Siyaset

KANLA YEŞEREN AĞAÇ -16-

Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme

KANLA YEŞEREN AĞAÇ -16-

Ayrılık günü, Ardest hiç ağzını açmamıştı. Birbirlerine hatıra veren zaten çok azdı. Elde ne vardı ki hatıra kalacak!..

Çiya gideceklerin yanından ayrılamıyordu. Tam vedalaşma başladığında ise çok duygulanmıştı. Hele Ardestin nereden buldu ise, eline sıkıştırdığı kalemi aldığında duyduğu söz, onu boğacak olmuştu.

_Ben sana kalemi buldum, kağıt ve kelime bulmak sana kalmıştır. Herhalde şahadetimiz üzerine söyleyecek birkaç söz bulursun!..

İkisinin de içi dolmuştu. Ardest ek bir hece fısıldayacak gücü bulamamıştı kendinde. Ancak ona sarılıp anlından öpebildi. Ağlama endişesi ile hemen sırtını dönüp uzaklaştı. Yaklaşık otuz adım gittikten sonra, kendini toparlayabilmişti. Geri dönerek, ancak:
_Kendine iyi bak!.. diyebildi.

Çiya hiç konuşamamıştı. Konuşmak için sarf edeceği her soluk alış, ağlamaya dönüşecek gibiydi. Yapamadı, oradan uzaklaştı. Yalnız olduğu bir noktada koyuverdi kendini.

_Keşke senin kadar sağlıklı ve cesur olsaydım! dedi ve ıslak gözlerle baka kaldı bir müddet...

Ardest ardına bakmadan uzaklaşmaktaydı. Çiya onun bu karalılığına hayrandı.
Sonra daha bir içten ve oldukça duygulu bir tonla:
_Güle güle git. Git ama ne olur ölme, ölme... diyebildi...

SURİYE

Suriye devletinin istihbaratı Emin Dahli (Davli) elemanları kaldığı eve baskın verip, evdekilerle birlikte göz altına almışlardı. Kısa sürede çocuklar ve kadınlar bırakıldıkları halde Halil ve ev sahibi Vahap işkenceden geçirilmişlerdi.

Halil kendinden çok ev sahibini düşünüyordu. Zavallı kandaşı, bir kürdü misafir etmenin çilesini çekiyordu. Tüm suçu akraba bağı bulunmayan birini misafir almaktı.

Halil uzun süren eziyet sonucu bayıldığında, suratına atılan bir kova su ile ayıltıdı.
Her tarafının ağrıdığını hisseden Halil, bir kaza geçirdiğini sanıyordu. Etrafa bakarak, nereye düştüğünü anlamaya çalışırken duyduğu Arapça sözlerle, olan biteni yeniden anımsadı.

Kendilerine en çok eziyet eden Kürdçe bilen bir Araptı.

Halil bunun gerçekten Kürd olduğunu düşünüyordu. Türkiye'deki işkencecilerin de, Kürd kökenli olanları daha acımasız olmaktaydılar. Bunun psikolojik bir nedeni vardı. Kökenlerinin sezilmesiden ve sanıklar gibi 'bölücü'lerden zannedilme endişelerinden kaynaklanan bir panikle daha zalimleşmekteydiler!

_Sabah oldu, a.ına kodduğum Kürdü uyan! dedi tercüman.

Halil loş karanlıkta etrafı sezmeye çalıştı.

Başı kazan gibiydi. Her tarafı ağrımaktaydı. Düşünmeye fırsat bulamadan soru yağmuru başladı.

Kürdçe bilen Arapın ağzı o kadar bozuktu ki... Kim bilir ötekiler Arapça ne küfürler ediyorlardı.

_İyi ki Arapça bilmiyorum, yoksa sinirlerim iyice bozulacaktı, bu koşullarda sağlam sinirlere ihtiyacı olur insanın! diye geçirdi.

Bu seansta dayak faslı çok sürmedi. Kapı açıldı ve içeri bir gurup sivil girdi.

Siviller Halilin karşısına geçip izlediler. Sonra tercüman aracılığı ile sordular.

