneksel siyasal ilişkilere biat eden ve aşiretsel ve mezhepsel çıkarlarını ön planda tutan bir tavır içindedir. Şafii, Yezidi ve Alevi mezheplerine bağlı, bir çok aşiret yapılanmasından oluşan bölge Kürtleri arasında herhangi bir birliktelik görülmemektedir. Özellikle geçmiş tarihsel dönem içinde mezhebi kimlikleri nedeniyle Osmanlı Devleti ve Şafii Kürtleri tarafından dışlanmış olan Yezidi ve Alevi Kürtlerin bu dini görünümlü savaş karşısında nötr kalan vaziyetleri söz konusudur. Bu durum, Ruslar ve Ermenilerin de dikkatinden kaçmamış, bölge savaşlarında Yezidi ve Alevi Kürtlerine farklı muamele yapmışlardır. -Aynı politika uzun yıllar SSCB ve Ermenistan Devleti tarafından geride kalan Kürtlere karşı sürdürülmüştür.1800'lerde Gence, Beyazid, Tiflis Paşalıkları Osmanlı yönetiminde olan Kürtlerin denetimindedir. Yine aynı şekilde Erivan-Mervan, Karabağ, Şaki ve Şoregöl Hanlıkları İran Kaçar yönetimine bağlı daha çok Kürt Hanları tarafından idare ediliyordu. Bölge nüfusu içinde Kürtler diğer azınlıkların nüfusundan daha fazla etnik bir nüfusa sahipti. Bu savaşların başlangıcında Osmanlı ve İran yönetimini benimseyen bölge Kürtleri, Kürt Paşalıkların yada Hanlıkların korunması için oluşan saldırılara karşı Osmanlı yada İran ile işbirliğini zorlamaları gerekmekteydi.1800-1917 yılları arasında süren savaşlarda bölge Kürtleri savaşın kaderine boyun eğmek zorunda kalmıştı. Sonuçta Kürtler Kafkasya’daki egemenliklerini ve topraklarını tamamen kaybettiler. Topraklarından sürüldüler, kırımlara uğradılar.1900 başlarında Revan-Erivan, Kars, Ağrı, Beyazıt gibi Kürt şehirlerinin Ruslarla işbirliği içinde olan Ermenilerin ele geçmesi; Ermenilerin, Kürtler ve diğer Müslüman halka katliamlarda bulunmaları ve Ermenilerin bu bölgelerden Müslüman halkı tehcir etmeleri sonucu Kürtlerde Ermenilere karşı büyük bir tepki oluşmuştu. Bölge Kürtlerinin önemli bir kesimi Van, Bitlis, Kars, Ağrı, Mako bölgesine yerleşti. Bir kısmı Azerbaycan’a göç etti.Ermeni tarihçiler tarihi kesintiye uğratarak geçmişi yorumlamamızı öngören bir perspektifi sürekli dayatırlar. Tarihi olayları bir ardıllık içinde değil, yaşanan yıllar içinde geçmiş olaylardan soyutlayarak ve kendi yaptıklarının üstünü örterek konuyu ele alırlar. Daha sonraki yıllarda Kafkasya Ermenistan’ı dışında kalan Osmanlı denetimindeki bölgelerde ve bizzat Osmanlı Devleti’nin siyasal yönlendirmeleri ile Kürt Hamidiye Alayları vasıtası ile Kürdistan’da gerçekleştirilen Ermeni soykırımını da bu şekilde kavramamızı isterler. Gerçek ise tam tersidir. Bir tarihsel sürecin ardıllığı içinde gelişen karşılıklı soykırımlar silsilesidir. Ermeni kırımına katılan Osmanlı denetimindeki Kürtler, hiçte Kafkasya Kürdistan'ın da ki ve yine 1914-18 aralığındaki Kuzey Kürdistan’da ki Kürt kırımına katılan Ermenilerden ayrı ele alınamaz. Kaldı ki bu kırımlar otuz yıllık zaman dilimleri ile süregelmiştir. Savaş bölgesi alanı konumunda olan yerlerde geçekleşmiştir. 