BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Eyyup · 18.05.2006 · 2 görüntülenme
Türk egemenlik sistemi, Kürd milletine karşı etnik temizlik hareketini aralıksız sürdürüyor. Hatta islam ülkeleri içinde „örnek demokratik ülke“ ünvanını alarak hem Doğudan, hem Batıdan her türlü yardımı almaya devam ediyorlar. İnsan hakları ve demokrasi havarisi geçinen Batılı güçlerden aldıkları yardımları Kürd milletinin katledilmesinden tepe tepe kullanıyorlar. Dünya buna karşı üç maymunu oynamaya devam ediyor. Türk egemenlik sistemi, istediği an önüne gelen sivil Kürd öldürüyor. Gözaltına alıyor. İşkenceden geçiriyor, tutukluyor. Köy başaltıyor. Evler bombalanıyor. Yakıp yıkıyor. İnsanlar yerlerinden yurtlarından zorla alınıp bilmedikleri el ülkelerine sürgün ediliyor. Mecburi iskana tabi tutuluyor. Her türlü işkence ve hakarete uğratılıyor. Suçu sadece Kürd olan bu sivil insanlar istendiği zaman ya linç ettiliyor, ya da öldürülüyor.Bu ve benzere olaylar günlük olağan olaylarmış gibi tekrarlanıp sürdürülüyor. Demokrasi ve insan haklarını ağızlarında sakız etmiş Batılı güç merkezleri, hamiliğine suyundukları bu barbar sisteme karşı caydırıcı gücü olan hiçbir cezai yaptırıma başvurmuyor. Dil ucuyla bir kınama mesajı verilsede dostlar pazarda görsünlüğün ötesine geçmiyor.Türk egemenlik sistemin Kürdlere karşı uygulamaları uluslararası yasaları ve BM kararlarını ihlal eder nitelikte olmasına karşın hiç bir güç buna karşı siyasi, ekonomik ve askeri yaptırıma gitmesi ve sağduyulu bir tepki göstermesi bir yana tam da bunun tersi yapıldı, yapılıyor. Bu cinayet mekanizması siyasi, ekonomik, askeri vs. her alanda Batılı ve Doğulu güç odakların yardımını aldı ve almaya devam ediyor.Türk egemenlik sistemin Kürd milletine karşı sürdürdüğü her türlü kötü muamele, işkence ve etnik temizliği için uluslararası yasalar işlememekte, dahası işletilmemektedir. Bunu işleme koyacak başta BM olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlardır. Buralarda da Kürdler temsil edilmemektedir. Yaygın bir tanımlama ile Kürd milleti avukatsız bırakılmış bulunmaktadır. Bu kurum ve kuruluşlarda Kürd düşmanları politıkalarını kabul ettirdikleri gibi, istediği yardımıda almaktadırlar.Demokrasi ve insan hakları havarisi güçlerin bu tavrı utanç verici bir durumdur.Türk egemenlik sistemi, ırkçı bir felsefenin ürünüdür. Irkçılık sistemin resmi görüşüdür. Ve bu görüş topluma kabul ettirilmiştir. Türk denilen toplum bunu kanıksamış ve neferi olmuştur. „Türk’ün Türkten başka dostu yoktur“ söylemi „ötekini“ düşman görmesine yetmiştir. Bu toplumsal bir ahlak yaratmıştır. Bugün bu düşünce Türk denilen toplum tarafından rahatlıkla savunulmakta ve gereği yapılmaktadır.Soykırım yapmakla sicili kirli Türk egemenlik sistemi, hiçbir cezaya maruz kalmamıştır. Dahası desteklenmiştir. Geçmişte Ermeni, Rum, Asuri-Suryani ve Kürd soykırımı yapmakla sicili kirli Türk egemenlık sistemi herhangi bir cezaya çarptırılmayınca bunu meslek haline getirmiştir. Şimdi de Kürd milletime karşı etnik temizlik hareketini sürdürmektedir. Bu ahlak bu toplumu barbarlaştırmış ve etnik temizlikçi edinivermiştir. Bir Kürd çocuğunun bir taş atması Türk güvenlik kuvvetlerinin kurşunlanmasına yeterde artar bile. Taş atmayanların kurşunlanmasıda kuraldışı değildi. Kurşunlanmak için Kürd olması yeterli nedendir. Bunun adı etnik temizliktir. Türk egemenlik sistemin Kürd milletine karşı resmi yaklaşımı “inkar ve yoket.” politıkasıdır.Evlerinden zorla çıkarılan ve bilinmiyen el ülkesine sürülen milyon Kürd her türlü kötü muameleye maruz kaldı. Sefalete terkedildi. Kent varoşlarında susuz, elektriksiz naylon çatırlardan yaşamaya terk edildi. Her türlü korunaktan yoksundurlar. Günlük