BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 25.01.2006 · 2 görüntülenme
İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini (nükleer silah yapımı sürecinde kilit bir adım) sürdürme kararı, ABD, Avrupa ve dünyanın geri kalanına doğrudan bir meydan okuma. Son iki yıldır Avrupa (ABD'nin de desteğiyle) Tahran'a makul bir anlaşma önerdi: Neredeyse 20 yıldır yürüttüğü uranyum zenginleştirme işine son vermesi karşılığında sivil nükleer enerji programı için teknik destek, genişletilmiş ekonomik ve diplomatik ilişkiler. Geçen hafta Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın İran hükümeti uluslararası topluma, esasen 'Başka kapıya' dedi. Nükleer programının tümüyle barışçı olduğunu iddia ederek, Avrupalılarla görüşmeler sırasında askıya alınan araştırma ve geliştirme faaliyetlerine kaldığı yerden devam etti. Almanya Başbakanı Angela Merkel'in bu ay Washington'a yaptığı ziyarette de açıkça ortaya koyduğu gibi, İran'la bir diplomatik çözüme canı gönülden inananlar bile şimdi diplomasinin çıkar yol olmadığını, karar ve eylem vaktinin geldiğini kabul ediyor. Peki nasıl bir karar, nasıl bir eylem? Tartışmada, iki karşıt kamp ortaya çıktı: Biri İran'a teslim olmayı, diğeriyse İran'ı bombalamayı istiyor. İkisi de yanlış. Birinci kamptakiler Tahran'ın barışçı amaçlarla nükleer teknoloji geliştirme hakkı olduğuna dair argümanını kabul edenler. Ve İran'ın nükleer bombaya sahip olmasına karşı çıksalar da, bu yöndeki kararlı bir çabayı engellemek için yapabileceğimiz pek az şey olduğunu ve nükleer silah sahibi bir İran'ın her durumda dizginlenebileceğini savunuyorlar. Onlara göre, ekonomik yaptırımlar için uluslararası destek almak zor ve Rusya ile Çin bir şekilde bu yaptırımları kabul etseler bile İran politikasını değiştirmez. Tümüyle boşvermeci bir bakış açısı bu. İran'ın nükleer programının sivil amaçlı olduğuna ve bu yüzden İran'ın uranyum zenginleştirmesine göz yummanın o kadar da önemli bir mesele olmadığına inanmak, yanılsamadan başka bir şey değil. İran'ın uzun yıllardır nükleer programının önemli veçhelerini gizlediği ve bu konuda yalan söylediği göz önüne alındığında, uranyum zenginleştirme ve yeniden işleme yeteneklerini geliştirmesine göz yummak, nükleer silah edinmesinin önündeki en önemli teknik engeli kaldırıp, nükleer faaliyetlerle ilgili kararları tümüyle Ahmedinecad'ın radikal İslamcı hükümetinin eline bırakacaktır. Bu, kabul edilemez bir risk. İran'ın elindeki bir nükleer bombanın tehlikeleri açıkça ortada. Diğerleri (Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye), hem Tahran'ı caydırmak için hem de İran'a nükleer bomba yapma izni veren bir dünyanın kendilerine de izin vereceği inancından dolayı bu örneği izleyebilir. Bu, zaten sallantıda olan nükleer silahların azaltılması sistemine ölümcül bir darbe olur. Dahası, nükleer silah sahibi bir İran, bölgesel ve küresel güvenlik için büyük bir tehdit teşkil eder. ABD ve diğerleri için, İran saldırganlığına veya Tahran'ın Ortadoğu ve ötesinde terörizme verdiği desteğe karşılık verilmesi konusunda caydırıcı olabilir. Ve Tahran'daki mevcut liderlerin mesihvari karakteri ortadayken, nükleer materyalleri, hatta nükleer bir silahı Kaide'ye vermeleri riskine girmeyi gerçekten ister miyiz? Tartışmanın diğer tarafında (bunların da büyük kısmı ABD'de), İran'a karşı askeri güç kullanmanın vakti geldiğini düşünenler var. Onlara göre, madem ki diplomasi başarısız oldu ve (Başkan Bush'un dediği üzere) İran'la ilgili olarak hepimizin 'eli kolu bağlandı', o zaman geriye kalan tek seçenek çok geç olmadan İran'ın nükleer tesislerine askeri bir saldırı düzenlemek. "Bush'un narası günün birinde işe yarayacaksa, o gün bugün" diyorlar. Bu da yanlış bir bakış açısı. ABD'nin hava saldırıları İran'ın kritik nükleer tesislerini, en azından var olduğunu bildiklerimizi yok edebilir. Fakat istihbaratımızın kusursuz olduğu da pek