BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Solaxî · 11.08.2006 · 2 görüntülenme
Türkiye'nin Güney Kürdistan sınırına tehditvari yığınak yapması son günlerde forumlarda hararetli tartışmalara neden oluyor. Kürdlerin olası bir askeri harekata karşı duyarlılıklarını geliştirmek, türklerin sömürgeci emellerini deşifre etmek, forumlar aracılığıyla ulaşılabilcek kitleyi bilgilendirmek anlamında yürütülen tartışmaların büyük değeri var. Ayrıca Türkiye'nin kirli emelleriyle dolaylı bir şekilde ilişkili bulunan İsrail-Hizbullah savaşına dair düşünce ayrılıklarının, farklı yaklaşımlara dayalı saflaşmaların foruma yansıması da konuyla ilgili tartışmaların yan ürünü olarak açığa çıktı. Tartışmaların bir diğer getirisi de son olaylara kimin hangi tarzda yaklaştığının anlaşılmasına imkan sunan bu saflaşmalardır. Serbest bir ortamda tartışma yürütülmesinin, fikir alışverisinde bulunulmasının yarar sağlayacağı bu tartışmalar aracılığıyla bir kez daha anlaşılmış oluyor.Yürütülen tartışmalar sertlikten kaçınıldığı ölçüde daha yararlı ve öğretici olacaktır. Tartışmalara taraf olarak bir yanda Güney Kürdistan kazanımlarını savunmayı, Güney'le dayanışmayı görev sayan katıksız yurtseverliğin zorunlu kıldığı duyarlılık yer alırken, diğer yanda PKK'nin yeni bir badireye ramak kalmasından tedirgin olan yurtseverliği İmralı teslimiyetine endeksli adeta hipnotize edilmiş kesimin mensupları yer tutuyor. İlk göndermemi PKK yanlılarına yönelik olarak dillendireceğim. Korkmasınlar, tedirgin olmalarına gerek yok. Başkanımız Sayın Mesud Barzani, 'Kürdlerin biribirini katledeceği dönem sona ermiştir' derken sadece Güney'de izlenen anlayışı ifade etmekle kalmamış aynı zamanda dost-düşman önünde açık bir taahhütte bulunmuştur. Türkiye'nin açık-kapalı tüm tehditlerine rağmen PKK mensuplarını tutuklamayı yada Türkiye'ye teslim etmeyi reddeden Güney Kürdistan Yönetimi'nin tavrı da bahsettiğimiz taahhüdün bir gereği olarak son dönemde birden çok devlet arasında yürütülen görüşmelere bir nevi damgasını vurmuştur. PKK menuplarına rahatsızlık veren bir diğer husus da Güney Kürdistan yetkililerinin T.C.'nin siyasi, askeri ve diplomatik erkanıyla yürüttüğü görüşmelerdir. Hatırlanacağı gibi ABD'nin 1991 yılında Irak'a müdahalesinin akabinde PKK Güney Kürdistan'ın sınır boylarında 40'tan fazla köyün kontrolünü ele geçirerek bu yörelerin Saddam tarafından kendilerinin idaresine verildiği şeklinde kabuledilemez bir gerekçeyi öne sürmenin de ötesine geçerek bölgede sivillere yönelik önemli katliamlara girişmiş, KDP ve YNK güçlerini provakatif saldırılarla sürekli bir şekilde taciz etmiş ve bunun sonucunda 1992 yılında cereyan eden savaşa neden olmuştu. KDP-YNK mutabakatı, Irak ve Türkiye tarafından kışkırtılan PKK'nin bölgeden çıkarılması için Türkiye'nin bölgeye müdahalesini talep eder duruma düşürülmüştü. Sonuçta karşılıklı hataların telafi edilmez kayıplara neden olduğu üzücü bir kardeş savaşı yaşanmıştı. Bugün Türkiye Cumhuriyeti yine Güney'i etkisizleştirmek için İmralı aracılığıyla provakasyonlar geliştiriyor. Oynanan oyunun genelkurmay çıkışlı olduğunu çok iyi bilen Güney Kürdistan Yönetimi türk genelkurmayının elinde bir maşa olmaktan başka özelliği olmayan İmralı ve uzantılarıyla diyalogun geçersizliğini bildiğinden oynanmakta olan oyunun yönetmeni ve de İmralı'nın gerçek sahipleriyle diyalog yolunu seçmekle hem akılcı hem de eski hatalarından ders çıkarmış olarak temkinli davrandığının anlaşılır işaretlerini veriyor. Mantıklı olmasının dışında çözümleyici olan yöntem de budur. Kapı bağımlıları yerine bizzat kapının kendisini muhatap almayı yeğleyen Güney Yönetimi'nin tavrı kürdlerarası çatışmayı önleyecek yegane yol olması nedeniyle PKK camiası için de hayırlı olan tutumdur. Bu nedenle PKK mensuplarının korkuya kapılmalarına gerek olmadığını gelişmelerin seyrinden anlamak mümkündür. Güney Kürdistan'la ilgili hassasiyet gösteren vatanseverlerin kaygılarıyla ilgili olarak öncelikle şunu belirmek istiyorum. Dostlarım rahat olsunlar. Türkiye, Güney Kürdistan'a askeri bir müdahalede bulunmaz, bulunamaz... Sebeplerine gelince: 1- Irak'taki Amerikan varlığı bölgede çıkarı olan blok ve yerel sömürgeci güçler tarafından dezenformatif bir şekilde başarısız olarak lanse ediliyor. Amerikan tarafı ise uluslararası şer ekseni tarafından geliştirilmeye çalışılan menfi propagandalardan son derece rahatsız ve bu kasıtlı yönelimi prestij sorunu olarak algılıyor. Türkiye'nin Güney'e karşı geliştireceği bir askeri harekat Amerika'nın bölgede başarısız olduğu hatta yenildiği imajına yol açar ki Amerikan Yönetimi'nin buna izin vereceğini sananlar yanılgı içerisindedirler. 