Kimlere Kürd diyebiliriz?

Nemirdani · 17.01.2009 · 1 görüntülenme

Rêzdari.

Alt yazilarda degerli karde$lerimizin Heriri kürd asiliydi
yorumundan hareketle bazi arkada$larda haliyle itiraz etmi$ler
derken biraz tarihten bahsedilmi$ hakli haksiz böyle bir tarti$ma.

okurken bende kendi kendime $u soruyu sordum!!

Bir insanin milliyeti Hangi kriterler belirler?
bir millite mensup birinin vede o milliyetinin dost olan birini
nasil/nerden belli olur?
eskiden büyük olaylara/yönetimlerde bulunupta kürdlükle alakasi
olmiyanlari kürd sayabilirmiyiz?
imparatorluklarin ba$inda olmu$ ama kendi milliyetini hice saymi$
biri ne kadar kürd olabilir?

sadece dü$ünce de kürd olup vede hic bir kürd motifini ta$imiyanlar
ne kadar kürd olabilir? v.s v.s derken gecenlerde servet kocatepeyle
TRT 6 hakinda yapilan roportaji aklima geldi.!

i$te TrT $e$de program yapmayi dü$ünüyormusunuz veya sana böyle bir teklif geldimi?

oda aynen $öyle diyordu "ben türkce dü$ünen vede türkce yazan bir sanatciyim"
"bir kac tane kürdce $arki yazdim diye TrT de program yapmamin beklenmesi yanli$tir"

Daha sonra Ya$ar kemal i dü$ündüm!!
Acaba kac ülkede kürd yazar diye gecer?
kac ülkeye kendini kürd yazari diye tanitmi$? (burda ya$ar kemali kücültügüm kesinlikle dü$ünülmesin ama gercek bu)
Bu yazara kürd yazaridir deme hakimiz var mi? veyahut kendisi kabul eder mi?

yani acikcasi!!

nedir bir milliyete mahsus eden kiriterler??

Ben kimseyi teraziye koymiyorum ama bunada bir aciklik getirmek gerek!
cünkü kendi hic bir zaman kürd görmemi$ $ahsiyetleri kürd görme hakimiz var mi yok mu onu ögrenmek istiyorum!! hata birileri cikip dese ki ben ne zaman kürd oldugu mu söyledim de beni kürd yapiyorsunuz! bunun cevabi ne olur?

derken böyle sorular geldi aklima .
ne yapayim belki sucluyum da böyle sorulari kendime sormaya!
ama sordum bir kere geriyede dönmiyorum.....

saygilar

Nemirdani

İlgili

Yorumlar (2)

