BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
KAMURAN KARADAÐÝ · 02.12.2007 · 2 görüntülenme
Her anayasa maddesinin uygulanmadığı Irak'ta, tartışmalı Kerkük'ün statüsünün referandumla belirlenmesini öngören 140. maddenin de uygulanması şart değil. Kürt, Türkmen, Arap ve Hıristiyanların onay verdiği, anayasanın ruhunu ihlal etmeyen bir çözüm herkes için en hayırlısı Kerkük yıllar boyu, Kürtlerle Saddam Hüseyin'in merkezi hükümeti arasındaki bütün görüşme turlarının çökmesinin, dolayısıyla da taraflar arasında yeni bir savaş turunun başlamasının temel nedenlerinden biriydi. Sorunun özü varlığını sürdürüyor. Kerkük üzerindeki tartışma yeniden alevleniyor; birkaç gün önce, aralarında iktidardaki Şii koalisyonunun temsilcilerinin de bulunduğu bazı milletvekilleri Irak parlamentosunda, sorun çözülemezse iç savaş çıkma ihtimaline dair uyarıda bulundu. Fakat çıkmaz yola girilse de iç savaş ihtimali yüksek mi? Kürtler geçmişte Kerkük için Bağdat'ın kendilerine sunmaya hazır olduğundan daha azını kaybetme riskine girdi; acaba bugün geçen dört yılda kazandıklarını riske atmaya hazırlar mı? Yoksa sahip oldukları şeyler Kerkük'ün Kürdistan bölgesine derhal katılmasını içermeyen, ancak böyle bir gelişmeye kapıları da kapatmayan bir çözümü mü kabul etmeyi gerektiriyor? Doğallaşma henüz gerçekleşmediÜç milletvekilinin üç farklı çözüm sunduğu parlamento tartışmasına dönelim. Her çözüm, söz konusu Kürt, Sünni Arap ve Şii Türkmen vekillerin ait olduğu grubun milliyetçi tutumunu yansıtıyor. Zira Kürt vekil, anayasanın Kerkük'ün statüsünün bir referandumla belirlenmesini öngören 140. maddesine tutunuyor. Kürtler, sonucun Kerkük'ün Irak Kürdistanı'na katılması yönünde çıkmasına bel bağlıyor. Arap milliyetçi vekilse, zımnen Kerkük'ün merkezi hükümete bağlanması çağrısı yaparak, 140. maddeyi reddediyor. Türkmen vekil de, sorunun 'anayasa maddelerine katı bir biçimde bağlı kalmakla' çözülemeyeceği gözlemini aktarıyor ve Kerkük'ün Kürt, Arap ve Türkmenlerin yanı sıra Hıristiyan azınlıkların temsilcilerinin de eşit olarak katılacağı bir yönetimle idare edilecek, bağımsız ve federatif bir bölgeye dönüştürülmesine yönelik uzlaşmacı bir alternatif çözümün çağrısını yapıyor. Öncelikle arka planın açıklanması gerek. Zira dört satırdan oluşan 140. madde çok az şeyi açıklıyor. Fakat bu maddenin önemi, geçici Irak yönetimi yasasının 58. maddesine anayasal kılıf sağlamasında saklı. Yeni madde 58. maddenin tamamen yerine getirilmesi gerektiğini teyit ediyor, bunu 'doğallaşma' ve nüfus sayımına bağlıyor, en son 31 Aralık'ta olmak üzere statünün belirlenmesi için tartışmalı Kerkük'te ve başka bölgelerde referandum düzenlenmesiyle son buluyor. 58. madde doğallaşmanın, Kerkük'ün demografik yapısını değiştirmek amacıyla etnik temizliğe maruz kalan ve sürülenlerin, gidenlerin ve göç edenlerin dönmesi anlamına geldiğini açıklıyor. Bu düzenleme yapılmazsa, hükümetin adil tazminat ödemesi gerekiyor. Başta milliyet kavramının düzeltilmesi (önceki rejim Kürt ve Türkmenleri, milletlerini Arap olarak değiştirmedikçe gayrimenkul alıp satmak gibi haklardan mahrum bırakmıştı) ve Kerkük'ün idari sınırlarının düzenlenmesi (önceki rejim Kerkük'teki Kürtlerin oranını azaltma çabası içinde, bazı bölgeleri bu sınırlardan çıkarmış, bazı bölgeleri de kente katmıştı) olmak üzere başka önlem almak gerekiyor. Bütün bu adımlar, referanduma hazırlık olarak kentteki nüfus sayımı öncesi atılıyor. Sorun şurada: Nüfus sayımı da dahil bu doğallaştırma işlemlerinin çoğu şu ana kadar hayata geçirilmedi ve kimse, aralık sonu olarak belirlenen tarih geldiğinde bu işlemlerin tamamlanmış olacağını düşünmüyor. Dahası 58. madde, Başkanlık Konseyi ve bakanlar kurulundan oluşan yürütme otoritesine, parlamentoya çözüm için gerekli tavsiyeleri sunma sorumluluğu veriyor. Başkanlık Konseyi tavsiyeler üzerinde anlaşmaya onay vermezse, 'uzlaşmayla seçilmiş bir hakem' atamak durumunda. Hakem üzerinde anlaşmakta başarısız olunursa da konseyin, BM genel sekreterinden hakemlik görevine saygın bir uluslararası şahsiyeti atamasını talep etmesi öngörülüyor. Peki bu adımlardan ortaya ne çıkacak? Hiçbir şey. İşgalden beri üç hükümet gördük. İyad Allavi, İbrahim Caferi ve mevcut Nuri el Maliki hükümetleri. Başkanlık Konseyi bu üç dönemde Kerkük konusunda hiçbir tavsiye sunmadı. Şu ana dek, istenen tavsiyeleri yıl sonuna kadar sunabileceğine dair bir gösterge yok. O halde ne yapılacak? Savaş mı yoksa barış mı? Doğal olarak barış. Bir başka deyişle, kimse savaş istemedikçe inatlaşma ne Kürtlerin, ne Türkmenlerin ve ne de Arapların tercihi olur. Doğru tercih bugüne kadar yapmadıklarını yapıp, çözüme ulaşmak amacıyla diyalog kurmak için bir araya gelmeleri. Kürt, Türkmen ve Arapların yanı sıra masada Hıristiyan azınlık temsilcilerine de bir yer olması gerekir. Zira onlar da Kerkük halkının parçası ve Kerkük sorunu onları da ilgilendiriyor. Irak anayasası aslında katı değilBu aslında anayasanın aşılmasına yönelik bir çağrı teşkil etmiyor, zira Irak anayasası aslında katı değil. Aynı anayasanın 142. maddesi parlamentoyu, yapılması gereken zorunlu düzeltmeleri sunmakla görevli bir konsey oluşturmakla görevlendiriyor. Söz konusu komisyonun mevcut parlamentonun kurulmasından dört ay sonra oluşturulması gerekiyordu ancak şu ana dek bu gerçekleşmedi. İşte Irak'ın çözümsüz şartları böyle... O halde, Kerkük halkının, yani doğrudan ilgili tarafların anlaşmakta kararlı olduklarını ve maddeleri uygulayarak değil de, anayasanın ruhuyla uyumlu bir çözüme ulaştıklarını varsayalım. Kerkük başka bir savaşa girmek yerine böyle bir çözümü hak etmiyor mu? (Londra'da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, 25 Kasım 2007) Radikal Gazetesi
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.