2- Irak'taki ABD varlığı terörizme karşı sürdürülen uluslararası savaşın bir parçasıdır. Hiç değilse ABD yönetiminin Irak'ı işgal gerekçelerinin başına oturan terörizmle mücadeledir. Türkiye'nin Irak'a müdahalesine izin verilmesi Avrupa ülkeleri ve ABD tarafından müştereken terörist örgütler listesine alınmış PKK'nin Güney Kürdistan ve dolaylı bir biçimde ABD tarafından korunduğunun itirafı anlamına gelecektir. ABD'nin Irak'a müdahalesinin temel esprisiyle çelişen hatta ABD'nin iddialarını siyaseten ıskat edecek olan Türkiye'nin bu türden bir askeri müdahalesine ABD Irak'taki varlığı için hayati ehemmiyet arzeden kendi dillendirdiği ve savunduğu iddiaları nedeniyle izin veremez ve vermeyecektir. 3- Türkiye, ordusu büyük ölçüde ABD ve NATO tarafından finanse edilen bir devlettir. Türk ordusunun tank, top, uçak, hava savunma sistemleri gibi bir savaşta belirleyici rol oynayacak silahları Amerikan menşeli silahlarıdır. Silahların çoğunluğu NATO'nun sahipliğindedir ve kullanılması izne tabidir. Türkiye bu silahların mühimmatını imal etme imkanlarına sahip olmadığı gibi Amerika ve bağlaşıklarına dayanmaksızın her hangi bir savaşı üç günlüğüne finanse edecek mali güçten yoksundur. Amerika'nın izni olmaksızın Türkiye'nin kendi siyasi sınırları içerisinde dahi askeri harekat kabiliyeti sınırlıdır. 4- Güney ve Güneybatı Kürdistan dünya savaşı tabir edilen genel bir savaşla Osmanlı'dan alınmış, devamı olan Türkiye bu bölgeden dışlanmayı taahhüt eden bir antlaşma temelinde kurdurulmuştur. Türkiye'nin bir nevi kuruluş bildirgesi olan Lozan'ın lağvedilmesi anlamındaki bir askeri harekat, Osmanlı'dan koparılan sömürgelerin malların (ve tabiiki bu arada insanların) serbestçe dolaşımını öngören korporatif kapitalizmin icapları doğrultusunda yeniden dizaynı isteğiyle açık bir çatışma ve batı blokunun çıkarlarının ihlalidir. Bölgeye ilişkin düzenlemelerin Türkiye'nin elinde kalan sömürge parçasını da kapsayacak şekilde gerçekleştirilmeye çalışıldığı artık açıklıkla ifade edilmektedir. Bu durumda Türkiye'nin bölgede etkisini artırmasına ve hele bunu kürdleri tehdit ederek kendi peyki haline getirme yoluyla gerçekleştirmesine gerek Avrupa ve gerekse ABD tarafından izin verilmeyeceği tabiidir. Türkiye'nin herhangi bir emrivakisi Afganistan, Irak yada Lübnan konumuna düşmesini çabuklaştırmaktan başka sonuç vermeyecektir. Türk devleti yetkililerinin bunun ayırdında olmadıklarını farzetsek bile bölgeyi denetimlerinde tutan büyük güçler tarafından çeşitli vesilerle kendilerine ihsas edildiğini düşünmek için bir çok bulgu vardır. 5- Güney Kürdistan günümüzde meşruiyeti tartışılmayan demokratik bir yönetime sahiptir. Her zamankinden daha örgütlü, siyaseten daha güçlü, askeri bakımdan daha donanımlı ve eğitimlidir. Türkiye'nin askeri başarısının torbada keklik olmadığını en iyi şekilde türk genelkurmayı biliyor olmalıdır. Diğer yandan Türkiye'nin Güney'e müdahalesi kürdlerin yekvücut olmasına yolaçacak Güney'e ilaveten Kuzey parçasının da kurtuluşunu çabuklaştıracaktır. Dünya buna hazırdır. Hazırlıklı olmayan kuzeyli kürdlerin belirli bir kesimidir.Yukarda saydığım sebeplerden dolayı hangi parçadan olursa olsun kürdlerin tedirgin olmalarına, paniklemelerine mahal yoktur. Kürdler itidalli ve sağduyulu oldukça zaten başlarında ebabil kuşları gezinmeye başlamış olan Türkiye, İran ve Suriye'nin tedirginliği artacak, çaresizlik içerisinde ağır siyasi ve askeri hatalara sürüklenerek yok olup gideceklerdir. Kürdlerin bugün her zamankinden daha çok sükunete, birbilerini daha çok dinlemeye, korumaya, kayırmaya ihtiyaçları olduğu bir vakıadır. Milletimiz kazanma yoluna çoktan girmiştir. Kenetlenelim ve kazanımlarımızı geliştirmekle mükellef olduğumuzu hatırımızdan çıkarmayalım. Saygılarımla.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.