Anonymous · 17 yıl önce

Aris Arda 13/14 Ocak günleri arasında „Türkiye Barışını Arıyor“ başlıĝı altında Kuzey Kürdistan sorununu konu alan bir toplantı yapıldı... Ben burada bu toplantıya katılan kesimleri ve ortaya çıkan sonuç bildirgesini deĝerlendirmeyeceĝım.. Çünkü ortaya çıkan manzara Kürd ve Kürdistan davasına ve Kürd halkını tüm dünya özgür halkları gibi kendi baĝımsız devletini kurma talebine yabancıydı.. Bu toplantıda diĝer bir çok toplantı gibi, TC'nin magnetik alanı içinde, Kürdleri Türk devletinin prokust çarkına yatırarak şekillendirmeyi hedeflemekteydi.. Bu anlamda Kürd cephesinin yapmış olduĝu eleştirilere katılıyorum.. Ama bu toplantının bir başka boyutu, Yaşar Kemal boyutu var.. Zaten toplantı sonrası bir dizi Türk çevre, toplantıdan veya toplantının sonuçlarından ziyade Yaşar Kemalı veya onun söylediklerine saldırarak kendilerini ifade ettiler.. Bazı Kürd çevreleri de Yaşar Kemal'ın Malazgirt savaşı ve Kemalistlerin ilk devlet kuruluşu sırasında Kürdlerle girdiĝı ilişkileri „Türk-Kürd“ kardeşliĝi yönündeki tespitlerine karşı eleştirisel davrandılar.. Ama, sonuç olarak bu toplantı Yaşar Kemal'in söylediklerinin gölgesinde kaldı.. Çünkü, Yaşar Kemal gibi geçen yüzyılın yetiştirdiĝı dünyanın en büyük yazarlarından( Le Magazine Litterraire) biri konuşuyor.. Onunun söylediĝi sözler toplantının yapıldıĝı küçük salonun yada Türkiye'nin boyutlarının çok ötesinde etki yapar. Türk devleti de bunu biliyor.. Türk basının „kiralık mehmetcikleri“ de bu gerçeĝi biliyorlar.. Bundan dolayı Yaşar Kemal'e saldıriyorlar.. Bazıları „Yaşar Kemal'in gafından“,(Cüneyt Ülsever), „Yaşar Kemali eleştiriyorum“(Taha Akyol), „Büyük Yazarın Küçük Hesaplarından“ (Nuray Mert), „Yaşar Kemal kavramları çok yalnış kullanıyor“(Oktay Ekşi)dan söz ederken; diĝerleri ise Yaşar Kemal'a ve onun Kürd kimliĝine her türlü hakaretleri yaĝdırmaya başladılar. Hepsinin ortak paydası Yaşar Kemalı „Der Spiegel“ dergisine verdiĝı söyleşiden sonra mecbur edildiĝi sessizliĝe yeniden boĝmaktır. Türk basınından Yaşar Kemal'ın konuşmasına en „olumlu“ yaklaşanlar dahi aba altında sopa göstemeye çalıştılar. Çünkü, hepsi Yaşar Kemal'ın „Kürdlüĝünden“ ve „Kürd kimliĝinden“ korkuyorlar. Bundan dolayı bazıları Yaşar Kemal'e „birleştirici“ olması için „Türkiyeli“ kimliĝini empoze etmeye çalışıyorlar.. Yaşar Kemal'ın „Türkiye Barışını Arıyor“ adlı konfranstaki açılış konuşması ciddi bir şekilde okunduĝu zaman anlamlı mesajlar veriliyor. Kuzey Kürdistan'da TC'nin yürütüĝü kirli savaşı, göçleri, faile meçhul cinayetleri, koy koruculuĝuna, zorla boşaltılan köylere, yoksulluk ve açlıktan kırılan Kürdlere dikkat çekerek ikinci dünya savaşına girilseydi daha mı kötü olurdu? Sorusu vahşetin boyutunu ifade etmede iyi bir tespittir.. Yaşar Kemal daĝa çıkanların eĝitimli olduĝunu, bir dava uĝruna bilinçli bir şekilde daĝa çıktıklarını söylemesi ve bu gerçekliĝin tüm dünyaca bilindiĝini ifade etmesi anlamlıdır.. Yaşar Kemal'ın „Urartu ve Hurileri“ beşiĝi olan Kürdistan'da Türk devleti tarafından yapılan ekonomik, kültürel ve çevre yıkımları sonrasında „yaşamın insanlara zehir edilmesi“ ne dikkat çekmesi yerinde bir tespittir. Yaşar Kemal'ın Kürd kültürü ve dilinin zenginliĝi konusundaki söylemi, Feqîyê Teyran ve Evdalê zeynîkê örneklerini vererek