Siyaset

KENDİMIZİ KANDIRALIM MI?

Veysel MERÝÇ · 04.12.2005 · 2 görüntülenme

Türk egemenlik sistemin yedek lastiği olmuş ezen ulus solu ve kendini sömürgecinin kapısına bağlamış malum Kürd çevreleri Kürd milletine ‘Sizi yok sayan ve katliamdan geçiren katillerinizı sevin, kardeş deyin’ diyorlar. ‘Kürd ulusu, Kürdistan ülkesi gibi boş sevdalardan vazgeçin’ buyuruyorlar.  ‘Kendinizi kandırın’ diyorlar. Ve mazlum Kürd ulusuna ihanet ediyorlar.  Sistemin  „sol“ ve „Kürtçü“leri kendi ihanetlerini haklı çıkarmanın zeminini bulmuşlar. Sistem kaynaklı  „ortak“ literatür bu zemini oluşturmaktadır. Bununla Kürdistan bir ülke, Kürdleri bir ulus olmaktan çıkarmaktadırlar. Kürdistan, zora dayalı  „Türkiye bütünlüğü“, Kürd ulusu da  „Türkiye halkları“, „Anadolu halkları“,“Mezepotamya halkları“ vs. içinde ifade edilerek yok sayılmaktadır. Bu yaklaşımın sergilenmesi boşuna değildır. Bir amacı vardır. Bunun doğal sonucu KUKM´nın  “gereksizliğı ve imkansızlığı” seslendirilir. Sömürgeci sistemin  “ortak” literatürünü kullanan Türk sol hareketin tamamına yakını ve ülkesine, ulusuna, halkına yabancılasmış birlikçi Kürd, bu uğursuz rolü oynamış ve oynamaya devam etmektedır.Bu yaklaşım, Kürd milletine sonsuz zararlar vermiştir. Buna karşın sömürgeci sisteme sonsuz yararlılıklar sağlamıştır. Peki bu yaklaşımda neler var ? Buna bakmakta yarar var.Her şeyden önce Kürtlerin gözünün içine baka baka ben seni yok sayiyorum demek var.  Her ne kadar kardeşlikten bahsediyorsamda, oysa ben seni kandıriyorum demek var.  Bunu bilsen bile buna karşı çıkma demek var. Iste karşımızdakinin kendince  “akıllı” politıkası böyledır.  Fakat bu politıkada yeni bir şey yok. TC devletinin resmi yaklaşımın iz döşümü var.Sormak gerekir. Hangı  “ülkemiz”den basediliyor. Sömürgeci-sömürge ilişkilerinin olduğu  koşullarda ezen ulus halkı ile ezilen ulus halkının  „ortak ülkesi“ olur mu?  Olmayacağını her sagduyulu insanın bildiği bir gercektır. Fakat bu iddianın sahibi ezen ulus egemen sınıflar ile ezilen ulus milli hainleri olduğuda herkesin bildiği bir başka gerçektır. Bu da biliniyor. Eger kendilerini  sosyalist, devrimci ve yurtsever olarak tanımlayanlar sömürgeci egemen sınıfların ve Kğrd milli hainlerin yaklaşımını savunuyorlarsa onlardan farkı nedir? Birileri bunun izahatını yapabilir mi ? Bu yaklaşım sahipleri sadece sömürgeci sistemin yedek lastiği olmuş Türk sol hareketi ile sınırlı değildır. Ezen-ezilen ulus statükosunun olduğu her yerde bu yaklaşımı savunan sosyal-şovenler oldu. Bir zamanlar Fransız emperyalizmine karşı Cezayir halkı, ulusal kurtuluş mücadelesi verdiğinde sosyal-emperyalist Fransız Komünist Partisi´de tıpkı Kemalist Türk sol hareketleri gibi Cezayir´i Fransa´nın bir parçası, bir bölgesi olarak gördü. Cezayir´ıde kapsayan  „Fransa bütünlügü“nü   „ülkemiz“ olarak tanımladı ve savundu.  FKP, Cezayir ulusal kurtuluş hareketine karşı, efendileri olan Fransız emperyalistlerin safinda savaştı. Bu karşı-devrimci yaklaşımlarına birde gerekçe bulmuşlardı. „Tek yol devrim“. Tıpkı Türk sol hareketi gibi.  FKP derdı ki, „Devrim olursa Cezayirlilerin hakkı da verilecek.“ Fakat tarih FKP´nin sosyal-emperyalist politıkasını mahkum etti. Fransa´da devrim olmadı, ama Cezayir Fransiz emperyalistlerini kendi ülkelerinde kovdu ve bağımsızlıklarına kavuştu. Bu sadece bir örnek. Dünyada bunun sayısız örnegi vardır. Bu nedenle ezilen ulusların ulusal kurtuluş mücadelesini,  „Tek Yol Devrim“  ile mutlaklaştırıp sömürgeci ülke devrimine havale edenlerin siyasal kimliği kirlidır.  Hele bu mihrakların içinde kendi ülkesine, ulusuna, halkına yabancılaşıp, sömürgeci ülkeyi  „ülkemiz“ deyip, kendi ulusunun ulusal kurtuluş mücadelesini vermeyip, buna karşı  „birleşik devrim“ diyerek sömürgeci ülke devrimine soyunursa bunların kimliği daha da kirlidır.Peki bunlara ne demek lazım? En doğru bir tanımlama ile bunlara kaybedilmiş Kürd demek lazım.  Bu tipin kendisine faydası olmadığı gibi başkalarınada yaranmaz.  Kürdistan´a, Kürt ulusuna, Kürdistan halkına ihanet eden Kürd, sömürgeci sisteme ne kadar hizmet ederse etsin sonuçta Kürd´tür ve sömürgecinin gazabında kurtulmazlar. Könverdiye götürülürler. Kullanılır ve suyu sıkılmış limon gibi bir yerlere atılırlar.  Tarihimizde bunun sayısız örnegi vardır.  Sahip çıkanı da olmaz. Çünkü onlar, ne ezene, ne de ezilene yar olmuşlardır. Nihayetinde düşürülmüş, kisiliksizlestirilmiş ve onursuzlastırılmışlardır. Sahipleneni olmaz. Bu düşürülmüş, kişiliksizleştirilmiş ve onursuzlastırılmışların ikinci argümanlari  „kardeşlik“ kavramı olur.  „Bin yıldır süren kardeşlik“  edebiyatı seslendirilir. Kraldan daha kralci kesilir. Türk´ün boğazlayan, Kürd´ün boğazlanan bir zeminde   „Türk-Kürt kardeğligi“ni keşfeder. „Ortak sevinçleri, acıları paylaşmışlardır“ kehanetinde bulunurlar. Bu hilkat garibet yaklaşımlar, „devrimcilik“, „enternasyonalizm“ ve dahası ‘Kürtlük’ adına savunulur.Oysa savunulan TC devletinin resmi yaklaşımıdır. Bunun sol ve ‘Kürtçü’ renge boyanarak savunulması sistem adına bir şeyler kotarma amaçlıdır.  Seslendirilen  „kardeşlık“ sadece bu yaklaşımın örtü kavramı olur.  Kürdistan halkı bunu redettiği içindir ki, Kemailst güçlerın gazabına uğramış ve uğramaktadır. Çok acılar çekti ve çekmektedir.  Olsun! Kendini kandırmaktan iyidır. 03 Aralık 2005

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.