1800-1879 ve 1922 yılları arasında gelişen savaşlarda olayların ardıllığında yaşanan değişim siyasal yönelimlerdedir. Kırımlar, bölge halkları arasında aynı şekilde sürmüştür. Savaşlarda tarafların siyasal olarak dini kimlikleri her ne kadar öne çıkmış ise de, 1879-1917 savaşlarında etnik milliyetçi bir siyasallaşmanın öne çıktığı görülür. Ermeni kırımı ile Kürt kırımı ayrıca siyasal olarak ta aynılaştırılamaz. Kürtler, Osm. Devletine bağlı geleneksel hiyararşik yönetimini ve egemenliğini korumak isterken, Ermeniler, bu egemenliğe milli istemleri neticesinde son vermek istemektedir. Fakat Ermenilerin mücadelesi yeni bir egemenlik sistemini taşan gerici siyasi bir ıraya sahiptir. Kendilerine diğer azınlıklardan arınmış bir milli vatan yaratma amacıyla hareket etmektedirler. Bölgenin nüfus bileşimi bakımından bu politika, ırkçı bir yaklaşımdır. Ne yazık ki yapılan savaşlarda Ermeniler, gönüllü birlikler oluşturarak, bu ırkçı politikayı kırımlarla, göçertmelerle vs. Kürtlere ve diğer azınlıktaki Müslüman milletlere bu coğrafyada uygulamıştır. Nitekim benzeri kırımları Osm. Devleti’nin kontrolünde olan özellikle bölge Kürtlerinden oluşan Hamidiye Alayları vasıtası ile bölge Ermenilerine karşı 1915’te de yapılmıştır. Bu durumu, o dönemin Ermenistan Başbakanı; Hovhannes Katchaznouni -Kaçaznuni- 1923 yılında Bükreş'te yapılan “Taşnaksutyun Partisi Kongresi'ne” sunduğu raporda şöyle değerlendirir;“-1914 sonbaharı boyunca Transkafkasya'da büyük bir gürültü ve büyük bir enerjiyle Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı. S. 30- Kayıtsız şartsız Rusya'ya yönelmiş durumdaydık. ... yardımlarımız karşılığında Çar Hükümeti’nin bize Türkiye'deki Ermeni vilayetlerinden ve Transkafkasya'daki Ermenistan'dan oluşan özerk Ermenistan'ı bize bahşedeceğinden emindik. S.32- 1915 yazında ve sonbaharında Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tabi tutuldu, kitlesel sürgün ve baskınlar gerçekleştirildi. S.32- Onlarca yıl önce başlayan Türk hakimiyetine karşı mücadele, Türkiye Ermenilerinin sürülmesine ve yok edilmesiyle, dolayısıyla Türkiye Ermenistan’ın boşaltılmasıyla sonuçlanmıştır. S.33 - Müslüman bölgelerinde düzeni sağlayacak idari önlemler alamadık, silaha sarılmak zorunda kaldık, ordular gönderdik, yıkmak ve katliam yapmak zorunda kaldık. S.56-Ayrı ayrı kişileri dizginleme metodu olarak terör, bel ki de Kürt ele başlarına veya çar memurlarına karşı bir anlam ifade edebilirdi. S.79 ”* Belge, Ermenistan'ın ilk Başbakanı Hovhannes Katchaznouni (Kaçaznuni) tarafından. Kaleme alınan“Dashnagtzoutiun anelik chuni ailevs” (Taşnaksutyun’un Artık Yapacağı Hiçbir Şey Yoktur) alınmıştır. Bu kitap Ermenice (Viyana 1923), Rusça (Tiflis 1927), İngilizce (New York 1955) ve Türkçe (İstanbul 2005) yıllarında yayınlanmıştır.Bu savaşlarda karşı karşıya gelen unsurların siyasal mevzilenişleri de aynı değildir. Ermeniler, etnik