Türk ırkçılarına cevap vermesi iyi bir tutumdur.. Kısacası Yaşar Kemal'ın konuşması bir bütün olarak okunduĝu zaman, „Malazgirt'ten bu yana 1000 yıllık Kürd ve Türk kardeşliĝi“ veya Atatürk'ün „Kürdlere muhtariyet sözü“ ve „Kürdlerle Türklerin birlikte kurtuluş savaşını verdiĝini“ söylemesi ve bunları „kardeşliĝin derinliĝi“ olarak alması barış meleĝinin durumu kurtarma girişimi olarak okumak gerekir. Çünkü, Yaşar Kemal konuşması boyunca anlatıklarından hiç bir şey Türk ve Kürd „kardeşliĝini“ göstermiyordu.. Sanki bu kardeşlik kavramı zoraki bir şekilde konuşma metnine ilave edilmiş gibiydi.. Yaşar Kemal, konuşmasında Türklerin Kürdlere yalan söylediĝini, Kürdlerle yaptıkları antlaşmalara ve verdikleri sözleri tutmama gerçekliĝinin bir parçası olarak Haci Musa Aĝa ve Atatürk arasındaki antlaşmayi ve Atatürk'ün Izmit konuşmasına atıfta bulunuyor. Zaten Yaşar Kemal „Kürdlerle Türklerin kardeşlıĝi kurtuluş savaşına kadar sürdüĝünü“ Atatürk'den yaptıĝı ve hiç bir yoruma tabi tutmadıĝı alıntıyı Türk yöneticilerinin sahtekarlıĝı açısından veriyor. Yaşar Kemal seksen yıl boyunca Kürdlerin „insanlıktan mahrum kılındıĝını“, „Kürdlerin onuruyla oynandıĝını“ ve „Kürdlere o kadar zulüm yaptılar ki söylemeye dilim varmıyor“ diyor.. Dününün bir kere Türk dilini dünyaya taşıyan en büyük yazar olan Yaşar Kemal Türklerin Kürdlere karşı yaptıĝı vahşeti anlatmaya çalışırken kelime bulamıyor ve „dilim varmıyor“ diye trajediyi bitimlemeye çalışıyor.. Aslında Yaşar Kemal Kürd çoĝrafyasının ve yerleşim birimlerinin tahribinden, Kürd dili ve kültürüne karşı kıyımdan ve Kürdleri fiziki olarak yok edilmesinden, Urartu ve Hurilerden ve bugünkü zehir edilen yaşamdan sözederken, bitimlemek için kelime bulmazken, soykırım edildiĝini düşünüyor.. Ama bunu söylemiyor. Yaşar Kemal Kürdleri köle olarak tutmaya çalışan, sömürgeci ve statükocu çevreleri korkutuyor.. Yalçın Küçük yılardan beri Yaşar Kemalı yahudi bir bayanla evlendiĝinden için Yahudi ilan etmeye çalışıyor. Doĝu Perinçek Semih Balcıoĝlu'nun cenaze töreninde Yaşar Kemal'e „Her yerde Kürt olduĝunu söylüyorsun. Sen Türk yazarısın, nerede Kürd oluyorsun?“ diye soruyor. Yaşar Kemal, „Elbette Kürdüm. Kendimi bildiĝimden beri Kürdüm“ diye cevap veriyor. Perinçek yine durmuyor: „ Sen Türk yazarısın“ ... Yaşar Kemal, „Anadilim Kürdçe“ diye cevap veriyor. Perinçek „ Anadilim Kürdçe diyorsun, ama Kürdçe roman yazamazsın“.. Yaşar Kemal: „ Oturup bir hafta çalışayım, Kürdçe roman yazarım.. Baban Sadık Bey hayatta olsaydı, bunu sana çok güzel anlatırdı“ diye cevaplıyor.. (akt: Ertuĝrul Özkök) Yaşar Kemal'in kendisine „Kürd“ ve „Kürd yazarı „ demesi bir çok Türk çevresini çileden çıkarıyor.. Bunlardan biride son yıllarda Kürdleri TC'ye mahkum etmeye çalışan Taha Akyoldur.. Ona göre Yaşar Kemal bu söylemiyle Kürd milliyetçiliĝini körüklüyor.. Kendisine „Türkiye'nin yazarı“ demeliymiş... Aslında Yaşar Kemal'ın kendi kimliĝine sahip çıkması ve kendisini „Kürd yazarı“ olarak tanımlaması Kürdler ve Kürd milletinin geleceĝi açısından büyük bir olaydır. Kürd yurtseverlerinin Yaşar Kemal gibi dünyaca ünlü bir Kürd yazarından beklentileri, onun tutumunun „yaşamı zehir edilmiş“ , „onuruyla oynanmış“ ve soykırımlara uĝramış bir milletin istemleriyle orantılı olmamasıdır.. Türk devletinin Güney Kürdistana yönelik saldırgan tutumuna karşı „Irak'taki Kürdlere size ne?