BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Serhad Agiri · 13.05.2006 · 2 görüntülenme
Geçenlerde bir arkadaşım aradı ve bir Türk televizyonunda Dengbej Şakiro’yu gösterdiklerini söyledi. Şaşkınlıkla beraber açtım söylediği kanalı. Gerçekten de Şakiro’nun görüntüleri vardı bir Türk televizyonunda ve o güzel sesiyle klam söylüyordu. Sanırım köyde çekilmişti görüntüler, Şakıro elini kulağına götürmüş tebessüm eden yüzüyle, o muhteşem sesiyle hiç te bir Türk televizyonunda yayınlanamayacak sözlerle dolu bir klam söylüyordu. Çok az olan Kürtçemle ben bile anlayabiliyordum söylediklerinin bir kısmını. Türklerin zalimliğini ve buna karşın Kürtlerin direnişini anlatıyordu klam. Bir süre bu görüntüleri gösterdikten sonra Amerikalı uzmanların ellerindeki cihazlarla yaptıkları ölçümün sonuçlarını gösterdiler. Amerikalı uzmanlar Şakiro’nun sesinin olağanüstü güçlü olduğunu ve bu sese hayran kaldıklarını belirtiyorlardı. Ben de izliyordum programı en az Amerikalı uzmanlar kadar şaşkınlıkla, acaba nedendir şimdi bu durup dururken ortaya çıkan dengbej ve Şakıro sevdası diye düşünerek. Şakiro’nun dışında biri olsa çekebilirler bir tarafa, işlerine yarayacak bir şeyler bulabilirler belki ama Şakiro için bunun söz konusu olmadığını biliyordum. Üstelik yaşamıyordu da, e bu durumda tamamen imkânsızlaşıyordu Türk’ün önünde “imana gelmesi” Kürt milletinin bu büyük dengbejinin(eee malum biz Kürtler artık pek güvenememekteyiz pek kimseye hatta kendimize bile, bu kadar ihaneti gördükten sonra). Neyse ki şaşkınlığımın ve merakımın uzun sürmesine izin vermedi programı sunan adam ve elindeki mikrofonu karşısında oturan birine uzatarak sordu: “Ne düşünüyorsunuz amcanız hakkında?” diye. Tamam dedim, tamam şimdi anladım. Özcan Deniz’i sanırım hepimiz duymuş ve görmüşüzdür Türk televizyonlarında. Üstüne çok fazla bir şey söylemeye gerek yok. Olabildiğince Kürtlüğünden kaçmaya, uzaklaşmaya çalışan ve başarısını da bunu gerçekleştirme seviyesi ile ölçen seviyesiz bir arabeskçi, tıpkı diğer türdeşleri gibi. O yüzden hemen belirteyim yazımın başında amacımın ne Özcan Deniz denilen adamı ne de diğer arabeskçileri eleştirmek olmadığını, buna tenezzül bile etmeyeceğimi. Amacım Şakiro’nun yeğeni olan Özcan Deniz’in kendinden çok emin bir şekilde Şakiro ile ilgili söylediklerini ve bununla beraber kendini nereye koyduğunu anlamaya ve anlatmaya çalışmak ve belki de eğer başarabilirsem buradan da aptallıklar ülkesindeki yapının nasıl da ahmağın tüm ahmaklığıyla ahmaklığının farkında olmadan kendisini değerliymiş gibi görmesini sağlamasına değinmek. “Amcam yitip gitmiş bir insan, çok güzel bir sesi vardı fakat Türkiye tanıyamadı bu sesi, yazık oldu” diyordu arabeskçi. (İzninize de sığınarak, sık sık adını anarak gerçekten bir değer yüklemeyeyim diye bu adama, arabeskçi diyeceğim sadece bu arabeskçi için.) Farkında olmasa da söyledikleriyle yaşadığı ülkenin tüm gerçekliğini ve değerlendirme ölçülerini ortaya koyuyordu. Amcasının zenginlik içinde yaşamamasını, televizyonlarda, beş para etmez magazin programlarında ahlaksızca görünmemesini, abuk sabuk dizilerde filmlerde oynamamasını yitip gitmek olarak görüyordu. Kendisi yapıyordu bunları, çok parası, ünü, şöhreti vardı ve her istediğini elde edebiliyordu. Yani yitip gitmemişti. Bunu söylüyordu zafer kazanmış