milliyetçi bir siyasal donanıma sahipken, bölge Kürtleri kendine yönelen tehdide karşı varlığını korumanın savunusu içinde ve hala dini kimliğini dikkate alan siyasal bir donanım içinde olduğu görülür. Nitekim bölge Kürtlerinin biatında olduğu Osm. Devleti de bölgesel politikasında bu duruma uygun düşen dini bayrağı hiç elden bırakmamıştır. Osm. Devleti yerine kurulan yeni Türkiye Devleti de aynı siyasal donanımla bölgede hareket eder. Onların bu tavrı, bölgenin dini kimliğinden yararlanmak içindir. Aslında Osm. Devleti 1909’ lardan itibaren İttihatçı Hükümeti ile birlikte ırkçı, Turancı siyasete kavuşmuş ve devleti bu siyaset ile donatmaya başlamıştı. Bu politikanın en önemli köşe taşlarından birisi, 1913 sonrası kurulan İttihatçı hükümetin bu işlere bakmakla mükellef kıldığı, devletin gizli emniyet işlerini yürüttüğü Teşkilat-ı Mahsusa örgütüdür. Teşkilat-ı Mahsusa örgütü Balkanlardaki gayrimüslim çete hareketlerine karşı ve Sultan Abdülhamit’in mutlakıyetçi rejimine karşı İttihatçı subaylar tarafından oluşturulmuş, Trablusgarp’da ki savaşlarda yetkinleşmiş özel gizli bir kurumdu. Fiili bir eylemlilikle gelişen bu kurum, İttihatçıların Osmanlı Hükümetini de ele geçirmesi ve Enver Paşanın Harbiye Nazırlığına (1911) getirilmesi ile yeniden örgütlenmesinde büyük adımlar atılır. Bu dönemde Teşkilat-ı Esasiye’nin bütün kadroları değiştirilir, yeni yapılanma, gizli resmi ödeneğe kavuşarak zamanla resmi bir kurum haline gelir. Yine bu yapılanmaya uygun düşecek İttihatçı kadrolaşma devletin tüm birimlerinde gerçekleştirilir.İttihatçı Hükümet için Kafkasya politikası çok önemliydi. Büyük Turan kapısı kapanmamalıydı. Irak’ta, İngilizlere yol veren Turancı İttihatçı Hükümet, Kafkasya’da Brest-livosk Antlaşması neticesinde ve bölgedeki siyasi boşluktan da faydalanarak Baku’ya, Semerkant’a ve Buhara’ya köprü olacak Türki bir siyasi coğrafyayı yaratmak için yola koyulmuştu. Bu planlar çerçevesinde harekete geçirdiği Teşkilat-ı Mahsusa, Askeri ve emniyet alanında gayesini, H. Ertürk, “İki devrin Perde arkası”,- s. 295- adlı eserinde şöyle değerlendirilir, “Bir taraftan bütün İslamları bir bayrak altında toplamak, bu suretle Pan İslamizme vasıl olmaktır. Diğer taraftan da Türk ırkını siyasi bir birlik içinde bulundurmak, bu bakımdan Pan Türkizmi hakikat safhasına ulaştırmaktır. Enver Paşanın bir yandan Emiri Efendi’ İttihat ve Terakki programındaki Pan İslamcılıktan, diğer taraftan da Ziya Gökalp’in Pan Türkizminden ilham aldığı muhakkaktır.” Açıkçası, İttihat ve Terakki Fıkrasının hedefi, Anadolu’dan başlayarak mümkün mertebe büyük bir coğrafya üzerinde ( ki, Birinci Dünya Savaşından daha sonra bu coğrafyanın adı “Misak-i Milli” olarak Türkler tarafından içselleştirilmeye çalışılacaktır) Müslüman ve Türk bir nüfus kompozisyonu yaratmaktır. Bu total projenin iki önemli aşaması vardı; birincisi, gayrimüslimlerin ‘bünyeden atılması’ ve ikincisi, ‘Türk