_Bu eziyetten kurtulmak istiyorsan konuş. Gel inat etme, medeni insanlar gibi konuşarak anlaşalım.
Halil:
_Siz benden ne istiyorsunuz? Ne söylememi bekliyorsunuz, ne söyleyeyim?
_Kimlerin ajanısın? Hangi görevle geldin, kimlerle buluşacaksın, bunları söyle yeter!
_Yahu, siz ne laf anlamaz adamlarsınız! Ben kimim, ne yeteneğim var benim? Kim bana görev verir? Ne sanıyorsunuz siz beni?
_Bırak bu zavallı Kürd ayaklarını, sen asıl amacını söyle?
_Peki inanacak mısınız?
_Evet. Hem de derhal serbest bırakılacaksın ve istediğin örgütle çalışmana izin verilecek!
_Ben Türkiye'de düzen aleyhtarı bir örgütün elemanıydım. Yönetimle çelişkiye düşünce onlardan koptum. Umutlarımı yitirdim, bu nedenle ülkeniz üzerinden Lübnan'a geçerek, Filistin'li savaşçılara katılmaya çalışıyorum. Hepsi bu!
_Hangi örgüt bu, örgütteki görevin ve kod adın neydi?
_Kusura bakmayın, ama bazı şeyler vardır ki ancak insanla mezara gider!
_Yani?
_....
_Hani anlaşmıştık?
_Böyle bir şey yapmayı kabul etseydim Türkiye'den ayrılmama ne gerek vardı?
_Yani?
_.....
_Yani hiç uğruna öleceksin!
_Siz de beni öldürerek, inandığınız Allah'ın huzurunda Filistin halkına karşı İsrail'i desteklemiş olduğunuzun hesabını vermek durumunda kalacağınızı unutmayın!

Kürdçe bilen tercüman bu sözleri çevirmek yerine, Halil'e rast gele yumruk atmaya başladı. Hızını alamamıştı ki, eziyet için yapılmış özel sopayı kaparak sırtına, kalçalarına ve bacaklarına indirmeye başladı.

Onu durduran sivillerden, sürekle sual sormasından sözcü konumunda olduğu anlaşılanı, söylenenin tercüme edilmesi üzerine Halil'e yaklaşarak:
_Biz mi seni sorguluyoruz, sen mi bizi? Ya sorduklarımıza doğru cevap ver ya da öleceksin! Başka bir seçeneğin yok! dedi.
Sonra diğerleri ile fısıltılı bir konuşma yaparak tekrar Halil'e döndü:
_Bizim mesaimiz bu saatte bitti... Ev sahibini bırakıyoruz o insaniyetini yapmış. Sana gelince, yemeğini göndereceğiz ve bu gece istirahat edebilirsin. Bu arada iyi düşün taşın! Unutma ki sabah sana aynı tolerans gösterilmeyecektir!

Sırtını dönüp gideceklerken, Halil, bacaklarının acısına daha fazla dayanamayarak olduğu yere çöktü. Bu oturuşun çıkardığı sese yönelen adamlar, kendi aralarında Arapça bir şeyler konuştuktan sonra tercümana çevirttiler:
_Bak, şimdi sana bizimle çalışmayı kabul eden bir hemşehrini tanıştıralım!

Tercüman kısa ve adaleli biri idi. Aynı tipte ve daha uzunca olan bir sorgucu ile çıktılar.

Arada geçen zamanda Halil 'yine ne planladı bunlar'diye düşünüyor ve neler olacağını anlamağa çalışıyordu.

Biraz sonra hücreye sebest görünümlü, üstü başı temiz uzun boylu biri getirildi.
Getirilmedi, geldi! Hiç dayak yemiş gibi görünmüyordu ve sanki kendi iradesi ile yürüyerek gelmekteydi izlenimi uyandırıyordu. Ya da dayak faslı üzerinden aylar geçmiş olmalıydı.

_D, şu inatçı hemşerine bir akıl ver! Laften anladığı yok, elimizde kalacak!