“ diyerek resto çekmesi ve Kürdistan federal yapısına sahip çıkması olumlu gelişmelerdir.. Yaşar Kemal geçenlerde Güney Kürdistan'da çıkan „Gulan“ adlı gazeteye verdiĝi söyleşide „Kürd doĝdum ve Kürd olarak öleceĝim“ diyordu.. Bu söyleşide Yaşar Kemal küçüklüĝünü, ailesini, yaptıĝı işler ve yazarlıĝından sözediyor.. Yaşar Kemal'de her Kürd gibi anadili konusunda Türk devlet yetkililerinin terörüne uĝruyor.. Yaşar Kemal çocuk olduĝu zaman Kürdçe sokaklarda da yasaktı.. Insanlar büyük cezalara çarptırılıyordu.. Onun söylemiyle insanlar Kürdçenin dışında başka bir dil bilmediklerinden yetkililer önünde jest ve mimiklerle anlaşıyorlardı. Yaşar Kemal'ın anası oĝlunu bu cezalarda korumak için uĝraşan milyonlarca Kürd anadan biriydi.. Bir gün Yaşar Kemal anasıyla Kürdçe konuşurken onun söylemiyle „Anası Yaşar Kemal'ın yüzüne sert bir tokat yapıştırıyor ve diyor: bir daha Kürdçe konuşursan seni paramparça ederim“ diyor. Yaşar Kemal bu söyleşide anasının onu Kürdçeden uzaklaştırdıĝı için suçluyor.. Ama, gerçek suçlu kim? Türk devleti gerçek suçludur.. Milyonca insanın konuştuĝu, binlerce şairin ve yazarın kendisini ifade ettiĝi bir dili ve kültürü yasaklayanlar suçludur.. Bugün ise utanmadan hâlâ Kürdçe eĝitim ve öĝretimin yolunu tıkayanlar, Yaşar Kemal'e „niye Kürdçe roman yazmıyorsun“ diye sorabiliyorlar.. Yaşar Kemal söz konusu olan söyleşisinde Kürdlerin aktüel sorunlarına da eĝiliyor „Soranca lehçesinin standartize Kürdçe olarak tüm Kürdlere empoze edilmesine“ karşı çıkıyor, Kürd dilinin standartlaştırılması için bir dil konferansını öneriyor.. Ayrıca Yaşar Kemal, latin harflerine geçilmesini, Kurmancinin başka lehçelerle beslenerek standarlaşmasını öneriyor. Yine bu söyleşide bir başka şeyi dah öĝreniyoruz ki, Yaşar Kemal'ın ilk eşi öldükten sonra o tekrar evleniyor.. Bu defa kendisi gibi sürgüne mecbur edilen Kürdlerden biriyle, Baban Mirlerinden Suleymaniye'li Suleyman Paşa'nın torunlardan Ayşe Babanla... Baban Mirliĝi Osmanlı devletinin vahşeti netiecesinde yıkıldıktan sonra Babanların belli başlı yöneticileri Osmanlı imparatorluĝu döneminde farklı alanlara sürülmüştü... Ayşe Baban'da onların torunlarındandır. Yaşar Kemal'da aslen Van'ın Muradiye kazasındandır.. Birinci dünya savaşı sırasında Adanaya gelip yerlêsiyor.. Belki de o da birinci dünya savaşı esnasında yerinden ve yurdundan zorla edilen Kürdlerin yollarda açlıktan ve soĝuktan kırılan 700 bin kişinin içinde saĝ kalan tek tük ailelerin çocuklarından biridir. Sonuç olarak Yaşar Kemal'ın kitaplarını eskide Türkçe okumuştum.. Ama yıllar sonra Abdullah Hasanzade ve Şukur Mustafa'nın Kürdçe çevirilerini okuduĝum zaman beden nasıl ruhuyla buluşabiliyorsa, Yaşar Kemal'ın romanlarıda diline kavuşmuşlardı.. Aslında Yaşar Kemal'ın Türkçe yazılmış romanları bir anlamda Evdalê Zeynikê'ye Türkçe şarkı söyletmek gibi bir şeydir.. Kürdçeye çevrildikleri an Evdal sesine, gırtlaĝına ve sevdasına kavuşuyor.. Ben Ince Memed'in (Hemedok) Kürdçe ye çevrisini okuduĝum zaman Evdal Qulingo gibi kanatları iyileşmiş uçuyordu.. Sonuç olarak Yaşar Kemal bizim bir deĝerimiz ve hemde uluslararası bir deĝerimizdir. Ona sahip çıkmak bizim görevimiz. Tu bixêrhatî Apê Yaşar!!!!