bir komutan edasıyla arabeskçi. Yaptığı “müziğin” gürültüden başka bir şey olmaması, söylediği hiçbir şarkının 2 sene sonra bile hatırlanacak olmaması, hiçbir özgünlük veya farklılık taşımaması, ne sanat adına ne de toplum adına zerre kadar bir değer taşımaması onun aklına bile gelmiyordu. Yitip gitmekten bahsediyordu Şakiro için, Şakiro gibi sadece Kürtler tarafından değil, değerli olmanın ne demek olduğunu bilen tüm insanlar tarafından sonsuza dek unutulmayacak bir değer için. Yani sefasını sürüyordu ahmak arabeskçi kendisi gibi aptallarla dolu bir ülkede yaşamasının. Arabeskçinin bu kadar haddini bilmez bir şekilde bir dünya değeri hakkında ukalaca konuşabilmesi, ona acıması yaşadığı ülkenin kişiliksizliği ve kültüre, medeniyete, evrensel değerlere uzaklığının bir nimetidir. Doğru ve yanlış kavramları hiçbir ülkede bu denli bulanıklaştırılamamıştır. Hiçbir ülkede haklı ve haksız bu denli bir birinin yerini almamıştır. Hiçbir ülkede insanlar topyekûn bu denli güzele ve iyiye sırtını dönüp, çirkini ve kötüyü kutsamamıştır. Hiçbir ülkede onurlu olmak bu ülkedeki kadar cezayı beraberinde getirmemiştir ve hiçbir ülkede onursuzluk bu denli ödüllendirilmemiştir. Asalet hiçbir ülkede çiğlik karşısında bu denli köşeye sıkışmamıştır. Korkaklık hiçbir ülkede bu ülkedeki gibi cüretkâr olamamıştır cesaret karşısında ve ahmaklar hiçbir ülkede kendilerini akıllılar karşısında bu kadar üstün görememişlerdir. Evet, bu ülke arabeskçinin bulabileceği en uygun yerdir kendisi için dünya üzerinde ve sadece bizim ahmak arabeskçinin değil insani değer ve evrensel üretimden uzak tüm ahmaklar ve soytarılar için. Dünya üzerinde Türkler kadar yaşayışta ve bunun sonucunda sanatta ve edebiyatta evrensel değerlere uzak başka bir millet yoktur. Her ne kadar arabeskçi ve benzeri soytarılar için bir nimetse de, büyük bir talihsizliktir Türklerin şu anda egemen oldukları coğrafyada bulunmaları insanlık ailesi için. Binlerce yıl boyunca en büyük uygarlıklara beşiklik etmiş, sonsuza kadar unutulamayacak, insanlığın ortak hafızasına büyük katkıda bulunan destanlara, dinlere, klamlara… yataklık etmiş bu coğrafya tarihinin en geri ve insanlıktan en çok uzaklaştığı dönemleri yaşamaktadır Türklerle birlikte. Tarihi talana ve vurguna dayanan, tek övünç duydukları ve duyabilecekleri şey barbarlık olan bu millet düşmandır adeta güzel olan her şeye, insani ve evrensel değerde olan her tavra, her duruşa, her esere. Bu aşağılamak ya da başkasının eksikliği üzerinden kendini yüceltmek amacıyla söylediğim bir şey değildir; sadece saf gerçekliktir. Var olabilmesi için bu şekilde davranması normaldir at sırtında dünyayı titretmesiyle övünen bir milletin. Tarih onların gerçekliklerinin kanıtları ve örnekleriyle doludur. Kendileri durmadan övünerek anlatırlar Çinlilerin korkularından Çin Seddi’ni kurduğunu. Gerçekten de Çinliler bunlara karşı set kurmuşlardır. Yerleşik hayat yaşayan ve gerçek bir uygarlık olan Çinliler tarım yapan, üreten, insanca yaşayan köylülerini bunlara karşı korumak amacıyla kurmuşlardır dünyanın uzaydan bile görülebilen tek insan yapısı olan Çin Seddi’ni. Çok güzel ve ironik bir örnektir aslında Çin Seddi, barbarla uygarın, üretmekle tüketmenin, yaşatmakla öldürmenin, sevmekle nefretin, evrensel ve sonsuzla dar ve günübirliğin yani kısacası Türk’le