BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
25.02.2011 · 2 görüntülenme
M.Kobal Aryalı 25/02/2011
İsyan Etmek Haklıdır.
Zenginlik içinde yoksulluğu yaşayan Arap halklarının isyanı haklıdır. Bu duygularla bedenini ateşe veren Tunus’lu bir genç, yıllardır sorunlarına bir çözüm getirilmeyen emekçiler, işsizler bütün ezilenler için isyan kıvılcımı oldu. Bu coğrafyanın çalışanları, benzerleri gibi onyıllardır ülkelerinin zenginlik kaynaklarından faydalanamıyorlar. En ağır işlerde onlar çalıştırılıyorlar. En az ücreti onlar alıyorlar. Allaha, dine en çok onlar inanıyor, inandırılıyor. Ama hiç bir allahın, kitabın ve adaletin kabul edemeyeceği zulmu, yoksulluğu, felaketi onlar yaşıyor ve yaşatılıyor. Yoksulluk içinde yaşayan milyonlara, cennete gitmeleri karşılığında her gün allaha dua etmelerini ve dünya malının kiymetsiz, yeryüzünün bütün insanlığın olduğunu ögretiyorlar. Ama kendileri tam tersini yapıyorlar, yaşamın olduğu bu tek dünya’da milyarlarla oynuyorlar. Arap cografyası, birbirine düşman yirmi iki aile devletçiğiyle emperyalist şirketlerle yönetiliyorlar;
Bu insanlık dışı yönetimlere kafa tutanlar ya sistemin sınırları içine çekilerek kendileri için zararsız hale getiriliyorlar, yada yaşatılmıyorlar. Tunus’ta başlayan isyan, bir işaret fişeği gibi bütün Arap coğrafyasını hareketlendirmesi çoğu devletleri şaşırtı ve ürkütü. Mısır, Yemen, Bahreyn, Surye, Libya, ve bütün Arap devletlerin yöneticileri tutuşmuş durumda. Demokrasilerin olmadığı, insan hakları mahrumu bu mafya devletlerin kökten değiştirilmesi ayaklananların asıl hedefi olduğu malum. Fakat emekçilerin gerekli organizasyon ve örgütlenme hazırlığına sahip olmamaları, Baraday gibi emperyalist temsilcilerin işlerini kolaylaştırabilirler. Teokratik yönetimlere sahip Arap devletleri kendilerine bağlı generaller şirketiyle ordularını yönetiyorlar. Şimdi Mısır’da bu generaller ve sarı sendikalar, halkın öfkesini sisteme değil, kişilere yönelterek, şimdilik kendilerini hedef olmaktan kurtardıkları gibi yönetmeye hazırlanmaları iyiye işaret değildir.
Aslında Ortadoğu’da tedirgin olanlar sadece Arap devletleri değiller, kirli sicilleriyle sıralarını bekleyen Türk, Pers sömürgcileri ortadoğu lanetlilerin başını çekiyorlar. İnsan hakları nezdinde, İran ve Türk cumhuriyetlerin sicilleri kirlidir. Son otuz yılda yaptıkları katliamları, Arap devletleri yapmadılar. Ortadoğu’nun diktatör, totaliter, sömürgeci devletleri, sıranın kendilerine gelmemesi için edilgen reformlarla manipulasyona ağırlık veriyorlar. Nitelik olarak hiç biri diğerinden daha iyi değildir. Ortadoğu’da, hata hiç bir islam devletinde demokrasi yoktur. Bütün bu rejimlerin değiştirilmesi, reforme edilmesi, ekonomik, politik bağlantı içinde olduklari AB ve ABD devletlerinin yaklaşımlarıyla direkt bağlantılıdır.
Teokratik, faşist yönetimlerin bu kadar uzun zaman iktidarlarda kalmaları, gelişen farklı düşüncelere, muhalefetlere müsade etmemeleri bağlantı içinde oldukları emperyalist devletlerin bilgisi dahilindedir. Arap devletleri gibi on yıllarca babadan oğula geçme monarşi, cumhuriyet diktaları, Türk, İran gibi tekçi, sömürgeci cumhuriyetler, uyguladıkları çağ dışı siyasetlerle zıtlarını olgunlaştırmışlar artık. Kürtleri baskı altında tutan, Kürdistan meselesinin çözümünü istemeyen bu işgalci devletler, Kürtlerin ayrılık korkusunu, sövenizmi geliştirerek, yönetme emellerinden kolay vaz geçmeyecekler. Ancak uluslararası destek bulamazlarsa bu emellerinden başarılı olmayacaklarını biliyoruz.