olmayan Müslümanların’ kendi yerleşim bölgelerinden uzaklaştırılarak, hızlı bir asimilasyon için, Türk bölgelerine serpiştirilmeleri ve asimle edilmeleri. Teşkilat-ı Mahsusanın ana karargahını Erzurum’a taşıyarak, Ermeni Kırımını yönlendirmeye başlar. Tehcir Kanunu çıkarılır, Teşkilat-ı Mahsusa vasıtası ile bölge Ermenileri bir çok yerde katledilir. Önemli bir kesimi de Lübnan’a sürülür.Ermenistan Hükümeti’de İngilizlerden aldığı destekler ile küçük emperyalist bir politikanın içindeydi. Oluşturdukları Gönüllü Ermeni Kuvvetleri ile Kuzey Kürdistan’da bir çok yerde Kürtlere katliamlar yaptılar. Osmanlı Devleti, Kürtlere yönelik politikası onların Türkleştirilmeleri asimilasyonu üzerine kurulu olduğu ve bu politikasını Kürtlerden saklı tuttukları için “Anasır-ı İslam” ( İslam unsurlar) bayrağı altında bir savaşım veriyor görüntüsünü sergilemişlerdi. İngiltere ve Fransa yanlısı Ermenistan’a karşı SSCB ile ortaklaşa giriştikleri 1919-1921 savaşlarında Türk Devleti, bölge Kürtlerini yanına almak için yine bu dini birlikteliği siyasal bayrak edinir. Ermeniler için Kürtler, Antranik Paşa’nın görüşleri doğrultusunda değerlendirilmiştir: “Türklerde Hıristiyanlığa karşı büyük bir kin var ve bu herhangi bir zamanda patlayabilir. Aynısı Kürtler içinde söylenebilir. Kürtlerin bizimle işbirliğinde bulunması elbette iyidir, fakat bunu yapamazlar.”* S.138, Antranik Paşa, Peri yay. İst. 2003Amaçları bakımından bölgede iki arsız ve ırkçı milliyetçiliğin çatışması söz konusudur. Her ikisi de birilerini dışlamaktadır. Osm. Devleti Müslüman kimliklere asimilasyoncu yaklaşmasına rağmen, Ermenilere karşı soykırımcıdır. Ermeniler ise; Şafii Kürtlere ve diğer Müslüman azınlıklara karşı aynı şekilde soykırımcı bir konumdadır. Kürtler, kendilerinin mecbur bırakıldığı bir tercihe sürüklenerek; kötünün iyisini tercih etmişlerdir. Bu gerici emperyalist siyasal yönelimler, bölge Kürtlerinde oldukça etkili olmuştur. Bölge Kürtleri, bir yerde Ermeni baskısı ile yeni Türk Devletinin kucağına itilmişlerdir. Osmanlıdan kopacak milli kurtuluşları yerine, milli varlığını ortadan kaldırmak isteyen ve onu sürekli tehdit altında bırakan Ermeni baskısından öncelikle kurtulmanın yollarını aramışlardır. Bu olgu daha sonraki yıllarda belirgin bir şekilde görülmeye başlar.Nitekim Ermeni tehdidinin savuşturulması ve Lozan Antlaşması sonrası hazırlanan 1924 Anayasası neticesinde oluşan yeni devletin siyasal kimliğini tamamıyla “Türk Devleti” şeklinde ibra etmesi neticesinde, o zamana kadar Türk devleti yapıları ile birlikte hareket eden bölge Kürtlerinin 1925’ te Şex Sait İsyanı ve 1928 de Ağrı direnişi ile Türk Devletine karşı Kürt milli mücadelesine katılımı görülür. Kürtler bu defada asimilasyoncu, inkarcı, sömürgeci bir başka politika ile yüz yüzedir. İsyanlarına devam ederler.Bu tarihsel süreçlerde şu sonuçları çıkarabiliriz:1-Ermeniler Kürtleri soykırıma uğratmıştır,2-Bölge