Nemirdani · 17 yıl önce

rêzdari. aktarmaniz icin spas. $imdi dünya onu türk olarak mi yoksa kürd olarak mi biliyor? Dünyaya kendini nasil tanitirsan dünya öyle bilir!! Bulundugum ülkede!! bir kac yabanciyla konu$urken(bunlardan iki taneside kitapciydi) Kürdistan vede yazarlar konusunda!! Ya$ar kemalin kürd oldugunu söyledim!! ilk ba$ta gözüme bakarak !! gercekten mi? diye sorduklarin hemen arkasinda biz türk biliyoruz dediler... inanin di$arda hemen hemen büyük cogunluga benim söyledigimi deseniz onlarinda ayni reaksiyonu verecegini tahmin ediyorum... ne yazikki tarihten beri biz kürdlerde bu oldu... kendi icimizde kürdüz diyoruz ama sadece bu kadar.. saygilar Nemirdani

HeK · 17 yıl önce

mrhba nemirdani cok isabetli bir soru sormussun. yasak kemal ile ilgili degil sadece genel bir durum. bazi insanlarin bir cok kimlige birden sahip oldugunu gormek lazim. bu sadece bugun boyle degil gecmiste de bunun ornekleri vardir elbette. ancak bugunku dunya cok kimlililik daha da fazla kendini hissetirecek bir sey. burda yazisan kurdlerin bir bolumu avrupa-amerika da bunlarin cocuklari kacinilmaz olarak yasadiklari buyudukleri yerin bir parcasi olacak. bu kusagin kimliginde kurdlukleri bizim kurdlugumuz gibi olmayacak. onlarin kimligi hafizalari cagrisimlari cok farkli olacak. bunlar onemli seyler. her insani tek kimlige indirgemek isabetli bir beklenti de degil. yasar kemale e gelince asagida arsivden YK yi guzelliyen bir yazi asilmis. kurd gazetesine "kurd dogdum kurd olecegim demis YK benim izlemimim sudur Yk kurd dogmustur turk olmaya cabalamis ve turk olmustur turk gibi yasamis kurd aslindan oturu kurd kulturune elbette asinadir bunu da romanllarinda guzel bicimde kullanmistir bu ona degisik bir renk tad vermistir belkide basarisinin bir ayagi da buna dayanmaktadir. ancak politik olarak kemalisttir kendi agzindan defalarca turk tv lerinde konuslamarinda lafi evirip cevirip isi mustafa kemal pasaha lakirdisina getirdigini duydum-bunlari yazdigi da vaki. bu haliyle saftrik romantik bir sol kemalistir. kurd meselesine bakisi da insani perspektiftendir iyidir hoshtur ama politik olarak boshtur. ama adami illa kurd olmaya zorlama hakkimiz da yok. onun kimligi kulturel olarak bir parca kurd ama cok parcasi turkdur siyasi olarak da turk dur ancak kurd meselesine olumlu bakan bir turk gibidir. bu da iyidir. kokeni de kurdur ama ben onun agzindan basini terekeme yapma cabasini da hatirliyorum. oysa adamcagiz van li kurd. ama o gunlerde YK babayi terekem yapmaya cabaldi. ilginc psikolojik durum-inceeyen cikar umarim ileride. benezerini ihtiyarladiginda ahmed arif de yapti turklugunu one cikartmaya cabaladi-bir roportajinda belkide hakikatten soyledigi dogrudur adamin babasi kerkuklu turkmus-kendi iddasi amam kurdler onu saf kan kurd gormek isterler haririr yi kurd gormek isteyen bir millet ahmed arifi yasar kemali haydi haydi kurd gorur. demek ki boyle unlu kerli ferli sahislari kurd gorme ihtiyaci var. bu da incelemeye deger bir mevzu bu konuda cemal sureyya nin basindan gecen hikaye ogreticidir soyllenti mi gercek m i bilmem ama kurd meselesinin iyice ayukka ciktigi 1990 li ilk yillarda bir meyhane de cemal sureyya van yucele fisilti ile ben de kurdum filan demis can yucel de -ulan sen kurdlugunu darphaneden emekli olduktan sonra mi hatirladin! demis ben de olsam aynisini derdim. gene de cemal sureyya ya insani nalyisi gosterirdim bir kurd olarak ise asla ona anlayis gosteremem. can yucel iyi laf etmis derim. bu da benim bu mevzu uzerine gorusumdur. dil ile yasayan bir kurd asilli dil ile ugrasan bir kurd asilli senlerce unlu olacak ve bu husuta ismail besikcinin yaptigi seylerin yuzde birini yapmayacak ustune ustluk mustafa kemal pasah rekamli yapacak biz de bunlari unutum unldur basarlidir diye adami kurdluge transfer edecegiz. olabilir-bu isten fayda saglayacaksak bu bile olabilir. ancak yuz yuze kaldigimizda biz bize oldugumuzda kurege kurek yurkege yurek demek sarti ile. hurmetler

