Siyaset

JOHN TIRMAN

Sansürün aðýr bedeli... · 25.11.2005 · 2 görüntülenme

İstanbul'daki Türk savcılar, sekiz yıl önce yazdığım bir kitabı yayımlayan yayıncıya ceza davası açtılar. Türk romancı Orhan Pamuk'a açılan benzer bir davaya yönelik yoğun kamuoyu tepkisinin eşlik etmediği bu dava, yayıncı Fatih Taş'ın hapis ve ağır para cezası alması ile sonuçlanabilir. Taş için talihsizlik olduğu kadar, Türkiye için de, pek idrak ediyor gibi görünmediği bir bedeli var bu davanın. 'Savaşın Ganimetleri: Amerika'nın Silah Ticaretinin İnsani Bedeli' adlı kitabım, Türkiye'nin Kürtlere yönelik süregiden baskısını ve ABD'nin bu baskıya yardım eden ve suç ortaklığı yapan rolünü eleştiriyordu. Zira Türk ordusu büyük ölçüde ABD'nin tedarik ettiği silahları kullanıyordu ve ben bilhassa Connecticut'ta üretilen Black Hawk helikopterlerinin Türkiye'nin güneydoğusundaki zorla göç ettirmeler ve kanlı çatışmalarda kullanımının izini sürdüm. Türkler 12. yüzyılda Anadolu'ya akın etmeden çok önce Kürt olan bu dağlık bölge, son 80 yılda çok sayıda Kürt isyanına sahne oldu; bunun sonuncusu, Marksist kökenli gerilla örgütü PKK'dan geldi. 1980-1999 (ki bu tarihte PKK lideri yakalanıp hapsedildi) yılları arasında yaşanan savaş 30 bin cana mal oldu ve 1 milyon Kürt'ün köylerinden sürülmesine yol açtı. Açıklamalarım davada delil oldu Her iki tarafın da suçu ve acımasızlığı paylaştığı bir iç savaştı bu. Kitapta öne sürdüğüm mesele, ABD'nin Türk devletinin işlediği yaygın insan hakları ihlallerinde rol oynamaması gerektiği yönündeydi; zira bu ihlaller savaşın kızışmasına katkıda bulunuyordu (sözgelimi Kürtçe konuşmanın çok uzun süre yasaklanması) ve isyan karşıtı politikaların bir parçasıydı. Buraya kadar yazdıklarımla ilgili kitapta yer alan sekiz açıklama, davada delil olarak kullanılıyor. Bunlar birçok birinci elden tanıklıklara ve yaygın kabul gören bilimsel araştırmalara dayanıyor. Benim Türk devletini, kurucusunu, ordusunu ve hiper-milliyetçiliğini eleştirmeme neden olan da işte bu olgular. Ve Fatiş Taş'ın başını yakan da aynı olgular. Taş'ın çalıştığı Aram Yayıncılık'ın, Türk kimliğinin o veya şu veçhesine hakaretten dolayı davayla yüz yüze bırakılmasının ilk örneği de değil bu. Taş, Kürtlerin yaşadığı acılara duyarlı ve dikkat çekici bir bilgisizlik içindeki Türk seçkinlerini, kendi ülkelerinde neler yaşandığı konusunda bilgilendirmeye çalışıyor. Generaller rahatsız Daha da bilgisiz olanlar ise, Avrupa'ya dahil olmaya ve Türkiye'nin insan hakları sicilini sık sık kuşkuyla anan Avrupalılarla başa çıkmaya çalışan hükümet mensupları. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin Avrupa ile ilgili arzularını hayata geçirme çabasında bilhassa atak bir görünüm sergiliyor. Fakat bu tür davaların sürmesi (buna benzer duymadığımız daha kaç dava var?), Batı normlarının kontrol altında tutulduğu, o normlara saygı duyulmadığı ve hatta hoş görülmediği izlenimine katkıda bulunuyor. Taş'a açılan dava daha da ağır bir nitelik taşıyor, zira Türk Genelkurmay'ı tarafından istendiği açıkça ortada; siyasi kontrolü elinde tutan ordu, iradesini dayatmak konusunda daima bir adım önde olmuştur. 50 yılı aşkın bir süredir NATO'da olan bir ordudan söz ediyoruz. Kitabımın birçok yerinde Türkiye'nin, anayasasının, milliyetçi ideolojilerinin ve politikalarının militarist temellerini anlattım. Tarihçiler için sarih olsa da, bu noktalar daima hassas olan ve her tür eleştiriden yasa yoluyla korunan generalleri rahatsız ediyor. Yanlış politikayla hesaplaşılmalı Generallerin, insan hakları standartlarından hazzetmedikleri için, Avrupa Birliği'ne girmek istemediğine dair yaygın söylentiler söz konusu. Böyle bir uygunsuzluktan kaçınmanın bir yolu, süreci önceden bloke etmek. Bu yüzden ordunun, Taş'ın yargılanmasını, yanı sıra Orhan Pamuk'a yönelik daha fazla ses getiren suçlamaları isteyerek, yerel savcıları, Türkiye'nin zaten sancılı olan AB'ye tam üyelik sürecini sekteye uğratmak doğrultusunda kullandığından kuşkulanmamak elde değil. Elbette bütün ülkelerin geçmişten kalma günahları, katliamları ve kıyımları, şiddet yüklü ve dışlayıcı milliyetçi unsurları, diğer gruplara emperyalistçe muameleleri vb. vardır. Bunun yaygın bir durum olduğunu söylemek affetmek değil, tarihteki yanlış politikalarla hesaplaşmak anlamına gelmelidir. Kusursuz olmasa da, olgun bir demokrasi bunu gerektirir. Türklerin sergilediği şey, başka her şeyin ötesinde, çocukça bir alınganlıktır. Bunun da bir bedeli vardır. 10 milyon Kürt için daima ağır bir bedel olmuştur bu. Şimdi Türkiye'nin tamamı için de böyle bir bedel söz konusu olabilir. (22 Kasım 2005) HERALD TRIBUNEAkt: Firat DîcleRadikal

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.