Küçük olsun benim olsun devri bundan böyle kolay olmayacaktır. Bu zihniyetle oluşmus bütün krallık, faşist ve sömürgeci saltanatlar ardı sıra tarihe karışacakları anı bekliyorlar. Hiç şüphesiz yerlerine halk iktidarları, kurulacak gibi bir iyimserliğe kapılmamak gerekir. Fakat eskisinden daha kötü olmayacaklar. Kadınlara bakış azda olsa değişir, ezilenler birlik olunca nelere kadir olduklarını daha iyi anlarlar. İnsanca yasamanın tadını alırlar. Daha iyi yönetimlerin oluşması için tartışmalar, arayışlar, bilinçlenmeler gelisir. Kendilerinden sonraki kuşaklara daha olumlu bir zemin bırakırlar. Bu durumda Kürtler gibi işgal ve sömürge altında olan ülkelerin halkları ve örgütleri son derece hazırlıklı olmaları gerçekten önemlidir. Ayrıca ezilen sınıflar ve özellikle bütün insani haklarından yoksun bırakılan kadınlar için’de çok önemli bir tecrübe denemesi olacaktır.
Şimdiye kadar kadınların tamamıyla hiçleştirildiği bu tür islam toplumlarında, bundan böyle kendi adına söz hakkına sahip olmak istiyecektir. Buda bir aşama oluyor. Hiç süphesiz en gelişmiş toplumlarda bile kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olduğu teorilerine inanmıyorum. Ekonomik özgürlük, bütünün sadece bir parçasıdır. Erkeklerin, kadın meselesinde insanlaşması, mesafe alması toplumsal kültürle birlikte etkili caydırıcılığı kanunlastıracak uygulamalar gerektirir diye düşünüyorum. Kadın’la, erkeğin gerçek eşitliği, erkeğin hayvan’i yönlerini, kabalığını parça parça budayarak sosyal eşitligi hakim kılmakla olur. Toplumun yarısını kadınlar oluşturur. Kalan yarısı'da onların çocuklarıdır. Yaratıcılarına köle muamelesinin yasalarını yapanlar; utançlarını namus ve dini inançlarla maskelemişler. Bu maskelerin düşürülmesi başarılırsa her şey başarılır demektir.
Tunus ve Mısır yönetimleri devrildi. Petrol zengini Libya ikiye bölünmüş, çatışyorlar. Cezayir, Bahreyn, İran ve benzer diktatör rejimlere karşı halk sokakları terk etmiyor. Orta çağ kanunlarıyla yönetilen halklar, birbirlerinden cesaret alarak yöneticilerine meydan okuyorlar. Türk, İran sömürgeci devlet yöneticilerin sükünet çağrıları, karanlıkta ıslık çalma hikayesini hatırlatmaktadır. Bundan sonra kollektif iktidar aklını tercih eden yönetimler daha çok istenir olacaklar. İnsan merkezli örgütlenmelere, yönetimlere ağırlık verilecektir. Emperyalist dünya düzeni herşeyi istediği gibi sevk, idare edecek araçlara, tekniğe fazlasıyla sahiptir. İç dinamiklerle şefaf yönetimler, burjuva demokratik değişimler tetiklenmeye devam edilcektir. Bu yöntemlerle ilk müdahaleler dolaylı ve daha basarılı olunca kontrol daha çok istenir hale getirilir. Tunus, Mısır, Yemen ve benzer despot yöntimlere bu korku sinyali verilmemiş olsaydı. Şimdi kan güvdeyi götürürdü. Bu isyan dalgası körfez ülkelerinden Suudi Arabistan, Kuveyt ve benzerlerini de etkileyecektir.
ABD ve AB devlet başkanlarının birlik içinde aynı uslupla, mevcut yönetimleri kamuoyuna açık uyarmaları son derece önemli olmanın yanında, bir ilktir. Dilerim aynı siyaseti, Kürtleri zapt-u rapt altına alan Ankara, Tahran ve Şam yönetimlerine’de uygularlar. Büyük dünya devletlerin, basın ve yayın organlarının, ciddi reformlardan geçmeyen ve bu sıralarını gecikmeli yaşamak zorunda kalan orta doğu devletlerin yönetim ve toplumsal değişimine direkte ve indirekt yardımda bulunmaları kendilerininde yararınadır. Aksi halde benzer sosyal patlamalar kendi ülkelerinde yaşanacaktır. ABD ve AB devletleri, kendileriyle ciddi ekonomik ve politik çikarlara sahip ülke yönetimlerini koruyarak çifte standart bir politika geliştirmemelidir. Türk, İran, Şam vb. yönetimlerin, isyanın başladığı ülkelerden farklıymışlar gibi birbirlerinin pisliklerini, yaşanan isyanları destekleyerek gizlemeleri gözden kaçırılmamalıdır.
Medkobal@hotmail.fr
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.