Anonymous · 17 yıl önce

DÜN Semih Balcıoğlu'nun cenaze töreninde ilginç bir sohbete tanık oldum. Sohbet Yaşar Kemal ile Doğu Perinçek arasında geçti. Perinçek, "Her yerde Kürt olduğunu söylüyorsun. Sen Türk yazarısın, nereden Kürt oluyorsun" dedi. Yaşar Kemal, "Elbette Kürt'üm. Kendimi bildiğimden beri Kürt'üm" diyerek cevap verdi. Perinçek, "Sen Türk yazarısın" diye ısrar edince Yaşar Kemal, "Anadilim Kürtçe" cevabını verdi. Bu söz Perinçek'e yeni bir argüman imkánı verdi ve şöyle devam etti: "Anadilim Kürtçe diyorsun, ama Kürtçe roman yazamazsın." Yaşar Kemal'in cevabı şöyle oldu: "Oturup bir hafta çalışayım, Kürtçe roman yazarım. Baban Sadık Bey hayatta olsaydı, bunu sana çok güzel anlatırdı." * * * Bakın cenazede geçen bu sohbeti niye aktarıyorum. Semih Balcıoğlu çok büyük ve önemli bir sanat insanıydı. Mizah gibi sanatın en iğneleyici, en acıtıcı, en yaralayıcı dalında çalışıyordu. Ama bütün hayatı boyunca, mizahın eleştirel alanı ile hakaret ve aşağılama alanlarını birbirine hiç karıştırmadı. Yerdi ama yerle bir etmedi. O büyük bir hoşgörü insanıydı. * * * Şimdi o sohbete dönüyorum. Bu sohbeti bu köşede 15 yıl önce yayınladığımı hayal edin. Kürt olduğunu, anadilinin Kürtçe olduğunu söyleyen Yaşar Kemal ile bunu yayınlayan benim başıma neler gelebileceğini herhalde tahmin edebiliyorsunuz. Ama bakın bu konuları artık birbirimizin yakasına yapışmadan konuşabiliyoruz. Şuna bütün samimiyetimle inanıyorum. Türkiye, büyük uzlaşma ve kaynaşmasına işte bu muhabbetle, bu sohbetle ulaşacaktır. Yeter ki başkaları Türkiye'yi kendi meseleleri ve kendi insanıyla baş başa bıraksın. Ama bırakmıyorlar. Taner Akçam, ABD'de Ermeni meselesiyle ilgili yeni bir kitap yayınladı. Yazabilir. Ama bir noktada itirazım var. Kitabın adını, "Utanç verici bir iş" koymuş. Neden "utanç verici" diye sorulduğunda da şu cevabı veriyor: "Bu sözü Atatürk, 1924'te Meclis'te yaptığı konuşmada söylemiştir. Bir gerçeği dile getirmiştir. Benim de inandığım bir söz olduğu için isminin de Atatürk'ün sözlerinin olmasını istedim." * * * Dün Zaman Gazetesi'nde A.Turhan Alkan'ın yazını okudum. Atatürk'ün 24 Nisan 1924 günü, TBMM'de yaptığı konuşmanın zabıtları 1985 yılında İş Bankası tarafından yayınlanmış. Alkan, "Dört cilt tutan zabıtlarda adı geçen konuşmayı bulup satır satır okudum" diyor. Zabıtlarda öyle bir ifade bulamadığını belirterek devam ediyor: "Taner Akçam gizli Meclis zabıtlarını TBMM neşriyatından daha sağlıklı bir kaynaktan okudu ise biz de bilmek isteriz; yoksa müfteri durumda kalacaktır ve hakiki 'Shameful act' budur." * * * Taner Akçam, ABD'de bilimsel bir kuruluşta ders veriyor. Türklerin geçmişte Ermenilere çok kötü şeyler yaptığını iddia edebilir. Bunu "düşünce özgürlüğü" çerçevesinde içimize sindirmek durumundayız. Ama iş, bazı tarihsel belgeleri çarpıtmaya, tahrif etmeye gelince, orada düşünce özgürlüğünün sınırları, en az akademik açıdan biter. O nedenle Taner Akçam'a değil, ona akademik kürsü veren "bilimsel kuruluşa" seslenmek istiyorum. Tezini, belgeleri tahrif üzerine kuran bir insana akademik camiada yer ve paye verenlere şunu sormak isterim: Türklere olan düşmanlığınız, akademik kutsallık üzerine tahrifat şalı örtecek kadar mı gözünüzü kararttı?