Kemal Burkay'ın Türkiye Dönüşü ve Kurdistan Davasına Etkileri-2
Rojhat Badikî
·
10.08.2011 · 2 görüntülenme
Sayın Kemal Burkay’ ın kendi ülkeme döndüm söylemeleri, Sayın Burkay ve PSK’nin edebiyatina yerleşen ‘’EZOP’’ dilidır. Kurdistan halkına yüzü dönünce Kurdistan demek istedim sömürgeci Türk devletine dönünce de Türkiye demek istedim der. Genelde bakıldığında Sayın Burkay’ın ‘’Türkiyecilik sevdasının ‘’ hiç bir zaman sönmediğini aksine her geçen daha da gürleştiği, Türk kültür Bakanı E. Günay’ ın hediye ettiği 3 kitaptan sonra doğrudan kendisini ırkçı-şövenist Türk şairi Nazım’ın artçısı ilan edip Ahmedê Xanê görmemezlikten gelmesidır. Geçmişi ile övündüğü tarih ise TIP ve Kemalist Türk soludur. Öcalan dışında, Kurdistan’ın genelinde, Kurdistan’lı yurtseverlere ‘’ajan’’ suçlaması salvolarını başlatan bizzat kendisidır.
Ahmedê Xanê Kurd halkının bağımsız Devlet kurmasını savunanların fikir babası, Bağımsız Kurdistan şiarını savunan, Türk-Farıs-Arap sömürgeciliğine karşı fikir-düşünce ruhu ile karşı duran onlara karşı mücadele eden ölümsüz önder. Nazım Hikmet ise Kurdistan-Anatolia ve Ermenistan’da Kemalistlerce yapılan jenosidleri görmezlikten gelen, Kemalizme özellikle Atatürke methiyeler dizen, şövenist bir Türk şairidır. O şair ki, Kemalizme ve Atatürke methiyeler dizmesine, Kurdistan-Ermenistan ve Anatolia’ da yapılan jenosidlere sessiz kalarak onaylayan-Kemalistlere destekleyen tutumuna rağmen, Hakların mezarliği üzerinde inşaa edilen TC görmesine izin verilmedi.
Sayın Burkay onun rüyasını, hakların inkar ve imhası temelinde inşaa edilen Türkiye’yi görerek ruhunu şaad edip, Kurdistan halkının büyük önderi ve Bağımsız Kurdistan fikrinin babası Ahmedê Xanê’ye görmemezlikten gelerek kemiklerini sızlattı. S. Burkay’ ın bu tavrı sömürgeciliğe karşı, halkının özgürlük ve bağımsızlığı için mücadele tavrı ile büyük bir çelişki içindedir. Sömürülen ve insani haklardan dahi mahrum edilen bir halk adına hareket edenlerin bu tür ruh hali, düşmanını büyük görme-yüceltme, halkının ruh ve düşünce yapısını yaralamaktadır. Bu tutum geçmişte Ocalan’ın ‘’Hızmete hazırım’’ ın değişik bir varyantıdır. Senaryo aynı uygulama farklı, federasyonu savunuyoruz-ülkeyi bölme gibi bir düşüncemiz yoktur, Türk bayrağı ve Atatürk büstünün altında basın toplantısı düzenlemek, manevi, psikolojik-ruhsal olarak büyük önem taşımaktadır. Öz itibarı ve verilmek istenilen mesajlarla, Öcalan’dan farklı bir tutum konulmadığı gibi farklı bir yolla onun ardıllı ve takipçisi olunmuştur.
Sayın Burkay ve ardıllarının dillerine doladıkları ve hiç bir zaman dillerinden düşürmedikleri ‘’ Şiddeti ret etme’’-‘’ şiddette bulaşmadık’’-‘’ istikrar abidesi" tarenaları tutarsızlık ve kendini ve geçmişini inkar etme, aldıkları kararlara sahip çıkmama noktasında kötü bir örnektir. İnkar ve red edebilirsiniz ama tarih ve tanıklar unutmaz ve yaşayan bir tanık olarak diyebilirim ki bir kez tutarlı olun ve aldığınız kararların ardında durun. Unutmayın ki Kurdistan gibi 40 milyonu aşkın bir halkın davasının takipçi ve savunucuları olduğu iddiasındasınız. Tutum ve davranışlarnızla bu halka örnek ve layık olmak zorundasınız. Uygar ve demokratik toplumlarda, politikacılar halka karşı açık ve şeffaf olmak zorundadırlar. İkinci vatanım dediğiniz ve uzun bir süre yaşadığınız İsveç' te siyaset ve politikların bu esas üzerinde bizzat yaşarak gördünüz. Soğuk savaş döneminin politika ve politikacıların döneminin aşıldığına bu alanda köklü bie değişin olduğunun tanıklarındasınız. Yaşarak gördüğünüz değişimleri kendi politik yaşamınıza ve PSK oradanda Kurdistan toplumuna taşıma cesaretini gösteremiyorsunuz?
Birileri çıkıp siz kongre kararı ile Kurdistan’ın güneyinde Suleymanîye kazası DUKAN ilçesinde askeri kamp kurdunuz dese cevabınız ne olacak? Düşmana kurşun sıkmadığınız doğru ama kendi insanınıza kurşun sıktığınız, şiddet uygulamadınız mı? Bizzat sizinde bulunduğunuz dönemde, genel sekreteriniz ve Avrupa sorumlularından Bawer, insanınıza şiddet uygulamadı mı, onları TC ajanlığı ile suçlamadınız mı? Bawer bir yoldaşını öldürmek ve iki yoldaşını da yaralamak suçunda Duhok cezaevinde yatıp sonra Avrupa’ ya çıkmak koşullu ile serbest bırakılmadı mı?
Samimiyet denilen test budur
Faşist-Irkçı Türk devletine yaranma uğruna bu tür söylemere gerek yok, halkınıza karşı sorumluluk hissediyorsanız, yaraşır bir şekilde öldürdüğünüz ve yaraladığınız yoldaşarınızdan ve ailelerinden özür dilerdiniz. Red ve inkar edebilirsiniz ama olgu ve olaylar ortada. Kendinize ve halkınıza karşı samimi olmanız durumunda İstikrar abidesi olma, şiddeti red etme iddialarınıza leke mü sürülürdü? Tersine bu konuda özelleştri vermede pozitif rol oynayıp değişimin öncüsü olurdunuz. Maalesef,Açık ve çok sesli toplum, sosyalistlik-demokratlık kelimelerini konuşma ve sövlemelerinizden eksiltmemenize rağmen realitede ise bunun esamesi yok!