Kürtleri, Osmanlı Devletinin siyasal yönlendirmeleri sonucu Ermeni kırımlarında yer almıştır,3-Bu günkü modern Ermenistan’ın topraklarının önemli bir kısmı geçmişte Kürtlerindi, bu gün bu topraklarda Ermeniler yaşamaktadır,4-Kuzey Kürdistan’da Ermenilere ait toprak parçasında bu gün Kürtler ve Kafkasya'dan göçertilen diğer halklar yaşamaktadır,5-Osmanlı Devletinin, başta da İttihat Terakki Hükümetlerinin Ermenilere karşı soykırım ve tehcir politikaları artık sır değildir,6-Açıklanmaya muhtaç olan Ermenilerin Kürtlere karşı yaptıkları kırım raporlarıdır. 7-Kürtlerin Ermenilere karşı yaptıkları ya da Ermenilerin Kürtlere karşı yaptıkları bir mukateledir (Karşılıklı vuruşma), Lakin Kürtlerin ki, siyasal bir yönelim değildir. Osmanlı devletinin siyasal yönlendirişi vardır. Bu sonucu Ermeniler de kabul etmektedir. Ermeni Kırımına “pek çok sayıda Kürtlerin de katıldığını” sadece dillendirirler. Bu tespit doğrudur.Ermeniler ise, ırkçı, milli siyasal bir yönelimle hareket etmiştir. Tıpkı Türk yönetimleri gibi ırkçı yaklaşım içinde olmuşlar, Ermeniler dışında kalan diğer azınlıkları yok etmeye çalışmışlardır. 8-Osmanlı devletinin Ermenilere yönelik politikası bir mukatele değil, soykırımdır.9-Ermeniler ve Kürtler bu meselelerde Sevr görüşmelerinde anlaşmıştır. Fakat Sevr hayata geçirilememiştir.10. Lozan görüşmelerinde Ermeniler, Türkiye Ermenistanın’dan vaz geçmek zorunda kalmıştır. Bu görüşmelerde Kürtler zaten muhatap alınmamıştır.Geçmişte yaşanan bu trajik hadiselerde gerçeği olduğu gibi kabullenmek taraf tarihçilerin onurlu bir sorumluluğudur. Bu gün on binlerce Ermeni kökenli olup, aramızda Müslüman kimliği ile yaşayan insan var. Yine milyonları bulan üçüncü kuşaktan Ermeni, dünyanın çeşitli ülkelerine yayılmış durumda ve bunlar diaspora Ermenileri olarak anılmaktadır. Aynı şekilde Kafkasya Kürdü olup, Azerbaycan’a, Van’a, Muş’a, Erzurum’a, Kazakistan’a, Mako’ya vs. sürülmüş on binlerce Kürt var. Tarihsel haksızlıklar bazen giderilemiyor. ***Yaşanan yüzyılda bölgede beş milyon yakın insan yurt değiştirdi. Tarihin tanık olduğu bu acımasız yeni milli kamplaşmaların gerisinde çağın ideolojik akımı ve siyasal çözüm şekli olan “milli devlet” olma çabası ile “milli vatan” edinme hayalleri uğruna bir savaşım yaşanıyordu. Böylesi siyasal gelecek tayini için yola çıkan bölge milliyetçiliklerin kendine has siyasal özellikleri vardı. Bölgenin siyasal kurumları, henüz feodal kimlikli yapılaşmadan burjuvazinin hukukuna uygun siyasal yapılanmalara bir geçiş sürecini yaşıyordu. Geniş halk yığınları için hukuk bilgisi, dini inançları ve gelenekleri içinde hala feodal karakterliydi. Yukarda da anlatıldığı gibi, devşirmeci, ilkselci, küçük emperyalist kişilikli, mezhepçi, dinci, kırımcı vs. özellikleri olan pro-milliyetçiliklerdi bunlar. Haliyle savaşlar oldukça acımasız oldu. Herkes hasım azınlığını ortadan kaldırmaya başladı. Kafkaslar halklar coğrafyasıdır. Dini