yaşamaktadırlar. İçinde bulundukları içler açıcı durum bu insanları binbir psıkolojik sorunla başbaşa bırakmıştır. Ahlaki çöküntü had safhaya varmıştır. Büyükler bir yana, çocuklar bile fuhüşa, hırsızlığa, kapkapçılığa ve tinerciliğe itilmiştir.Geşmiş bir yana onyıllardır Kürd milletine karşı sürdürülen kirli savaştan nasibini almayan hiçbir Kürd bireyi kalmamıştır. Geçen yüzyılın son çeyreğinde doğanlar ya babasıını-annesini, ya abısını-ablasını, ya yakını ve bir tanıdığının öldürülmesine, işkenceden geçirilmesine ve zindana atılmasına şahit olmuştur. Dahası kendisi bu tezgagtan geçmiştir. Türk egemenlik sistemin katliamcı yüzüyle karşılamamış tek Kürd bireyi yok gibidir.Bu koşullarda büyüyen bir nesilin suçu sadece ve sadece bir karış özgür vatan olan, canı.kanı, geleceği Gerillaların “Apocu” kontra çetesi tarafından tepside Türk savaş kurmayına sunup katledilmesi karşısında sessiz, tepkisiz kalır mı? Kalmadıkları son olaylarla ortaya çıktı. Bu tepki herkes tarafından değerlendirildi. Türk egemenlik sistemi, onun gölgesi olmuş Türk aydın ve sol çevreleri ve kendisiyle birlikte Kürd milletini Türk egemenlik sistemin kapısına bağlama mücadelesi veren malum Kürd aydın ve siyasi çevreleri yabancısı olmadığımız ezberlerini seslendirdiler. Kürdistan halkının kendi evlatlarına sahiplenişini „provakasyon“, „terörizm“ vs. olarak damgaladılar. Bu yaklaşımın Türk egemenlik sistemin düşüncesi olduğunu söylediğimizde suçüstü yakalanan bu malum Kürd çevreleri hep bir ağızdan „iç düşman yaratığımız ve onunla kavga ettiğimiz“ ezberini konuşturuyorlar.Hayır efendim! Zoraki iç düşman yarattığımız yok. İç düşman içimizde ve yanıbaşımızda. Bunu ifade etmiyelim mi? 14 Gerilla hunharca katlediliyor. Kürdistan halkı sessiz mi kalsın? İstenen budur. Fakat Kürdistan halkı sessiz kalmayı, Gerillasına, çocuklarına sahiplenmemeyi unursuzluk sayarak Türk egemenlik sistemine karşı isyan bayrağini kaldırdı. Bu tutumundan dolayı bu halkın eli öpülmesi gerekirken, malum Kürd çevreleri bağlanmak istedikleri kapı sahibinin sessi oldular. Halkımızın şanlı direnişini „provakasyon“, „terörizm“vs. ilan edip kimin safında olduklarını deklere ettiler.Görüldü ki bu malum çevreler, Türk egemenlik sistemi önünde diz çökmek üzere birbirleriyle yarışır hale geldiler. Sistemin onlarca çocuk katlettiği bu son kalkışmada suçu Kürdistan halkının omuzlarına yıkmak için birbirleriyle yarıştılar. Bunlar inkara gelir mi?Bundanda güç alan Türk egemenlik sistemi, vahşetini giderek artırdı. Operasyon ve katliamlar aralıksız devam ediyor. Dahası tarihinin en büyük askeri hareketini başlattı. Mücadele tarihlerinde Türk ordusuna Kürdistan’da defol diyemeyenler, sorunu jitem, tit, it ile sınırlayanlar son askeri hareketliliği yine o bilinen ezberiyle, yani „karanlık güçlerin işi“ deyip işin içinde çıkmaya çalışmakla Türk egemenlik sistemine hizmet etmekten kusur bırakmadılar.Peki sahibinin gölgesi olmuş Türk aydın ve sol güçlerine ne demeli?Günlük olarak Türk egemenlik sisteminin Kürdistan halkına yaptığının milyondan biri bir başka halka yapılmış olsaydı ilgili ilgisiz çevrelerce yaygara koparılırdı. Yaygaranın başınıda hiç şüphesiz Türk sol hareketi çekerdi. Ama mesele Kürdler olunca dut yemiş bülbül oluverirler. Binlerce kilometre uzaklıktaki sıradan bir olay için fırtına koparan Türk sol hareketleri, kendi devletleri tarafından hergün etnik temizliğe tabi tutulan Kürdler için kılını bile kıpırdatmazlar.Bunlar bir yana Kürdistanlı bağımsızlıkçı güçler dünyasında da değişen birşey yok. Örgütsüz, iradesiz ve kaçakları oynuyorlar. Olan eli öpülesi Kürdistan halkına oluyor.18 Mayıs 2004
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.