insanlığın mücadelesinin ve çelişkisinin taa uzaydan görünen güzel ve çarpıcı bir örneğidir. Yine aynı şekilde tarihteki başka bir örnek Türklerin dünyanın en muhteşem ve eşi bulunmaz edebi ve bilimsel eserlerle dolu olan kütüphanelerini yakmalarıdır. Toplum bilimcilere göre eğer yakılmasaydı o kütüphaneler Türkün atası olan Moğollar tarafından şu anda insanlık ve Ortadoğu çok farklı bir halde olurdu. İslam dünyasının yakaladığı ileri medeniyet halinin ve bilimde yakaladıkları üstün seviyenin sonunu Türkler getirmiştir. Yalnızca kütüphaneleri yakmalarıyla değil, daha sonraki dönemlerde barbarlıklarıyla bölgede egemen olmalarıyla da büyük zararlar ve yıkımlar yaratmışlardır bu coğrafya için. Türklerin egemen olmaya başladıkları dönemde Ömer Hayyam’ın bilimsel çalışma yapabilmek amacıyla Selçuklu sultanına kendini nasıl da falcı gibi göstermeye çalışması hala anlatılmaktadır romancılar tarafından. Yani bu böyle bir türdür; kendilerinin de övünçle belirttikleri gibi “taş üstünde taş, kelle üstünde baş bırakmayan” vahşi ve insanlıktan uzak bir türdür. Tarihte de böylelerdi, şimdi de böylelerdir. Tarihte de biliyorlardı insanlığın, güzelliğin, evrenselliğin bulunduğu yerde kendilerinin bulunamayacağını şimdi de bilmektelerdir. Türklerin, kendi varlıklarını ve meşruiyetlerini devam ettirebilmeleri için gerçek anlamda değerli olan, evrensel anlamda insanlığa katkı yapabilecek nitelikte olan, kendi başına bağımsız ve yardıma muhtaç olmayan hiçbir yetenek ne edebiyat ne de sanat anlamında kendini özgürce ifade edebilme şansı bulmamaktadır bu topraklarda. İnsani olan her şey Türklerin barbarlığını ortaya çıkaracaktır; evrenseli yakalayan her şey Türklerin hiçliğini ortaya koyacaktır. Bu yüzden aptallık ve saçma sapanlık güzel olarak sunulmaktadır insanlara. Bu yüzden bu topraklarda yaşayan insanlar geçmişlerinden koparılıp sahte bir kültürle donatılmak istenmektedir. Bu yüzden ne türküleri ne oyunları hiçbir şeye benzememektedir. Bu yüzden koskoca adamlar ceketlerini bellerine sararak dansöz gibi utanmadan oynayabilmektedirler. Bilmemektedirler çünkü gerçek anlamda güzelin ne olduğunu; bilmemektedirler çünkü beğeni kavramlarının günden güne birilerinin ellerinde oynadıkları bir oyuncaktan farksız olduğunu. Bilmemektedirler çünkü normal olanın bu olmadığını. Bilmemektedirler çünkü kendilerinin kendileri olmadığını. Neye üzülmesi isteniyorsa ona üzülen; neye sevinmesi isteniyorsa ona sevinen, neden korkması gerekiyorsa ondan korkan(örneğin Türk toplumunun hak aramama konusundaki müthiş uysallığı… Bu insanlar inanılmaz bir biçimde bilirler sınırlarını, nerede duracaklarını. Adeta beyinlerine kodlanmış gibidir daha bebekken devletin veya patronun veya sokak bekçisinin kutsallığı), nerede “cesur” olması isteniyorsa orada “cesur” olan ( örneğin 50 kişi birkaç “devlet düşmanını” yakalayınca çok cesur olurlar) yani bir koyun sürüsünden hiç te daha fazla meziyetlere sahip olmayan ucube bir toplumdur bu, ucubeleştirilmiş bir toplum. İşte arabeskçinin ahmaklığının, yeteneksizliğinin, boşluğunun, şu koskoca evrende hiçbir anlam ifade etmemesinin kendisine bu kadar çok kazandırması, her gün televizyonlara çıkarılmasını sağlaması, aptal yığınlara çok sevdirilmesi bu nedenledir. Hiçleşebildiğin kadar büyütülürsün, saçmalayabildiğin kadar akıllı sanılırsın