kimlikler ile bir ayrışmaya baş vurulduğunda halkların ırki kimliklerinden daha çok dini ve mezhepsel ayrı kimliği olan farklı topluluklar ile karşılaşırız. Devletler arası savaşlarda, taraf orduların askeri stratejik araştırmalarında bu durum dikkate alınır ve etnografya tespitlerinde daima bu karmaşık kimliklerin çeteleleri tutulur. Bu zengin kimlik farkından çıkaracağımız, savaş şartlarında vahametin boyutlarının ne kadar korkunç olacağını gösterir. Bölgedeki milletlerin çokluğu ve iç içeliği, milliyetçiliklerin çokluğunu ve onların özelliklerinin zenginliği ayrıca hareket, tavır ve davranış farklılığının kaçınılmaz oluşunu ortaya serer. Her kimlik için üzerinde yaşanılan toprağın vatana dönüştürülmesi sorunu ortaya çıkar. Tarih içinde, büyük imparatorlukların baskısıyla tampon bir coğrafyada özellikle yan yana gelmiş ve iç içe bir yaşama mecbur kalmış ve iç içe yaşamanın genellik olduğu Avrasya halkları için yaşadıkları sınırları tayin etmek zorlaşır. Her farklı kimliğin yaşadığı alanda varlığını sürdürmesi ayrıca tehdit altındadır. Bu şartlar altında yaşanan savaşlarda milliyetçiliklerin öncülüğünde halkların birbirini boğazlaması şekillenir. Üstelik milliyetçiliklerin terbiye edildiği bir süreç için henüz şartlar oluşmamıştır.-Bilindiği gibi bu süreç, tüm dünyada, ikinci dünya savaşı sonrası gerçekleşmeye başlayacaktır.Kürtler için bu türden bir milliyetçilik henüz söz konusu değildir. Sürecin bilincinde olanlar Türkler ve Ermenilerdir. Onlarda ırkçı milliyetçiliklerinin canavarlığı nedeniyle suçlanmaktadırlar. Bölge savaşlarında, henüz resmiyete kavuşmasa bile 750.000 Kürdün yaşamını yitirdiği ön görülmektedir. Onlar yaşadıkları vatanlarında ömürlerini devam ettirmek istiyorlardı. Kendilerini savunmanın ötesinde, kendilerine yönelik kırımlar karşısında kin ve intikam duyguları ile kalkıştıkları saldırılarda Osmanlı Devletinin yönlendirmeleri olan Ermeni kırımları oldu. Kürtlerin katıldığı kırımlar Ermenileri total olarak yok edilmesini hedefleyen Osmanlı Devleti İttihatçı Hükümetinin Teşkilat-ı Mahsusa’nın öncülüğünde yapılan kırımlardı. Bu planın dışında Kürtlerin Ermenilere karşı soykırımcı bir amaç güden kendilerine has projeleri yoktu. Bu da zaten bilinmektedir. Ama diğer yandan, tarihin bu dönemlerinde Ermenilerin, Kürtlere karşı total, tıpkı Osmanlıların gibi soykırımcı bir amaçlarının olduğu da görülmektedir.Kırımlarla her yerde yüzleşmek gerekir. Yeni kırımların yaşanmaması için. Bu gün insani değerlerin git gide gerilediği bir süreci yaşıyoruz. Kapitalizmin hakimiyetindeki dünyada kırımlara insanoğlu hiç de uzak değil. Türkiye’de Kürtlerin bir çok Türk yerleşim biriminde linç edilme girişimleri dikkate alınmalıdır. Ermeni yada Türk kırımları düşün ve fikir özgürlüğü olmaksızın açıklanamaz. Utanma, teşhir edilme önemlidir. Bu girişimler olmaksızın kırımların önü alınamaz.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.