BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme
The Washington Post
Iraklı Şiilere yönelik aşırı korkularımızı kenara bırakmamızın da zamanı geldi. Irak'ın İran'ın nüfuz alanına gireceği kuşkulu, tam tersi bile olabilir
Carter vaktiyle Amerikalılardan 'aşırı komünizm korkusunu' bir kenara bırakmalarını istemişti, zira 'bizimle aynı korkuyu besleyen bütün diktatörleri bağrımıza basar hale geldik'.
1977 yılıydı ve siyasi karar mercileri, Amerika'nın Soğuk Savaş politika- larını komünizme yönelik basit, yekpare bir bakış açısından yürütmekle eleştiriliyordu. Çin ve Yugoslavya örneklerinin de gösterdiği gibi, bütün komünistler Sovyetler Birliği'nin yardakçısı değildi. Ve bütün ulusal kurtuluş hareketlerine de komünistler önderlik yapmıyordu. Hatta önderlik daha ziyade milliyetçilerin elindeydi. Ayrıca son derece zengin bir çeşitlilik arz eden küresel sol vardı: sosyalistler, Avro-komünistler, sendika liderleri, Batı ile Doğu arasında bir 'üçüncü yolu' savunanlar. Hepsine 'komünist' yaftası yapıştırmak yanlıştı.
Bu argümanlar genel olarak, muhafazakâr anti-komünist katılığın liberal bir eleştirisini ifade ediyordu. Muhafazakâr Soğuk Savaşçılar sürekli 'komünist!' diye feryat ediyor ve bu yüzden, daha incelikli bir ayrım yapmaktan kaynaklanabilecek fırsatları kaçırıyordu. Ve yabana atılır gibi değildi bu eleştiriler.
Zamanla ABD, Sovyetler içinde baş gösteren çatlaklardan yararlanma kararı aldı, Doğu ve Orta Avrupa'nın çeşitli komünist ülkeleri arasında farklılıklar gözetti ve Amerikan yönetimlerinin vaktiyle uzak durduğu sosyalistler, işçi liderleri ve benzerleriyle çalışmayı öğrendi. Elbette liberal sol bazen bu yaklaşımını çok ileriye götürdü.
Ho Şi Min bir milliyetçi ve bir komünist olarak görüldü. 1979'da Sandinistler Nikaragua'daki Somoza diktatörlüğünü devirdiğinde, New York Times ve The Washington Post bu haberi Sovyetler Birliği veya Küba adına bir zafer olarak yansıtmadı. Bu sonuca varmaları için 10 yıldan fazla bir süre geçmesi gerekti. Humberto Ortega yıllar sonra, Sandinistlerin başından itibaren Küba modelini taklit etmeye ve Sovyetler ile ittifak kurmaya çalıştıklarını teyit edecekti.
Şimdi, Soğuk Savaş döneminde, mesele komünizmken sergilenen bu liberal ve gazeteci açık fikirliliğiyle, bugün aynı kesimlerin, iş çok farklı bir insan grubuna, yani Şii Müslümanlara geldiğinde takındığı katılığı bir kıyaslayın...
VECIZ Y ORUMLAR
Bu ay içinde Irak'ta oylar hâlâ sayılmaktayken, New York Times'taki haberin başlangıç cümlesi şuydu: 'Irak seçimlerinin muhtemel galibi, İran ile güçlü bağları olan dinci grupların hâkimiyetindeki Şii ittifakı.' The Washington Post, 10 gün sonra attığı şu sansasyonel başlıkla Times'ı da solladı: 'IrakSeçimlerinin İran'la İttifak İçindeki Galipleri, ABD ile Zıt Taraflarda.' Köşe yazarı Robert Scheer, 'ABD'nin, Irak'ı yıkmak ve hemen yanındaki meşhur 'şer mihveri'nden düşmanımızın kisvesi içinde tekrar inşa etmek için, insan hayatından, vergi mükelleflerinin parasından ve uluslararası iyi niyetten menkul paha biçilmez bir hazineyi nasıl olup da harcadığını' sorguluyordu.