söylenemez, bu yüzden de Tahran'ın nükleer programının gerçekten imha edilip edilmediğini bilemeyiz. İran'a karşı askeri bir saldırının, İranlıların aksi takdirde hiç de popüler olmayan bir rejime desteğini güçlendireceği de kesin. Nükleer caydırıcılığa ihtiyaç duyup duymadıklarına dair kuşkuları da böylelikle ortadan kalkar. Ve İran'ın vereceği karşılığa hazır mıyız? İran, Irak ve Afganistan'daki Şii ortakları aracılığıyla askeri güçlerimize büyük zararlar verebilir ve bu iki ülkeyi istikrara kavuşturma gayretlerimizin altını oyabilir. Dünya petrol akışının üçte birinden fazlasını sağlayan Hürmüz Boğazı'ndaki nakliyatı tehdit edebilir. Terörist dostlarına, müttefiklerimize ve bize misilleme saldırıları düzenletebilir. İran hedeflerine saldırmak konusunda İsrail'e bel bağlamak daha da kötü olur. İsraillilerin böyle bir operasyonu daha da etkisiz olur, zira askeri araçları daha sınırlıdır. Ayrıca sorumluluk, sadece İsraillilere kendi kontrolündeki Irak hava sahasını kullandırdığı için bile her durumda ABD'nin üzerine kalır. Peki ABD ve Avrupa ne yapmalı? Yanıt şu: Uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tekrar askıya almayı reddederse İran'a gerçek bir bedel ödetmeliler. Bu da ilk önce, gelecek ay Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve BM Güvenlik Konseyi'nde sert bir tavır almak için Rusya ve Çin'in desteğini kazanmak yönünde uyumlu bir çaba anlamına geliyor. İdeali şu: Güvenlik Konseyi İran'ın faaliyetlerini kınamakla kalmayıp petrol ambargosu ve İran'a yatırımın yasaklanması konularında görüş birliğine varmalı. Tahran, tekrar başlattığı uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçtiği takdirde müzakelerin devam edebileceği açıkça ortaya konulursa, yaptırımların itibarı da artacaktır. Sivil nükleer enerji programına destek, ticaret ve yatırımın artırılması gibi öneriler de masada duracaktır. Fakat Tahran geri adım atmayı reddederse, bedelini de ödemeli. Ve Rusya ile Çin daha ileri gitmeyebilirse de, Avrupa, Japonya ve ABD bu iki ülkenin reddinin arkasına saklanmamalı. Çin, Rusya ve Hindistan da saflara çekilmedikçe yaptırımların işe yaramayacağı argümanı abartılı. Halihazırda İran'ın enerji sektörünün ihtiyacı olan uzmanlık ve teknoloji sadece Batı şirketlerinde var; ve kaynaşmış bir dünya petrol piyasası dahilinde, Çin ve Hindistan İran'dan ne kadar petrol satın alırsa, geri kalan yerlerdeki kaynaklar da o kadar serbest kalır. Elbette İran petrolünü dünya piyasasından çekerek misilleme yapabilir, ki bu da fiyatların patlamasına yol açar. Fakat eğer Amerikalılar ve Avrupalılar, İran'ın nükleer bombasını engellemek için petrol fiyatlarındaki geçici bir yükseliş riskini göze alamıyorlarsa, o zaman bunun sonuçlarıyla yaşamaya hazırlansınlar. Yaptırım tehdidini daha muteber kılmanın veya onları gerçekten uygulamanın, hemen ve olumlu bir etki yapacağının garantisi yok, fakat alternatifler içinde en akılcısı kesinlikle bu. Ve yaptırımlar kısa vadede işe yaramasa bile, gelecekteki İranlı liderlere işbirliği fırsatı tanımak ve diğer heveslilere bir mesaj vermek açısından faydalı olur. En azından, ciddi yaptırımlar İran ekonomisini sıkıştırıp kilit teknolojileri kısıtlayarak nükleer programı yavaşlatır; yanı sıra günün birinde mevcut rejimi alaşağı edebilecek olan orta sınıfların zaten var olan huzursuzluğunu daha da artırır; gelecekte İran'ın Batı'yla kucaklaşmaya karar vermesi açısından bir baskı aracı görevi görür. İran'ın önüne açık bir tercih konulmalı: Kuzey Kore gibi, nükleer silahlara sahip, ama sefalet içinde ve yalıtılmış bir parya devlet haline gelebilir veya uluslararası toplumla tekrar entegre olmaya, halkının ihtiyaçlarını karşılamaya ve bu yeteneğe güvenliğinden taviz vermeden ulaşmaya başlayabilir. Kararı İranlılar verecek. Fakat biz de onları bu kararı vermeye zorlamalıyız.Radikal, akt: C. A
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.