bu ülkede. İşte o yüzdendir arabeskçinin kendi bir şey sanıp, Şakiro’yu küçük görmesi, ona acıması. İşte o yüzdendir Türk televizyonlarında adeta yarattıkları toplumla dalga geçercesine Şakiro’nun sesini dinletip yeğenine amcasının “yitip gidişinden” bahsettirebilmeleri. Demektedirler ki: “Bakın Amerikalı uzmanlar sesinizin gücüne inanamasa da; dünyanın en sanatsal diline de sahip olsanız benim yarattığım düzen ve toplum yok edecektir sizi. Gelin itaat edin, aptallaşın ve Özcan Deniz olun.” Kürtçe bilme ve öğrenme konusundaki büyük isteğimin en önemli perçinleyicisi dengbejleri ve bunlardan biri olan Şakiro’yu anlayabilme isteğimdir. Tabi ki insanın kendi dilini öğrenmek istemesi kadar doğal bir şey olamaz, fakat eğer bu dil zengin ve öğrenildiğinde insana çok şey katabilecek bir dil olursa çok daha büyük bir azimle gayret gösteriyor insan. Şakiro’nun klamlarının Türkçeye çevirisinde bile sanatsallığının büyüsünü hissedebiliyorum. Ne denli sanatsal, içten, coşkun, özgün ve yaratıcı olduğunu; içinde insana dair her türlü olguyu barındırdığını; aşkı, ihaneti, kahramanlığı, çaresizliği, kimsesizliği, asaleti, dürüstlüğü olabilecek en mükemmel dille anlattığını görebiliyorum. Üstelik bunları Kürtçe anlayanlar Türkçede çok tatsız olduğunu söyleyince iyiden iyiye saygım artıyor bu değerli ve büyük sanatçıya. O’nu dinlediğimde sanki Türklerin yaktıkları kütüphanelerden kurtarılmış nadide eserlerden birine sahip olmuş gibi hissediyorum; sanki bu güzel coğrafyanın görkemli tarihinden bu güne sızabilen nadir ışıkları yakalamış gibi hissediyorum kendimi ve tüm coşkusunu yaşıyorum evrenseli yakalayan hatta aşan bir kültüre sahip Kürt Milletinin ferdi olmanın. Özcan Deniz adındaki ahmak ve amcası Şakiro… Göründüğünün aksine ne kadar da çok şey anlatıyor bu iki insanın hayatı ve durumu bize. Kürtler ya kendi güzel ve köklü kültürlerine yani dengbejlerine sarılıp dünyayı ve gelişen insanlık ailesini kucaklayacaklar ya da kendilerinden istendiği gibi aptallığı yani Özcan Deniz’i seçip yarınsızlığa mahkûm olacaklar. Bu kadar bahsetmişken Şakiro’dan bir alıntı yapmazsak olmaz sanırım. Le dayé rebené şereki lı me çebu, Qaleki gıran lı me qewumi lı xıluké,lı beru beré ve xeleté.Tu ser bıke lı be baviya mıleté sarısu’yéJı bave beré da, Mılete ki bé aburu, be ésılu bé cıbıliyet bu.Temamé wana, rabıbun ,ranebıbun xulamu, gavané mala paşé bun,İsal jı péra, dımala paşé da hatiye fısıltengiya dı meran,Tu ser bıke dane peşiya mıfreza Xırté, Xınusé, Muş u Mılazgıré,Bı tevé başıbozığa konsoré, Usıbé Mamoki, hılanin mödöré lizé,Suvariya Elcevazé bı tevu cendırme Xeleté,Dıgeriyan, newal bı newal, geli bı geli, devi bı devi,Lı pey égite mala bavemın rebené dıgerinın şoku, tekibaté Dema salıh bı se denga gazi dıkır, dıgo; éfo deleliyé méran,Tu yé merbe, çe be çe bıqebıte. Heyfamın nayé bı hozé miyane,Bı kozi berxane, heyfamın nayé tewla gahu, gameşan u bı bıréHogeç u manekiyan lı çiya u zozanan be xadine. Heyfamın té bı wi heyfé dı mala paşé da derguşa lawin nemaye,Here Qeyseriya şewıti ser mal jı malé we miraté.Kes ki Xudani xıran tıne caveki bıde Bıroyé Heské Telliyé,Ferzendé bave elfesiya dı gaziya égité mala bavé mı da were. Dengbej ŞAKİRO http://serhadagiri.blogspot.com *Welatparez formundan akt.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.