James Carville'in daha veciz yorumu ise şuydu: 'İran yanlısı bir yönetim kurmak için yarım trilyon dolar harcadık.' Yani geçmişin incelikli ayrımlarının yerinde yeller esiyor. Karmaşıklık gözden kaçırılıyor. Ve muhtemelen basit olduğu ortaya çıkacak alarm verici sonuçların üzerine atlamadan önce oturup biraz zaman geçmesi beklenmiyor. Şii karşıtı bu paranoyayı elbette diğer Iraklılar da paylaşıyor, zira onlar hem seçimin küskün mağlupları konumunda hem de yeni hükümetteki Şii etkisini zayıflatmayı umuyor. Komşu Arap ülkelerinin çoğunun liderliği Sünni ve hepsinin Şii karşıtı önyargılar taşıdıkları sır değil. Fakat bu, Amerika'nın onların önyargılarını veya paranoyalarını benimsemek zorunda olduğu anlamına gelmiyor.
ŞII LIDERLERE KULAK VERIN
Sözgelimi kimse Iraklı Şii liderlerin seçim zaferini kazandıklarından bu yana gerçekte ne söylediklerine dikkat etmiyor; İran modelini kopya etmek veya Irak'ı İran'la ittifaka sokmak gibi bir dertleri ve niyetleri olmadığını vurguluyorlar. Önde gelen Şii liderlerden Adil Abdül Mehdi, CNN'e çıkıp tam olarak bunları söyledi. Yanı sıra 'bir Şii hükümeti veya İslami bir yönetim istemediklerini' ısrarla belirtti.
Oyların yüzde 48'ini alan Şii ittifakının lideri Abdül Aziz Hekim, 'milli birlik hükümeti' çağrısı yaptı; seçim sonrası pazarlıkların Şiilerin yanı sıra Kürt katılımını da içeren bir hükümetle sonuçlanacağı açıkça belli.
Dahası Şii ittifakı da kendi içinde homojen değil, Ahmed Çelebi gibi önde gelen laik ılımlıları, İbrahim Caferi gibi ılımlı dincileri ve dinci muhafazakârları kapsıyor. Bu da çok daha fazla müzakere yapılacağına ve herhangi bir grubun (en dinci Şiiler de dahil) meclis üzerinden hâkimiyet ve baskı kurmasının pratik imkânsızlığına işaret ediyor.
Evet, tek taraflı bakmaya eğilimli gazeteciler, "Bu Iraklı liderlerden birçoğu vaktiyle İran'da yaşayıp İran'dan neden destek aramadı?" diye soruyor. Gerçekten de öyle yaptılar. Saddam Hüseyin iktidardayken, on binlerce Şii'yi katledip Kürtlere karşı kimyasal silah kullanırken, ABD, Avrupa ve Arap dünyasının geri kalanı olan bitenlere öylece bakarken, birçok Iraklı, yüzünü kendilerine yardım edebilecek yegâne ülkeye çevirdi. Peki bu onların, Saddam Hüseyin'in devrildiği ve ülkelerini yönetme şansını elde ettikleri bir dönemde, ille İran yardakçısı oldukları anlamına gelir mi? George Washington Fransa yardakçısı mıydı?
MILLIYETÇILIK AGIR BASAR
Bazıları bir zamanlar kendilerine destek çıkan İranlılarla bağlarını sürdürebilir, fakat büyük ihtimalle Iraklı Şiiler neyseler öyle, yani Iraklı Şiiler olarak kalmak isteyecek. Milliyetçilik diye bir şeyi hatırlayan var mı? Ve Reuel Marc Gerecht gibi İslam uzmanlarının işaret ettiği gibi, muhtemelen bugün en fazla kaygı duyanlar İranlı Şii liderlerin ta kendisi. İşin sonunda İran'ın Irak üzerinde değil, Büyük Ayetullah Ali Sistani ve müttefiklerinin İran üzerinde daha fazla etki yaptığı da pekâlâ görülebilir.
Kimse neler olacağını kesin olarak bilmiyor elbette. Fakat şu an biraz incelik, biraz anlayış ve biraz sabır göstermek gerek. Her şey bir yana, Şiilere yönelik aşırı korkularımızı kenara bırakmamızın da zamanı geldi.
(ABD'deki Carneige Uluslararası Barış Vakfı uzmanlarından, 18 Şubat 2005)
Radikal
Akt: Firat Dîcle
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.