Halil gelene baktığında bunun gerçekten D olduğunu gördü. D bir örgütün merkez adamlarındandı. Onu ceza evinde biliyordu. Ajan biri değildi, olmaması gerekiyordu. Fakat bu koşullarda kimseye güvenmenin doğru olamayacağını düşündü.

Adamlar ikisini orada bırakıp çıktılar.

D:
_Geçmiş olsun Halil! Suriye'ye hoş geldin diyeceğim, ama pek hoş tutulmuşa benzemiyorsun!

Halil D'yi gördüğüne sevinmekle birlikte, tutumundan mamnun olmadığını gizleyemedi.

_Sağ ol sağ ol! diye geçiştirmek istedi.

D tutumunun hoş görülmediğini anlıyordu. Fakat o tavrını doğru görmekteydi. Haklılığını kanıtlama çabasına girdi.

_Halil, burada, yani Lübnan'n Beka a vadisinde kamp kurmuş bütün örgütler Suriye gizli polisi ile ilişki içindedirlerler. Şöyle veya böyle birlikte çalışılıyor. PKK, Dev-Sol nasıl barınabiliyor sanıyorsun!
_Yani siz de beraber çalışmayı kabul ettiniz!
_Vallahi dünyanın enayileri olarak kalmak Kürd'ün kaderi değildir. Dünya ticaretinin ne kadarı eroin Trafiği üzerinde yürüyor biliyor musun?
_Yani?
_İran, Türkiye, ABD bu pazarda milyarlar kırıyorlar. Avrupa devletleri, ABD hepsi bundan pay alıyor! Ülkemizin yararı için neden Kürdler de yapmasın ki?
_Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? Bunu düşünmek bile iğrenç bir şey!
_İşte böyle, bu kadar saf olduğun için sen asla önder olamazsın!
_Tamam, ben devrimci falan da değilim. Enayiyim, ahmağım ve burada ölceğim! Şimdi cehenem ol git! Beni halimle bırak, kalan sinirlerimle kendi kendime kahredeyim!
_Halil, tutumunu anlıyorum. Fakat Süriye polisi Türk polisi gibi değildir. Bunlar adama acımazlar!
_Şimdi de TC avukatlığı mı, Türk polisi vijdanlıdır öyle mi? İğrenç herif, haydi defol!!

Halil daha da yıkıldı. Burdan sağ çıkamayacağını anladı. Artık, umutsuzca ne zaman öldürüleceğini beklemeğe başladı...

Fırat, o güzelim ülkenin yüreğinden doğan Fırat!

Tanrıların kitaplarında ilk insanı yerleştirdiğini müjdelediği cennet vadisini sulayan kutsal ırmak!

Adem'den bu yana insan oğluna aş, iş kısaca can veren su!

Sen cennetin çocukları Kürdlerin cesetlerini de mi yutacaktın!

Ooy Fırat, zalım Fırat!
Yaşam bu kadar acı mı, bu kadar kısa mı?
Heyhat, heyhat!..
______________________________________________________________________________

Değerli okurlar,
kullandığı dili iyi bilmek, doğru yazmak ve telaffuz etmek, yazar olmanın en temel kuralıdır.

Fakat, mazlum halkların değerlerine saygısız, hak, hukuk ve ahlaki kural tanımayan bir düşman ile ancak anladığı dilde konuşulur.

Ulus olarak varlığımızı, dilimizi ve kültürümüzü yok sayan ve dilediği gibi talan eden düşmanla bir konuda buluşma anlamına gelen, dillerini koydukları kurala göre yazma tutumundan vazgeçtiğimi bilmenizi isterim.

Artık Kürd değil Kürd, yalnız değil, yanlız yazacağım.

Bunu Kürd dili ile tamamlamak en büyük arzumdur. Eğer bir yazar seviyesinde yazmayı başaramazsam, ana dilimde bir mektup yazma ve okuma mutluluğu ulaşmam bana yetecektir. Zaten Türkçe yazdıktan sonra istemediğimiz kadar 'yazar' var!

Slaven germık û dostanî

Hese Haydarî Muhamadî Hirbamê Allıkê (HD)

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.